Son Dakika
17 Ağustos 2017 Perşembe
30 Haziran 2017 Cuma, 08:05
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

Eski-Eskimiş

Eski-Eskimiş Çok geniş kapsamlı olan eski sözcüğünün eşya için, zaman için, insan için, gelenek ve görenekler için söylenmiş birçok anlamı vardır. Biz, yazımızda bu sözcüğün sadece insanlara özgü olanını (bir sıfat olarak insanlar için kullanılan anlamlarını) ele alıp işlemeye çalışacağız. Konumuzu bununla  (insanlarla) sınırlayınca aklımıza hemen şu sözler geliyor: Eski dost, eski arkadaş, eski sevgili, […]

Eski-Eskimiş

Çok geniş kapsamlı olan eski sözcüğünün eşya için, zaman için, insan için, gelenek ve görenekler için söylenmiş birçok anlamı vardır. Biz, yazımızda bu sözcüğün sadece insanlara özgü olanını (bir sıfat olarak insanlar için kullanılan anlamlarını) ele alıp işlemeye çalışacağız. Konumuzu bununla  (insanlarla) sınırlayınca aklımıza hemen şu sözler geliyor: Eski dost, eski arkadaş, eski sevgili, eski insanlar vb…

İnsanlar için “eski„ sözcüğü; çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş olan  demek. Bu kişi, hâlâ yaşıyor da  olabilir; aramızdan ayrılmış  (ölmüş) de olabilir. Başka bir söylemle; “bir önceki„  veya eskiden “sabık„ dediğimiz…  Toplumsal yaşantımızda, kültürümüzde eski dostun, eski arkadaşın, eski sevgilinin, eski tanıdıkların özel bir yeri, değeri ve anlamı vardır. Üzerinden yıllar da geçmiş olsa; ilk dostumuz, ilk arkadaşımız, ilk yakınlarımız olmaları dolayısıyla hafızamızdaki, gönlümüzdeki yerleri ayrıdır ve özeldir.  Zaman içerisinde çeşitli nedenlerden dolayı onlarla görüşmesek de,  iletişimimiz kesilse de, unutulmaları mümkün değildir. Çünkü sonraları onlara atfettiğimiz “eski„ sıfatı, birçok olumlu meziyeti  içerir ve ifade eder. Bu “eski„ bilgiyi, görgüyü, deneyimi, olgunlaşmayı, sabrı, ileri görüşlülüğü anlatır. Durum böyle olunca, onları bir antikaya benzetmek mümkündür. Nasıl ki eski zamandan kalma, tarihi değeri olan ve nadir bulunan  eşyalara “antika„  diyorsak; eski dost, arkadaş ve tanıdıklarımız da  aynen öyledir. Üzerinden zaman geçtikçe  (eskidikçe) değerleri artar. Örneğin; “baba dostları„ gibi.

Şimdi geliniz “eski„ ile ilgili bazı deyimlerimizi ve içerdikleri anlamları birlikte hatırlayalım:

*Eski kurt: Mesleğinde uzmanlaşmış olan kimse demektir. Bilgi birikimini, tecrübeyi, işinin ehli olmayı ifade eder.

*Eski toprak: Yaşlandığı halde dinç kalan. Sağlam, sağlıklı, güçlü, kuvvetli insan demek.

*Eski tüfek: Herhangi bir işte kıdemli ve deneyimli olan anlamında  kullandığımız bir deyim.  Bu deyimlerden anlaşıldığı gibi buradaki “eski„ sıfatı, aslında bir güzelliği, bir olumluluğu, başka bir söylemle “eskimezliği„ ifade etmektedir. Demek ki  atalarımız; “Eski dost düşman olmaz.„ derken, bir bakıma eskinin  “güven=sadakat=vefa„ olduğuna işaret etmekteler. Bakınız Yahya Kemal, benzer bir beyitte ne diyor:

“Ne harabî, ne harabatiyim;

Kökü mazide olan atiyim.„

Günümüz Türkçesiyle söyleyecek olursak şair: “Ben; harap, yıkık, yıkılmış biri değilim. Beni onlardan sanmayınız. Dağınık, perişan değilim. İçkiye düşkünlüğüm falan yok. Ben, kökleri geçmişte  olan ve geleceği temsil eden biriyim.„ diyor. Böyle söyleyen, böyle düşünen biri, ne kadar eski olursa olsun, asla eskimiş değildir. Yenidir, tazedir, canlıdır. Tıpkı; “Eskimeyenin peşinden giden, hep yeni kalır.„ özdeyişinde olduğu gibi. Bakınız Üstad Necip Fazıl, benzer bir sözüyle bunu nasıl ifade ediyor:

“Kökünü beğenmeyen dal, dalını beğenmeyen meyve, olgunlaşmadan çürür.„ Keza; “Bilgiler geçmişe, kararlar geleceğe yöneliktir. Geçmişe hükmeden, geleceğe hükmeder. Geçmişe bakarak geleceği görürüz.„ atasözlerinde olduğu gibi…

Bir de Peyami Safa’nın şu özlü sözüne bakalım:

“Eski başkadır, eskimiş başka. Nice eskiler var ki eskimez.„

Demek ki eski ile eskimiş kavramlarını karıştırmamak gerek. Bir insanın üzerinden zamanın (yılların) geçmiş olması, onun eskimiş olmasına işaret etmez. O insan (yaşıyor veya ölmüş olsun) fikirleriyle, bilgisiyle, görüşleriyle, kılavuzluğuyla hâlâ canlı, hâlâ yaşamakta, hâlâ dipdiridir. Başka bir söylemle “eskimez„ dir.

Eskimiş, eskimek ise; üzerinden geçen zaman nedeniyle yıpranmış olmak demek. Bu durum, ölmüş veya yaşamakta olan birçok insan için geçerlidir. Görüş ve düşünceleri dar bir zaman dilimini kapsayan ve sadece o dilimde geçerli olan insanlar için “eskimiş„ diyebiliriz. Değil mi ki o insanın, geleceğe yönelik bir önerisi, bir kılavuzluğu yoktur… Öyleyse bu insan, yaş bakımından genç de  olsa eskidir, eskimeye, unutulmaya, silinip gitmeye mahkûmdur.

Eğer bir insan, bu kubbede bir hoş sada bırakarak ayrılabiliyorsa  ne mutlu ona! İşte o “hoş sâdâ„  maddî de olabilir, manevî de… Yeter ki insanların, insanlığın hayrı  ve iyiliği için olsun. Yazımızı bir Türk Sanat Müziği parçasından alınmış dörtlükle noktalayalım:

“Hayal meyal düşler gibi/Uçup giden kuşlar gibi/Yosun tutan taşlar gibi/Eski dostlar eski dostlar.„

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: