07 Haziran 2017 Çarşamba, 09:19
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

Ecevit Tütünü

(Gerçek bir öykü) Ecevit Tütünü   Yıl 1966. Orhan, Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü’nde okuyordu. Sömestir ve yaz tatillerinde memlekete gidişlerinde, arkadaşlarından ve hocalarından yöresel hediyeler konusunda ufak tefek siparişler alırdı. Hiçbirini kırmaz, “Çam sakızı çoban armağanı„ kabilinden ev eşyaları, yöresel gıdalar, tatlı ve çerezler getirir, onları memnun etmeye çalışırdı. O yıllarda Kapcami’nin altındaki Paşa Hamamı’nın […]

(Gerçek bir öykü)

Ecevit Tütünü

 

Yıl 1966. Orhan, Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü’nde okuyordu. Sömestir ve yaz tatillerinde memlekete gidişlerinde, arkadaşlarından ve hocalarından yöresel hediyeler konusunda ufak tefek siparişler alırdı. Hiçbirini kırmaz, “Çam sakızı çoban armağanı„ kabilinden ev eşyaları, yöresel gıdalar, tatlı ve çerezler getirir, onları memnun etmeye çalışırdı.

O yıllarda Kapcami’nin altındaki Paşa Hamamı’nın arka alt tarafında “arasa„ denen eski buğday pazarı var. Burası, üstü kapalı geniş ve açık bir alan. İçinde “allaf„ denen tahıl satıcıları var. Sekiz on kadar dükkân. İçleri ve önleri küme küme buğday ve arpalarla dolu dükkânlar. Buğday pazarının civarında da yer yer tütün satıcıları var. Bunlar, Adıyaman’ın dağ köylüleri. Yıl boyunca ürettikleri tütünlerinin büyük bölümünü Tekel idaresine satmış, bir kısmını da bir köşede saklayarak el altından satmakta. Çarşıda pazarda satılan sigaralar (yerli sigaralar) çok az bulunuyor. İthal sigaralar ise yok denecek kadar kıt ve olanı da kaçak olarak satılmakta.

Cadde ve sokaklarda, şimdiki belediye zabıta memurları gibi resmi elbiseli “kolcu„ denen orman koruma memurları var. İkişerli ekipler halinde dolaşan bu korucuların görevi, şehre gelen köylülerin ceplerindeki tütün tabakalarını yakalayıp ceza yazmak… Kahvede veya çarşıda vatandaşın biri kazara tabakasını çıkarıp bir sigara saracak olsa kolcular, mal bulmuş Mağribî gibi vatandaşı derdest ederek tabakasına el koyup ceza yazmakta… İki buçuk lira, beş lira, on lira vesaire… Vatandaşın durumuna, direnmesine bağlı olarak makbuzlu veya makbuzsuz tahsil edilen paralar…

Orhan, hocası Seyit Ahmet Arvasi için hediyelik tütün arıyor. Ayakkabı, marangoz, manifaturacı, allaf bir hayli dükkânı dolaşıp zulalarda satılan tütünlere bakıyor. Bir yandan fiyat, öbür yandan da kalite tespiti yapmaya çalışıyor. Tabi ki esnafın hiçbiri “Ayranım ekşi„ demiyor. Fiyatlar; iki buçuk, üç, dört lira arasında değişiyor. Derken dükkânın birinde büyük bir sürprizle karşılaşıyor. Dükkân sahibi, aradığı tütünün kendisinde bulunduğunu söylüyor. Rafların görünmez bir yerinden bir pençe tütün alıp bir kâğıdın üstüne koyuyor. Orhan, bir tutam alıp bakıyor. Sigara içmediğinden kalitesi hakkında pek bir şeyler söyleyecek durumu yok. Fiyatını soruyor. “On lira„ diyor dükkân sahibi. Bu fiyat Orhan’ı şaşırtıyor. Herkesin iki buçuk, üç liraya sattığı tütünün neden on lira olduğuna hem şaşırdığı hem de merak ettiği yüzünden okunuyor. Tütün sahibi de bunu anlamış olacak ki başlıyor konuşmaya:

—Bu tütün, Ecevit tütünüdür.

Orhan’ın merakı bir kat daha artıyor:

—Ne demek Ecevit tütünü? Şaka mı yapıyorsun.

—Ne şakası kardeşim. Gerçekten öyle. Bak anlatayım. Ben, her yıl kendi elimle ürettiğim  bizim Rezip tütününün en iyisinden kırk elli kilo kadarını bir kenara ayırırım. Oturur kendi elimle damarlarını ayıklar ve kadayıf gibi tel tel doğrarım. Ardından da özel olarak terbiye edip böyle kehribar haline getiririm. Sonra da yirmi kilosunu paketleyip götürür, Ecevit’e kendi elimle teslim ederim. Sana vereceğim tütün, işte o tütündür. Onun için fiyatı da on liradır. Orhan anlatılanları dikkatle dinledikten sonra:

—Haklısın hemşehrim, diyor. Anladım. Peki; madem öyleyse bana da bir kiloluk bir paket yapar mısın, diyerek paketlenen tütünü alıp ayrılıyor.

İki gün sonra Balıkesir’e vardığında ilk işi, hafta sonlarında arkadaşlarıyla hocasının sohbetlerini dinledikleri parkta buluşuyorlar. Hocasının elini öptükten sonra:

—Hocam, sizin emanetinizi getirdim. Hem de çok özel… Ecevit’e muhalif olduğunuzu biliyorum. Ama zararı yok. Size Ecevit’in içtiği tütünden getirdim. Bir hemşehrimin ona hazırladığı özel tütünden… Güle güle için, diyerek paketi hocasına veriyor.

Ahmet Arvasi hoca, bir yandan paketi alırken, bir yandan da Orhan’a ve arkadaşlarına şaşkın şaşkın bakıyor ve gülerek:

—Ecevit tütünü ha?.. Ne yapalım, bizi fikirleriyle zehirlediğini demek ki az buldun Orhan? Şimdi de tütünüyle zehirleyeceksin, diyerek hediye paketini alıyor. Ardından gülüşmeler ve sohbete kaldıkları yerden devam ediyorlar.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: