Son Dakika
17 Ekim 2017 Salı
10 Ekim 2016 Pazartesi, 09:30
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

Ey Hayat ; Dünyanın Bütün Çiçekleri…( 1 )

Ey Hayat ; Dünyanın Bütün Çiçekleri…( 1 )   Ceyhun Atuf Kansu’nın ‘Dünyanın Bütün Çiçekleri’ isimli şiirini duymuş, okumuş ya da dinlemişsinizdir. Bir köy öğretmeninin duygularını yansıtan şiir daha sonraları sanatçı Selda Bağcan tarafından da seslendirildi. Öğretmenlik mesleğine atıfta bulunan ve bir köy öğretmeninin mesleğine olan aşkını anlatan şiir oldukça duygulu bir formatta yazılmış. Mesleğe […]

Ey Hayat ; Dünyanın Bütün Çiçekleri…( 1 )

 

Ceyhun Atuf Kansu’nın ‘Dünyanın Bütün Çiçekleri’ isimli şiirini duymuş, okumuş ya da dinlemişsinizdir. Bir köy öğretmeninin duygularını yansıtan şiir daha sonraları sanatçı Selda Bağcan tarafından da seslendirildi. Öğretmenlik mesleğine atıfta bulunan ve bir köy öğretmeninin mesleğine olan aşkını anlatan şiir oldukça duygulu bir formatta yazılmış. Mesleğe olan bağlılığın önemini anlatır bize. Öğretmenlik önemli ve değerli bir meslektir çünkü. Öğretmenin öğrencisiyle olan bağının yani kurulan doğru iletişimin önemi çok büyüktür. Öğrenci öğretmenini sevdimi şahane bir eğitsel devinim yaşarsınız. Ve çoğu kez de öğretmen öğrenci olur. Adeta deniz-derya olur mehmet-koc-3öğrenciniz. Öğretmen olduğunuzu kimi zaman unutursunuz onun karşısında. Mutlu bir seremoni yaşarsınız öğrencilerinizle. Ve onlar artık sizin öğrencinizden öte çiçeklerinizdir. Kır bahçesinde renk renk açan çiçekler. Solmasını, boynunu bükmesini istemez, her gün sular, koklar, temiz hava şırınga edersiniz. ‘Dünyanın bütün çiçeklerini getirin bana son bir ders vereceğim…’ diyen şair hayatın aslında ne büyük kıymete tabi olduğunu betimlemiştir.

Nice benzer şiirlerle, öykülerle karşılaşırız. Hatta bunların çoğunu içimizde, çevremizde yaşarız. Yanımızdaki bir öğretmendir anlatıcı; öğrencisiyle geçen anılarını. Ya da bir öğrencidir;öğretmeniyle nasıl maytap geçtiğini anlatan. Keyifle geçirilen öğrencilik-öğretmenlik yıllarıdır insanı insan yapan. İnsanı mesleğine bağlayan ve onu aşık yapan. Memleket sevdasıdır aslında bunun temeli. Okuyan, tartışan ve üreten bir gelecek meydana getirmektir tüm umutları. Öğrenerek hayatı imbiğinden geçiren ve dostluğu, kardeşliği pekiştirmektir öğretmenlik.

Bu heyecan ve aşkın yansıdığı nice dostlarınız, arkadaşlarınız hatta komşularınız olmuştur elbette. Altınşehir ilkokuluna geldiğimde toy bir öğrenci ama idealist bir eğitimciydim ben de. Öğrencileriyle buluşan ve onlara hayatın önemini kavratmayı benimseyen bir aydın. Kent merkezinin mehmet-koc-4birkaç kilometre dışındaki okul, köy okulu gibiydi. Sekiz derslikli ve tek katlı. Şehrin tek toplu konut alanı içindeki okulun bulunduğu semte şehirleşme yeni yeni gelmekteydi. Toprak yollarıyla, dağ çiçekleriyle, ihata duvarı dahi olmayan bir okuldu Altınşehir ilkokulu.

İlk öğrencilerimin anısı çok büyüktür bende her öğretmende de olduğu gibi. Hemen hemen hepsi meslek sahibi, çoluk çocuk sahibi şimdilerde. İlk müdürün görevinden isteyerek ayrılmasından sonra yaklaşık on altı yıl birlikte çalışacağım yeni okul müdürü de görevine başlamıştı.

Öğrencilerin yıl boyu yapmış oldukları çalışmaların, ürünlerin yıl sonunda çöpe gidiyor olması beni rahatsız ediyordu. Bütün öğrenciler yapmış oldukları o güzel resimleri, el işlerini, teknik çalışmalarını ya çöpe atıyor ya okula hediye ediyor ya da bir arkadaşına hatıra olarak terk ediyordu. Anı olarak vermek te güzeldi elbette. Ancak bunun farklı bir seremoniyle verilmesi başka bir mana yükleyecekti o ürüne. İlk sergimizin hazırlıklarına başladık.

İkinci katının da yapıldığı okulun üst kattaki dersliklerini ve koridorunu sergi sofaları olarak kullandık. Sıralar birleştirildi, üzerlerine masa örtüleri serildi. Sonrasında mehmet-koc-2ise sergilenecek olan o yılın ürünleri dikkat çekecek şekilde yerleştirildi. Evden müzik setinin getirilmesi ve klasik müzik kasetlerinin temini ile her şey tamamdı. Altınşehir ilkokulu böyle bir organizasyonla ilk kez kendini mahalle halkına, velilere sunuyordu.

Sonraki yıllarda sergi faaliyetleri ek binanın zemin katında gerçekleştirildi. Ağırlıklı olarak teknik ürünlerin sergilendiği bu sergi çok daha fazla ilgi gördü. Oldukça havalı bir biçimde dizayn edilmiş salonun tesiri ziyaretçilerini hayran bırakmıştı. Öğrenciler sergi salonunda görev almak için sıraya girmişlerdi. İş-teknik, resim ve kitap sergileri oldukça ilgi görmüştü. Yerel basında da yer aldı. Dönemin vali yardımcıları ve milli eğitim amirlerinin de katılımlarıyla kokteyl havasıyla yapılan açılışlar büyük kentlerdeki sergi açılışlarını aratmayacak düzeydeydi. Pastası, klasik müziği, düşünce bildiren masa ve sohbetleriyle mahalle halkının, yani velilerin de ilgisini çekmişti.

Mükâfata değer görülen bu serginin eğitimde öğrencilerin birlikte iş yapabilme ve sorumluluk duygusunun gelişmesinde önemli katkıları olduğunu yadsımamak gerekir. Öğrenciler çiçeklerse eğer onları incitmemek gerekir ve onların, hayatın içine katarak mutlu olabilmeleri sağlanır.

mehmet-kocÇünkü öğrenciler ne boş bir levhadır ne tohum ekilmemiş tarla ne de doldurulmayı bekleyen boş bir bardak. Onlara okuma yazma gibi temel bilgi ve kavramlar öğretildi mi yeter. Yol alır yürürler. Ufuklarını açık tutmalarını ve imkan sunma olanakları vermek yeterli olacaktır. Okumaya yazma bilmeyen bir öğrenci yürümeye başlayan bir çocuk gibidir. Çocuk, yürümeye başladığı anda elini tutmaz bırakırsınız. O, artık yürür yürür yürür. Temel eğitim de öyle; okuma-yazmayı öğret ama yalnız bırakmadan birlikte yürü. Çocuklar birer cevherdir. Bu cevherleri doğru değerlendirmek ve kendini ifade edebilecek zeminler oluşturmak ta eğitimcinin asli sorumluluğu ve görevidir.

Ceyhun Atuf Kansu’nun dizeleri belki çok ağır, ama unutmamak gerekir ki çocuklarla öğretmenleri bir yumak gibidir. Hele hele ilkokul öğrencileri; sevgidir, sıcaklıktır, umuttur. Onlarla olmak bir öğretmenin belki de tek arzusudur.

 

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: