Son Dakika
11 Aralık 2017 Pazartesi
20 Eylül 2016 Salı, 09:19
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Eğitimin Mutfağı ve Anadolu Gerçeği

Eğitimin Mutfağı ve Anadolu Gerçeği

 

Türkiye’de eğitim sistemi; onlarca yıldır kilitlenmiş, batı taklidine dayalı, tek yön üzerine eforunu/ekonomisini harcayan bir sistem kurgulamıştır. Bu sitemde “İyi insan iyi vatandaş yetiştirme” amacı, bir slogandan öteye gitmemiştir. Sloganları iyi ezberleyen nesiller, tükenmişlik veya takiye ustalıklarıyla yaşamakta/konumlanmaktadırlar. Liyakatsiz/ehliyetsiz gasp edilmiş her mertebenin faciası birer suskunlar diyarına dönüşmüştür. Anadolu’ya özgü, geleceğe/çağa uyumlu bir eğitim sistemi için köklü reformları zorunlu hale getirmiştir. 96 yıllık uygulamaya zorlanan eğitim modellerinin biriktirdiği deneyimler, doğruyu bulmada işi kolaylaştıracaktır. Karar verecek erkin, liyakatli/ehliyetli beyinlerle bu işi başarması zor olmayacaktır.

Eğitimi sadece okullarda aramak ve beklemek yanlış bir tespittir. Eğitim nasıl ki sıfır yaş itibarıyla evde annenin kucağında başlıyorsa, farklı ölçekte bir işletmede devam edebilir. Bütün çocukları/gençleri 12 yıl boyunca örgün eğitim sistemine almak, başta sanat ve zanaat alanında olmak üzere önceden kalifiye/usta eleman kaybetmek anlamına gelir. Örgün eğitim sistemine uygun/uyumlu olmayan karaktere sahip insan varlığını kabullenmek gerekir. Toplumdaki herkesi zorunlu örgün eğitim sistemine almak ülkeye devasa bir ekonomik yük getirmektedir. Böylece ülke kendi parası ile geleceğini kısırlaştıracaktır. Örgün eğitimin dışında, işletmelerde çıraklıkla başlayan eğitim süreci kalfalık, ustalık aşamaları ile farklı alanlarda yetişen bir nesil doğuracaktır. Böylece zararlı/kötü niyetli çevreler istedikleri insan kaynaklarından mahrum kalacaktır. Örgün eğitime zorlanmış gençler; 18 yaşından sonra boşluğa düşerek ailelerine/ülkelerine karşı sorunlu ve tehlikeli hale gelmektedir. Birçok gerekçe ile 12 yıllık “Zorunlu Örgün Eğitim” yerine “Zorunlu İlköğretim Eğitim +Zorunlu Yaygın Eğitim “ şeklinde formüle edilmelidir. 8 yıllık (4+4) ilköğretimi zorunlu okuyan öğrenciler ortaöğretime devam etmeyeceklerse işletmelerde çıraklık seviyesinde, (iş + eğitim) başlamaları sağlanmalıdır.

Ortalama bir öğrencinin örgün eğitimde devlete maliyeti yıllık 5000 TL civarındadır. Devlet bu paranın çok azı ile özel işletmelere sağlayacağı imkânlarla, nesilleri doğru adreslerde idame ederek yetiştirebilir. Bu konuda Osmanlı dönemindeki “Ahilik Sistemi” referans alınabilir. Kabiliyet ve isteğe bağlı örgün eğitimde kalan öğrencilere de, daha fazla olanak/ortam sağlanarak akademik başarıya ulaşılabilir. Yaklaşık 900 bin öğretmen, 18 milyon öğrencinin defolu başarısı doğru okunmalıdır. Bilgi ve teknolojinin gelişim hızı ile her geçen gün yeni meslek alanları doğmaktadır. Okullar, günümüzde olmayıp gelecekte olası meslek alanlarını da ön görerek eğitim programlarını geliştirmeli/güncellemelidir. Bu anlamda eğitimcilerin/öğretmenlerin değişim/gelişim hızına uyumlu olmaları gerekir. Kendini yenileyemeyen/yenilemeyen öğretmenlerin sınıflardan uzaklaştırılmasına bir formül bulunabilir. Öğretmeyi öğretemeyen öğretmenin, uyguladığı eski/ezberci ders taktiğinin zararları ölçülmelidir. Analitik düşünemeyen, sorunlara çözüm üretemeyen eğitimcinin öğrencisinden bunlar beklenmemelidir. Öğretmen mesleğini; öğretmeyle eş zamanlı öğrenmeye aç insanlar tercih etmelidir…

Ülkemizde onlarca alan ve dalda eğitim veren meslek okulları bulunmaktadır. Ancak bu meslek okullarına öğrencilerin bilinçli yerleşmedikleri gerçeği büyük bir sorundur. Öyle ki; akademik başarı göstermeyen öğrenciler/örgün eğitime uygunsuz öğrenciler meslek okullarının örgün eğitimine zorlanmışlardır. Bu öğrencilerin çok azı okudukları mesleki alanda geleceğini kurabilmektedirler. Gerisi; üretemeyen, bağımlı, sorunlu, tehlikeli bir nesil olarak toplumun içinde bir “kitle” oluşturmaktadır.  Meslek okulları, mesleki bilgiyi verirken bilgiyi kullanma ortamı sağlamalıdır. Meslek okullarında tama yakın akademik eğitim yerine ihtiyaç kadarı verilmelidir. İlk yıldan itibaren farklı tüm işletmelerde çıraklık pozisyonunda konuşlanacak öğrencilerin, haftada bir gün okul/örgün eğitime tabi olmaları yeterlidir. Böyle bir sistem; piyasaya üretim sağlayacak, öncü istihdam oluşturulacak, ülke ekonomisine katma değer sunacaktır. Mesleki eğitim alan öğrencilerin, yükseköğretime geçişleri; “YGS + Diploma Puanı’na” göre düzenlenmesi birçok adaletsizliği de ortadan kaldıracaktır.

Zeki ve çalışma disiplini edinmiş öğrencilerin test havuzunda boğuldukları görülmelidir. Bu öğrencilerin yükseköğretimde sadece TIP/Hukuk alanlarına yönelmeleri ülkenin bilimde dengeli gelişimini engellemektedir. Zeki ve çalışkan öğrenciler; başta “Temel Bilimler” olmak üzere yükseköğretimin her alanına yerleştirilmelidir. Bu öğrencilere, akademik eğitim kariyerlerini ilerletmek için gereken önlemler alınmalı, program ve planlamalar hazırlanmalıdır. Anadolu’nun her tarafında “Aziz SANCAR’ların” olduğu/olacağı gerçeği unutulmamalıdır.

Okullar öğrencilerin davranışlarını olumlu yönde değiştirme ve yeteneklerini keşfedip geliştirme tekniklerini uygularken öğrencinin bu süreçle ilgili isteğini de motive etmelidir. Spesifik özelliklere sahip her öğrenci farklı süreç ve modellerle şekillene bilir. Benzer karakter gösteren öğrencileri bir araya getirme marifeti, mastır bir çalışma gerektirmektedir.  Farklı kategorideki öğrencilerin ortak paydası; çevreye duyarlı, kendini gerçekleştirebilen, hayatın manasını algılayabilmek olmalıdır.

Öğretmen yetiştiren üniversiteler/fakülteler ile okullar arsında “etkileşime” dayalı bir iletişim/ilişki bağı resmileştirilmelidir. Stajyer öğretmenler okullarda deneyim alırken, tecrübeli/model öğretmenlerden üniversiteler/fakülteler yararlanmalıdır. Okulların bünyesinde bu çalışmaları organize edecek birimler oluşturulabilir. Her ilde var olan üniversitelerin; mühendislik ve meslek yüksekokulları “Teknik ve Mesleki Üniversite” adıyla ayrı bir rektörlüğün yönetimine alınmalıdır.

Bakanlığın başta Talim Ve Terbiye Kurulu olmak üzere tüm birimleri, eğitimin mutfağı olarak çalışmalarını sürdürmektedir. Burada yapılan çalasımalar, verilen emek, üretim büyük bir saygıyı hak etmektedir. Bu mutfağın ürettikleri; Anadolu’nun Sosyal/kültürel/ekonomik gerçekleri ile uyuşmalıdır. Tüm boyutları ile batı tarzı bir eğitimin kurgulanması yanlıştır. Karar erki, eğitimde dümenin yönünü düzeltmelidir. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri eğitimde ilk düğmenin yanlış iliklendiğini herkes biliyor…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: