Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba
21 Haziran 2017 Çarşamba, 09:37
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

EĞİTİM’e açıktan bakmak (1)

EĞİTİM’e açıktan bakmak (1)   Çocukları sevmeyen sanırım hemen hemen hiç yoktur. En güzel yanımız ve en değerli varlıklarımızdır onlar. Bir dediklerini iki etmeyiz. Her istedikleri emir gibidir bizler için. Gece de olsa gündüz de olsa mutlaka karşılanır talepleri. En iyi oyuncaklar, en güzel kıyafetler, en lezzetli yemekler… En’lere ulaşamayanlar olsa da yine de var […]

EĞİTİM’e açıktan bakmak (1)

 

Çocukları sevmeyen sanırım hemen hemen hiç yoktur. En güzel yanımız ve en değerli varlıklarımızdır onlar. Bir dediklerini iki etmeyiz. Her istedikleri emir gibidir bizler için. Gece de olsa gündüz de olsa mutlaka karşılanır talepleri.

En iyi oyuncaklar, en güzel kıyafetler, en lezzetli yemekler…

En’lere ulaşamayanlar olsa da yine de var olanın en iyisini sağlamaya çalışır herkes.

Okul çağı gelene kadar evin neşesidir çocuklar. Anaokulu ve ardından da İlkokul!..

Başarılı bir öğretmende okumalı, eğitim almalı. İlkokul öğretmenliği eğitimin temelidir ve her çocuk iyi bir temelle eğitim hayatına başlamalıdır. Ve her aile aylar, hatta yıllar öncesinden birinci sınıf öğretmeni araştırır. Çocuklarına hem okuma-yazmayı ve de hayatı sevdirmeyi sağlayabilecek bir öğretmen arayışı telaşına girerler.

Yıllar yılı eğitimin her alanında onlarca yara oluştuğunu bilmeden, bilse de düşünmeden çocukları için her aile yine de kaliteli eğitim ister. Devlet okulunda bulamayacağını düşündüğü imkanı, özel okullara yönelerek gidermeye çalışır. Tabi parası olanlar için bu gayet normal. Olmayanlarsa…

***

Önce altı yaş muhabbeti ile kafalar iyiden iyiye karıştı. Aileler ya rapor alıp çocuklarını erken yaşta okula göndermemeyi düşündü, ya erken yaşta hayata atılsın denildi, ya da yasa ne dediyse razı geldi.  Sonunda ise makul olan yaşa dönüldü.

444 denilen ve nasıl bir sonuç vereceği bilinmeyen bir sisteme geçildi. Aniden ve hazırlıksız!.. Hem öğretmenler hem öğrenciler hem de veliler afalladılar. Yürütülen yönetmelik kervan yolda düzülür muhabbetiyle değerlendirildi. Somut dönem olarak bilinen küçük yaştaki çocuklar, aniden ortaokul öğrencisi yapıldı. Ortaokula geçtiği varsayılan çocuklar şaşkına döndü.

Hazırlıksız başlatılan uygulamalarla her kademe için bina ayrıştırmalarına gidildi. Çift müdürlü, ortak bahçeli, ortak binalı veya duvarlarla ayrılmış okullar ortaya çıktı.

İlkokulu bitiren öğrencilere, isterlerse ikinci ve üçüncü dört yılı açıktan okuma uygulaması getirildi. Yani okula gitme zorunlu var ama açıktan da okunabilir. Akıllar karışınca ilkokulu bitiren çocuklar ya işçi olmaya karar verdi ya da erken yaşta aile kurması sağlandı.

İkinci dört yıla başlarken müfredata ‘seçmeli’ başlığı altında isteyen istemeyen herkese zorunlu din dersi konuldu. Bunu telaffuz eden öğretmenler ise tepkiyle karşılandı. Oysa her çocuğun ailesinden aldığı sosyo-kültürel değerleri ve inançları doğrultusunda eğitim almaya hakkı olduğunun herkes farkındaydı. Hatta annesinden öğrendiği dilde eğitim almak gibi bilimsellik ortadayken.

Müfredat sık sık yenilendi. Yönetmelikler ve kanunlardaki değişiklikler eğitim camiasında belirsizlikleri ve tartışmaları da beraberinde getirdi. El yazısı uygulaması eğitim camiasında eleştirilere konu olsa da yıllar yılı bu uygulama devam etti. Ardından bazı harflerin biçimleri yenilendi. Sonrasında ise el yazısı uygulamasından vaz geçildiği açıklandı. Her bakımdan öğrenci, veli ve öğretmenin sıkıntı çektiği el yazısı süreci milyonlarca öğrenciyi meşgul etti.

İlkokul birinci sınıftan itibaren her kademede yüzlerce deneme sınavlarına tabi tutulan ve ‘yarış’ psikolojisine giren eğitim bileşenleri (öğrenci, veli, öğretmen…) evlerini deneme sınav kitapçıklarıyla doldurdu.

Sık sık isim yenilenmesine gidilen liseye giriş sınavlarına hazırlanan ortaokul öğrencileri sınavdan sınava, etütten etüde, dersaneden dersaneye hatta özel dersten başka bir özel derse mekik dokur hale geldi. SBS, TEOG, YGS, LYS…

Kaç eğitim bakanı değişti. Kaç bürokrat değişti. Amirler için sekiz yıl ve/veya dört yıl sonrası rotasyon getirildi. Birkaç yıl zarfında da öğretmenlere rotasyon dillerde dolandı durdu. Tüm okul müdürleri bir anda yerlerinden edildiler. Okul idareleri tecrübe eksiklikleriyle baş başa kaldı. Karar alınıp, uygulanacağı anda öğretmene uygulanacak rotasyondan vaz geçildi. Plan yapanların programları alt üst oldu.

Öğretmenlerin az çalıştığı, çok maaş aldığı, çok tatil yaptığı gibi onlarca incitici, onur kırıcı sözler kamuoyunu meşgul etti. İtibarın en belirgin olacağı mesleklerden olan öğretmenliğin itibarının zedelenmesi toplum nezdinde mesleğe değeri ve ilgiyi azalttı.

Yüz binden fazla öğretmene ihtiyacın bulunduğu bir dönemde atamaların az sayıda tutulması on binlerce gencin mesleklerinden soğumasına ve çaresizliğe itilmesine yol açtı, açıyor. Sözleşmeli öğretmenlik ve iki yıla yayılan stajyerlik. Bu da yetmezmiş gibi mülakat!..  Nereden bakılsa eğitim her yandan yığınlarca sorunlarla başbaşa.

Eğitimin demokratikleştirilmesi, bilimsel ve gerçek manada laik eğitimin hayata geçirilmesini savunan eğitimciler sürekli soruşturmalara ve kovuşturmalara tabi tutuldu. Cezalara maruz bırakıldı. Eğitim camiasında moral ve motivasyon düşüklüğü, mobing uygulamaları arttı.

Liyakatın esas alınmaması ve kalkınma planlarının dahi hayata geçirilmemesi, kayırmacılığın doğalmış gibi görülmesi itibar mitibar bırakmadı.

(Genel çerçevede ele almaya çalıştığım içeriğine fazla girmediğim eğitim sistemimize dair görüş, düşünce, eleştiri ve öneriler maille tarafıma iletilebilir.)

(Bir sonraki yazı; son bir yılda yaşanılanlar ve dünyada eğitim karnemiz!…)

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: