Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
29 Haziran 2017 Perşembe, 08:15
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

EĞİTİM’e açıktan bakmak (2)

EĞİTİM’e açıktan bakmak (2)   15 Temmuzla başlayan ülkenin içine düştüğü/düşürüldüğü süreç ve akabinde ilan edilen OHAL sonrasında yüzbinlerce öğrenci öğretmensiz bırakıldı. Her kademedeki on binlerce öğretmen KHK marifetiyle görevlerinden el çektirildiler. Ülke genelinde otuz binden fazla eğitimci KHK ile öğrencilerinden koparıldı. Terörle irtibat, iltisak marifetiyle eğitime içeriden neşter atıldı. Adıyaman’da ise dört yüz dolayında […]

EĞİTİM’e açıktan bakmak (2)

 

15 Temmuzla başlayan ülkenin içine düştüğü/düşürüldüğü süreç ve akabinde ilan edilen OHAL sonrasında yüzbinlerce öğrenci öğretmensiz bırakıldı. Her kademedeki on binlerce öğretmen KHK marifetiyle görevlerinden el çektirildiler.

Ülke genelinde otuz binden fazla eğitimci KHK ile öğrencilerinden koparıldı. Terörle irtibat, iltisak marifetiyle eğitime içeriden neşter atıldı. Adıyaman’da ise dört yüz dolayında eğitimci meslekten men edildi. Yine terörle ilişkilendirilerek yüzlerce eğitimci açığa alınmak suretiyle itibar erozyonuna uğratıldı. Okullardaki iş barışının zedelenmesine hizmet eden bu uygulamalar eğitimin istenilen düzeyde olması sanırım beklenilemezdi. Sebep her ne olursa olsun eğitime yönelik açığa almalar ve ihraçlar öğrencileri de mağdur etmiş oldu.

Liyakatin esas alınmadığı bir dönemin hızla içine girdiğimiz şu dönemde, mesleğe kabul noktasında mülakatın adaletli olamadığı açıkken, ‘kutsal’ olarak tanımladığımız öğretmenlik mesleği irtifa kaybetmektedir. Cemaat adı altında örgütlenen ve devletin tüm kilit noktalarına nüfuz eden bir yapılanmayla mücadele edilirken daha hassas olunabilirdi. Hukuk ve adalet organları hızla devreye konulmuş olsaydı yüzbinlerce mağduriyet ortaya çıkmazdı. Milyonlarca öğrenci anne-baba olarak gördüğü öğretmenleri için göz yaşı dökmek durumunda kalmazdı.

Cemaatin eğitim camiası başta olmak üzere, devletin tüm alanlarındaki etkisine karşı duran, muhalefet eden ve demokratik eğitimi esas alan eğitimcilerin de terörle ilişkilendirilip aynı akıbete uğratılması, eğitimde kan kaybının artmasını sağladı.

Sık sık sınav sistemlerinin değiştirilmesi öğrencileri demoralize etmekle kalmayıp, çaresizliğe ve umutsuzluğa da itiyor. TEOG sınavlarının plansızlığı, açık uçlu soru biçimleri ve en ilginci ise her sınavda ortaya çıkan ve binlerce öğrenciyi huzursuz eden yanlış soru ve iptal edilen soru durumu.

Son günlerde açıklanan öğretmene ödül girişimi ve her yıl seminer dönemlerinin sıradanlığı, aksaklıkları ve öğretmenlerin teftiş yöntemi, performans notları… Her bakımdan neresinden ele alsan elinde kalır durumdaki eğitim camiasında köklü, kapsamlı bir reforma ihtiyaç olduğu kesin.

Geçtiğimiz günlerde UNESCO bir eğitim raporu yayınladı. Ülkemizin eğitim karnesini rakamlarla yazmaya lüzum yok. Oldukça zayıf ve çoğu ülkeden de geri durumdayız. Okumaya ve bilimsel eğitime önem verilmediği sürece gelişme olanağı zayıftır. İllerde düzenlenen çalıştayların eğitime katkı sunamaması ve bilimsel tezler yerine günü geçirme eksenli adımlar hem Avrupa’daki hem de Asya’daki ülkelerden alt sıralara gerileriz.

Asıl ve diğer önemli bir süreç ise güvencesiz ve sözleşmeye dayalı bir iş kolu oluşturma sürecidir. Son bir yıldır kamuda kaygının, korkunun etkinliği, BES ve Sözleşmeli memur fikrinin hayata daha rahat geçirilmesine olanak sunmuştur. Atamalarda mülakatın iyiden iyiye yerleşmiş olması mesleki kariyeri de zedeler olmuştur. Öğretmenlik mesleğinin ciddiye alınmaması gelecek kuşakların da yaşamını olumsuz etkileyeceği açıktır.

Eğitim, ciddi bir iştir. Eğitim, sık sık kanun, yönetmelik ve müfredatlarla sekteye uğratılmamalıdır. Çocuklarımızın gelecekleri, aynı zamanda ülkemizin de gelecekleridir. Eğitime dair tüm sorunlar ortadayken, üstelik on binlerce öğretmen ihraç edilmişken BAŞARI beklemek yanıltıcı olur. Çözüm üretmeden ve eğitimde reform yapmadan, TEOG veya LYS gibi önemli sınavlar başta olmak üzere, uluslararası alanlarda ülkemizin eğitim karnesinin zayıf olması normal değil midir?

Ülkemizin sosyal dokusuna uygun reformlar yapılarak ve kapsamlı bir demokratik müfredat oluşturarak eğitim yapmak zor değil. Liyakatin esas alınmadığı bir eğitim sisteminden çok fazla bir şey beklemek ve bundan da hayal kırıklığı duymak abesle iştigaldir. Bir an önce öğretmenlere iade-i itibarları sağlanmalı ve haksız ihraçlardan dönülmelidir. Korku ve kaygı içerisinde geçen hayatın normale dönmesi için OHAL’den vazgeçilmeli. Her alanda ortaya çıkan mağduriyetin giderilmesi ve huzurun tesisi için KHK’lar hızlı bir biçimde sonuçlandırılmalıdır. Yıllara yayılacak olan süreç, psikolojik travmalara da zemin sunacaktır. Eğitimsiz bir toplum susuz ağaç gibidir. Sulanmayan ağaçtan da meyve almak mümkün olmaz.

Anaokulundan başlayıp üniversiteye kadar süren eğitim programlarının uzmanlarca ele alınarak hazırlanması ve insan temeli üzerine kurgulanması, hem bireyi hem de toplumu geliştirecektir. Kalkınma dediğimiz olgu ancak bu sayede hayat bulur.

Son bir not; Adıyaman MEM, okula yeni başlayan öğrenciler için her sene öğretmen arayışı içine giren velilere kura uygulaması getirmiş. Öğrenciler kurayla öğretmenini tanıyacak. Yıllardır bilinen uygulamayla, adeta öğretmenleri ekonomik gelir kaynağı gören okul müdürlerine ses çıkarmayan MEM bundan sonrasını nasıl sağlar bilemem. Sınıf mevcutlarının kırkı aşmaması şeklindeki yönetmeliğe rağmen mevcutları yüksek sınıflar ve bu mevcutlarla baş etmeye çalışan eğitimcileri görmezden gelen MEM, umarım kapsamlı bir çalışma yapmıştır.  Ancak yığınlarca sorunların içinde öğrenci-öğretmen-veli- okul müdürü ilişkisine olumsuz yansıyacak olan kura yöntemi birçok kişinin başını ağrıtacağı kesin.

(Haftaya; Nasıl bir eğitim istemeliyiz? Niçin?)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: