30 Ağustos 2016 Salı, 07:04
Mehmet Koç
Mehmet Koç [email protected] Tüm Yazılar

Edebiyatın yitik kenti :Vedat Türkali

Edebiyatın yitik kenti :Vedat Türkali Onca kitabın arasından çıkarıp ,bu yaz okumalıyım demiştim o kitabı.İyi ki okumuşum.Bir kaç yaz öncesiydi.İsmiyle özdeş tuttuğum romanı okurken zamanın nasıl aktığından habersizdim.Okuyor bir yandan da Menderes dönemine gidiyordum.Tarihsel seramoni gibi geliyordu bana.Eylemler,sokak yürüyüşleri,korkular,haksızlıklar derken roman tatlı tatlı sürüyordu.Günsel’i düşündüm sık sık.Kenan’ın ikilemlerini.Nermin de haksız değildi hani.İstanbul’un kitapçılarında dolaştım,gitsem oralara […]

Edebiyatın yitik kenti :Vedat Türkali

Onca kitabın arasından çıkarıp ,bu yaz okumalıyım demiştim o kitabı.İyi ki okumuşum.Bir kaç yaz öncesiydi.İsmiyle özdeş tuttuğum romanı okurken zamanın nasıl aktığından habersizdim.Okuyor bir yandan da Menderes dönemine gidiyordum.Tarihsel seramoni gibi geliyordu bana.Eylemler,sokak yürüyüşleri,korkular,haksızlıklar derken roman tatlı tatlı sürüyordu.Günsel’i düşündüm sık sık.Kenan’ın ikilemlerini.Nermin de haksız değildi hani.İstanbul’un kitapçılarında dolaştım,gitsem oralara arasam Günsel ya da Kenan’ı…

Bir Gün Tek Başına’ kaldığında neler hisseder insan.Kitabın sonunda tek başınıza kalıyor ve hayata gözlerinizi yumuyorsunuz.Ama yedi yüz sayfaya yakın kitabı elden düşürmek istemiyor adeta romanın kahramanı oluyorsunuz.1974 yılında yazmış Vedat Türkali ‘bir gün tek başına’yı.Demek ki ben 30 yıl sonra okumuşum.Benzer akıcılığı serüveni Güven’de buluyorsunuz.Dilini ve anlatıcılığını sade ve akıcı buluyorum Vedat Türkali’nin.O nedenle sıkılmıyorum,yorulmuyorum.

Doksan yıllık ömrün bilgeliğinde onlarca oyun,senaryo,roman…Şimdilerde ise ‘Yalancı Tanıklar Kahvesi’ ile bizlerle buluşacak. 1970-1980 yıllarının yaşanmışlıklarının yer aldığı kitabı yakında kitap raflarında göreceğiz. Basında yer alan bir yazıda kitabı için şunları ifade ediyor.“Kitap demokrasi, laiklik, şeriat kavgasına parmak basıyor. Türkiye’nin akan zaman içinde neler kaybettiği, aydının içinde bulunduğu durum, aşklar, serüvenler ve sınıfsal duyarlılıklar yer alıyor. Bu kitap o alevli günlerde canlarını feda eden gençleri de anlatıyor”

Vedat Türkali 1919 yılının 13 Mayıs’ında doğduğunda henüz Milli Mücadele yeni yeni filizleniyordu.Dört çocuklu bir ailenin 3 kızından sonra dördüncü çocuğudur.Asıl adı Abdulkadir Demirkan’dır ancak zaman sonra Pirhasan oğullarından geldikleri için soyadlarını değiştirirler.Abdulkadir Pirhasan olur.Soyadı karışıklığından ve siyasi olayların da etkisiyle yazılarını Vedat Türkali olarak yazmaya ve öyle anılmaya başlanır.

Dindar bir ailenin çocuğu olarak okula başlayan Abdulkadir,öğrendikleriyle babasına karşı gelmeye başlar.Dönem itibariyle yükselen milli mücadelenin tesiriyle ‘Kemalist’ olur.Babasıyla tartışmalar yapar milli törenlere,cumhuriyet bayramı kutlamalarına gitmesine babası izin vermez,oturup kuran okusunlar der.Ortaokulu bitirdiğinde tanıştığı ‘Komünist Memet’ olarak tanınan kişiyle arkadaş olur.Samsun’da bulunan kütüphane artık onun için okul gibidir.Bir çok edebiyatçıyı bu sayede tanır.”Reşat Nuri,Hüseyin Rahmi,Halide Edip,Ahmet Haşim…”O dönemler bol bol okuyan Abdulkadir Pirhasan,Marks’la,Engels’le de tanışır.

Zorluklar ve yokluklar içinde okuyarak,yokluğun ve yoksulluğun anlamını öğrenir.İlk önceleri şiir yazmaya başlar ve kimi dergilerde de yayınlanır.Liseden sonra İstanbul’a gider.Bir anısında babasından dayak yiyecek olduğunu,okuduğumda şaşırmıştım.Çünkü babasına ‘Türküm’ demiş.1937 yılında Erenköy Kız Lisesinde Merih adlı kızla tanışır.İlk tanışmanın ardı da gelir.Şiirin etkisi görülür.Yüksek öğrenim okumanın güç olduğu bir dönemdir.Yüksek Öğretmen Okulu sınavında dördüncü olduğu halde sadece iki kişi alındığı için giremez.Askeri öğretmen okulunun Türkoloji bölümünde şans bulur.Merih te felsefe bölümündedir. Zamanını felsefe derslerine girerek geçirir.Askeri okulu sevemezse de Kıdemli Yüzbaşılığa kadar yükselir. İstanbul’da edebiyat dünyasıyla iç içedir.On beş yılın sonunda Samsun’a döner.

Uzun süren beraberliklerinin ardından Merih ile evlenir.Siyasi çalışmalardan da geri durmaz.Okumaya,tartışmaya devam eder,yeni isimlerle tanışır.Mihri Belli,Dr.Şefik Hüsnü gibi önemli kişilerle diyalog içindedir.TKP’nin çalışmalarında yer alır.1951 yılında tutuklanır,yedi yıl cezaevinde kalır.

Yılmaz Güney’le tanışmıştır.Sinemaya duyduğu ilginin etkisiyle senaryo üzerinde çalışmalar yürütür.Rıfat Ilgaz ile birlikte GAR yayınlarını kurar.’Dolandırıcılar Şahı’ filminin senaristliğini yapar.Bazı filmlerde asistanlık üstlenir.Sinema dünyasına girmiştir artık.Vedat Türkali ismini yeni yeni kullanmaya başlar.Suflörlük,senaryo çalışmaları,yönetmenlik derken iyiden iyiye sinemayla baş başadır.

Edebiyat dünyasına girişi ise benim sözünü ettiğim kitabı ‘bir gün tek başına’ ile olur.1974 yılında milliyet yayınlarının düzenlediği yarışmada eser,Roman dalında birincilik ödülü alır.

Oyuncu Deniz Türkali ve yönetmen Barış Pirhasan’ın babası Vedat Türkali,sosyalist fikirlerinden ödün vermez,kendini kendi kitabında ‘Komünist’te anlatır.Coğrafyamızın yaralı kanadına el uzatır.Uçsun diye yürek verir dostlarına.Çelişkilerin ve acıların coğrafyasına da yazılar yazar.’Özgürlük için Kürt Yazıları’nı yayınlar.1983 yılında ise ‘Mavi Karanlık’ adlı romanı ile 12 Eylül’ü yazar.İki cilt halinde ‘Güven ‘ adlı romanından sonra,‘Kayıp Romanlar’la kaybolan geçmişi aralar.Özlemleri,acıları,sancıları,çocukların çığlıklarını…yazar.Acılı coğrafyamızın isteklerine yanıt olur.

Özgürlük için aydınların yanında,hatta birebir barış için aydınlarla bir araya gelir.2002 seçimlerinde barıştan ve özgürlükten yana tavır alır ve en yaşlı aday olarak seçimlere katılır Sosyalist aydınlanmanın ve komünist duruşun temsilcisi sayılan Türkali,Diyarbakır’daki festivallere katılarak  aydın duruşunu gösterir.O Vedat TÜRKALİ.Türk romanının ustası. Belki de Nobel’i hak eden ender kişilerden biridir.Zira Nobel ödülü verilse alır mıydı bilemem.O bir barış savunucusu.O,edebiyatın yaşlı kurdu.

Çok şey yazılabilinir Vedat TÜRKALİ için. Samsun’dan doğan bir romancı,bir şair,bir barış savunucusu için bu satırlar az bile.Haramilerin saltanatını yıkılamadıysa eğer,biz biliyoruz ki saltanat kolay yıkılmıyor bu ülkede.

Biliyoruz ki kolay olmaz özgürlüğün bedeli.Onca senenin,yüzyıla yakın bir yaşamın içinde edebiyatın yeşermesi;şair olmak,senarist olmak,yönetmen,oyuncu,yazar ve de insan olmak öyle kolay değil işte.

Doksan yaşında yazdığı ‘Yalancı Tanıklar Kahvesi’nde acaba Türkiye neler kaybediyor,neler istiyor…

Vedat Türkali’yi yazmayı çok arzuluyordum.O’nu anlatmayı ve onu tanıtmayı….Onu nasıl anlatsam diye düşünüp durdum. Herhalde en iyi onu kitapları anlatır diye düşünüyorum..Ve en iyi şiiri betimler onu diye sonlandırmak istiyorum sözlerimi.Vedat Türkali.Asıl adıyla Abdulkadir Pirhasan! Bir barış elçisi..! Yitik ülkenin derin soluğu. Edebiyatın can damarı…O’nu daha iyi tanımanın ve anlamanın en güzel yolu romanları,oyunları ve de ‘İstanbul’ şiiri…

 

İstanbul


Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünürüm İstanbul
Bin bir direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniye’nde güneş
Hey sen güzelsin kavgamızın şehri

………………..
Boşuna çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle bizi
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi denizlerine yaslanmış
Beyaz tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli çocuklarınla bekle bizi
Bekle zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle dinamiti tarihin
Bekle yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize layıksın

 

  [Vedat Türkali ile ilgili yazımı 208 yılında kültür sanat nehrine ( Nehir) bir damla su olsun diye kaleme almıştım.sevgiyle gururla anlatmıştım Vedat Türkali’yi.]

 

Vedat Türkali’yi 29 Ağustos sıcağında,dün kaybettik.Tüm halkların özgürlüğü için 97 yıl yaşadı.Yılmadı,geride ölümsüz eserler bıraktı. Son kitabıyla bir döneme ve ötekileştirilmiş halklara dair bitmeyen mücadeleyi anlatır. Veee Vedat Türkali; Bitti bitti bitmedi dediydin ama ezilen,mağdur edilen insanların gönlünde, edebiyatında bitmeyeceğin kesin.Bu kitabını basında da yer aldığı üzere Öcalan’a da yollamış,Öcalan’dan ise teşekkür almıştı.Kürtler konusunda sorunun mutlaka demokratik biçimde çözülmesi için çaba göstermiş, “Kürtlerin yaşama ve özgürce kendini ifade etme hakkı vardır” demişti.Tabi barışın kanatlarının kırık olduğu ülkemizde kuşların,güvercinlerin özgürce uçması,konuşması oldukça güç.O, bunu bilse de halkların gönlünde yılmaz bir aydın oldu,öyle de kalacak.

  Vedat Türkali’yi yazmak aslında öyle kolay bir iş değil.Bir sonraki yazıya kalsın kapsamlı Vedat Türkali yazım.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: