Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar
05 Haziran 2017 Pazartesi, 11:43
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Fatih’in Dirayeti Ve İstanbul’un Fethi

Fatih’in Dirayeti Ve İstanbul’un Fethi Kâinatın Efendisi(s.a.s), daha hayatta iken Müslümanların istikbalde sağlayacakları muvaffakıyetler ile ilgili müjdeler vermiştir. Rum (Bizans) beldelerinin fethi de bunlardan birisidir. Hadis imamlarının ittifakla sahih kabul ettikleri bir Hadis-i şeriflerinde Resul-i Ekrem şöyle buyurmuşlardır: “İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Bunu gerçekleştirecek ordunun kumandanı ne mutlu kumandan ve askeri ne mutlu askerdir.” Emeviler’in ilk […]

Fatih’in Dirayeti Ve İstanbul’un Fethi

Kâinatın Efendisi(s.a.s), daha hayatta iken Müslümanların istikbalde sağlayacakları muvaffakıyetler ile ilgili müjdeler vermiştir. Rum (Bizans) beldelerinin fethi de bunlardan birisidir.

Hadis imamlarının ittifakla sahih kabul ettikleri bir Hadis-i şeriflerinde Resul-i Ekrem şöyle buyurmuşlardır: “İstanbul muhakkak fetholunacaktır. Bunu gerçekleştirecek ordunun kumandanı ne mutlu kumandan ve askeri ne mutlu askerdir.”

Emeviler’in ilk devrinde 668’lerde İstanbul, Müslümanlar tarafından kuşatılmış ve ashabdan Hâlid b. Zeyd (Ebu Eyyub el-Ensari) Hazretleri bu seferde şehit olmuş ve sur dışında toprağa verilmişti. Teşkilatlı ilk İstanbul kuşatması budur.

Aynı devirde 674-680 tarihleri arasında ikinci kuşatma olmuş ve yedi yıl kadar sürmüştür. 715 yılında İstanbul tekrar kuşatılmış ve Bizans, şehirde bir İslâm mahallesi ile câmi inşasına mecbur olmuştu.

Osmanlılar devrinde sistemli İstanbul kuşatmaları Yıldırım Bayezid devrine rastlar Yıldırım, İstanbul’a dört sefer düzenlemiştir Birinci sefer 1391’de olmuş, yedi ay kadar sürmüş ve bir antlaşma ile sona ermiştir.

Antlaşmaya göre: İstanbul’da Türk mahallesi kurulmak üzere Bizans İmparatoru 700 ev verecek, Sirkeci’de bir Türk mahkemesi kurulacak, İstanbul’da bir cami yaptırılacak, şehrin dışında Galata’dan Kâğıthane’ye kadar olan arazi Türklere terk edilecek ve buraya bir Türk garnizonu kurulacak, Bizanslılar Osmanlı Devleti’ne her yıl onbin altın vergi ödeyecekti.

Dinî ve milli duyguları çok sağlam olan II. Murat, oğlu II. Mehmed’i aynı terbiye içinde yetiştirmişti. Fâtih,değerli alimlerden dinî ilimler dışında felsefe ve matematik okumuş, Farsça ve Arapça’yı ana dili gibi; Latince, Yunanca ve Sırpça’yı da yeteri kadar öğrenmiş; tarih ve coğrafya bilgisiyle desteklenen mükemmel bir askerlik bilgisi edinmişti.

  1. Mehmed, Kâinatın Efendisi’nin (s.a.s) müjdesine erişmeyi gönül dünyasında beslerken, teknolojide belirli bir seviyeye gelmeden büyük fethe kavuşmanın da mümkün olmadığının bilincinde idi. Bu nedenle bütün fen alimleri ve teknisyenler gece gündüz İstanbul kuşatmasında kullanılacak araç gereçleri hazırlamaya girişmişlerdi. Çünkü Hakk’a tevekkül böyle olurdu. Yani Sultan Mehmed, bütün gücünü ortaya koyacak ve feth için yalvaracak yüzü olacaktı. Alınlar terlemeden peygamber müjdesine nail olmak ihtimali yoktu.

Bu iman, maneviyat-ilim-teknik ve dayanışma ruhu karşısında Bizans’ın ayakta durma imkânı kalmamıştı. Mesele, bu şartları iyi değerlendirmeye ve bu harika potansiyeli yerli yerince kullanmaya kalmıştı.

  1. Mehmed, “Avn-i İlâhi ve imdad-ı peygamberî ile beldeyi düşmanların elinden alacağız!” diyor ve heyecan ile bu büyük meselenin sorumluluğunun ağırlığı altında sabahlara kadar uyumuyordu.

6 Nisan 1453 günü Fatih, İmparatora elçi yollayarak şehrin teslimini istedi. İmparator şehrin teslimini kabul etmeyince, Türk topçu bataryaları o gün Cuma namazını müteakip top atışlarına başladılar.

Osmanlı ordusu harikalar meydana getiriyor, binlercesi surların dibinde can feda edip, Allah yolunda şehadet şerbetini içerken; diğer binlercesi pervasızca tırmanmaya devam ediyordu.

Bizans savunmasının başkumandanı Giustiniani ağır bir yara alarak geri çekilmek zorunda kaldı; savunmayı imparator üstlendi. Bu esnada fethin ayak seslerini duyan Fatih, heyecanlanarak, “Evlatlarım, düşman artık dayanamıyor, kaçıyor! Paralı askerler ve yardım niyetiyle gelen ecnebiler ayrıldılar, surlarda Rumlar’dan bile kimse kalmadı. Artık şehir elimizdedir. Fakat gevşek davranmayınız.Cesaretle ileri atılınız, kahramanlık gösteriniz. İşte şu anda ben de sizinle beraber ölmeğe hazırım. Dedi ve atını hızla ileri sürdü.

Bu sırada fethin ilk müjdesi nurla surlara yazıldı. Ulubatlı Hasan adlı küçük rütbeli bir subay, otuz kişilik bir hücum kolu ile surlara tırmandı. Türk bayrağını dikerek şehit düştü,  “ni’me’l ceyşler “ (mutlu askerler) arasına katıldı

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: