Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
11 Ekim 2016 Salı, 08:44
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş zynlkrts@hotmail.com Tüm Yazılar

Duracağımız Yeri Bilmeli…

Duracağımız Yeri Bilmeli…   Tarih boyunca Anadolu bir çekim ve sıkışma alanı olmuştur. Bu coğrafya medeniyetlerin, kültürlerin, dinlerin, dillerin yaşam alanı olduğu kadar, yaşamış kimliklerin mezar alanıdır da. Yeni kimlikler; alan kazanmak ve genişlemek için savaştı. Yerleşik kimlikler; var olmak ve yaşayabilmek için mücadele etti. Medeniyetler arası kaynaşma ve ötekileşme, savaş ve barış iç içe […]

Duracağımız Yeri Bilmeli…

 

Tarih boyunca Anadolu bir çekim ve sıkışma alanı olmuştur. Bu coğrafya medeniyetlerin, kültürlerin, dinlerin, dillerin yaşam alanı olduğu kadar, yaşamış kimliklerin mezar alanıdır da. Yeni kimlikler; alan kazanmak ve genişlemek için savaştı. Yerleşik kimlikler; var olmak ve yaşayabilmek için mücadele etti. Medeniyetler arası kaynaşma ve ötekileşme, savaş ve barış iç içe gelişti. Savaşların da barışın da; mekân ve zaman üzerinde başlama ve bitiş sınırları belirsiz süregeldi. Korku ve öfkenin doğurduğu yaşam biçimi, yok olmak ile birlikte, değişim ve dönüşümü zorunlu kıldı. Bu coğrafyada yaşayan Med, Pers, İyon başkalaşarak Urartu, Asur, Hitit, Lidya’ya dönüştü. Günümüzde yaşayan farklı etnik ve dini/ mezhebi kimlikler bu dönüşümün girdabında acı bedeller ödemiştir/ödemektedir. Acı ve bedel her kapıyı çalmıştır. Galibi ve anlamı olmayan savaşlarda ısrar, zihinsel gelişimin ölçeği olmuştur. Zihinsel gelişimi enfekte olmuşların tercihi savaş ve çatışma üzerine kurgulu iken iyiler birlikte güç olamamışlardır.

Evet, iyi insanlar birlikte belirleyici olamıyorlar. Çünkü tüm iyilerin kimlikleri aynı değildir. Kimi Türk’tür kimi Kürt, kimi Sünni’dir kimi Alevi, kimi muhafazakârdır kimi seküler, kimi bu partidendir kimi öteki… Tek kimlik egemenliğinin adaleti; bazen vardır bazen yok. Paylaşımı, merhameti bazılarına var bazılarına yok. Doğru insanlar yaftaların, iftiraların, saldırıların karanlığında mütevazı hayatlarını korurlar. Hemen yanı başlarında ölenlere, öldürülenlere sesiz kalmak onları acıtır. İyiler kimlik farklılıklarından dolayı bir araya gelememişlerdir. Zalimler ise parçalanmış toplumların kader belirleyicileri olmuştur. Albert Einstein; “Aptallara göre insanlar, ırk, cinsiyet, milliyet, yaş, statü, renk, din ve dil başta olmak üzere 8’den fazla kategoriye ayrılırlar. Halbuki olay bu kadar komplike değildir. İnsanlar sadece 2’ye ayrılırlar: İyi insanlar ve kötü insanlar.” İyi insanlar; hayatı kolaylaştırmak, huzuru sağlamak, standartları yükseltmek, sınırları/engelleri kaldırmak amacındadır. Ancak sesleri kısık güçleri zayıf kalıyor. Acının/öfkenin/kinin/nefretin olduğu yer ve zamanlarda kontrolün kötülerin elinde olduğunu anlamak zor değil… Menfi/negatif düşünenlerin, genelde kontrolü sağlamaları daha cesur/çalışkan olduklarına bir gösterge olabilir.

Anadolu, geniş bir coğrafyaya sahip görünse de kültürel çeşitliliği az olan topluluklara sahiptir. Anadolu’nun genel/gerçek insan profilinin zihniyet yapısı birbirine akrabadır. Minnetsiz, mütevazı, inancına bağlı, sabırlı ve kimliklerine bağlı halklardan oluşur. Karadeniz’in ıslak ikliminde, güneyin kuru havasında, doğunun soğuk atmosferinde,  Batının mutedil yaşamında ortak paydalar mevcudiyetini korur. Önyargı ve art niyet hastalığı, toplumlar arasında duvarlar örmüştür. Anadolu’da yaşayan bir insan olarak nerede/niçin durduğumuz çok önemli. Durduğumuz yer neye/kime hizmet etmektedir. Coğrafi, kültürel, dini akrabalık yaşadığımız insanları dışlayan zihniyetin yanında mıyız? Yoksa öteki/diğeri olarak gördüğümüzü bütünümüzün bir parçası olarak mı algılıyoruz? Bu sorunun cevabı, Anadolu’nun her bölgesine endişe duymadan keyfi/ticari/resmi gidebiliyor muyuz? sorusuna verecek yanıtta gizlidir. Her birimiz ne isek o olmayabilirsek, karşımızdaki gibi olabilirsek birbirimizi daha kolay anlayabilir, kabullenebiliriz.

İdeoloji, siyaset, milliyet ve dini eklentiler bu coğrafyada defolu zihniyetlerin oluşumunu sürekli var etmiştir.  Bu akımlar, olayları esastan değil olmasını istedikleri şekilde görür, yorumlar ve sonrada ona inanır/inandırırlar. Gerçekler, bilgi kirliliğinden kaybolunca adalet, hak ve hukuk sakat kalır. Sistemi olmayan, çözümsüzlüğün alışık bir yaşam biçimi olduğu, kendisini doğru tanımlayamayan özürlü bir toplumda, çatışma eksik olmayacaktır. Kardeşçe paylaşmasını bilmeyenler, ahmakça birbirlerini ezeceklerdir. Kendilerini geliştireceklerine öteki gördüklerini küçültmeyi büyüme zannedeceklerdir. Dün seninse bugün benim anlayışı ile zamanı parselleyenler, tüm eforlarını rövanşa hazırlayacaklardır. Ülkeyi yönetmek yerine devleti ele geçirme hırsı, iç güçleri dış güçlere önce muhtaç sonra gebe bırakacaktır.

Birinci ve ikinci dünya savaşında rol alan ülkeler kendi içlerinde üç kategoriye ayrılır. İlk kategoride yer alan ülkeler; ekonomik ve teknolojik olarak gelişimlerini tamamlamış, öteki dünyayı kendilerine pazar/sömürü alanı olarak gören, savaşın öncesini/savaş anını/sorasını organize eden ülkelerdir. İkinci kategoride kendilerini bu organizasyona karşı koruyabilen, az kayıpla savaşlardan sıyrılabilenlerdir. Üçüncü kategoride ki ülkeler ise savaşlardan fiziği ve kimyası bozularak çıkan ülkeler olmuştur. Ortam yine bir dünya savaşına sürükleniyor. Biz ilk kategoride ki ülkelerden olmasak da kendimizi koruyabilen kategoriye almak istiyoruz. Bunun yegâne iki yolu vardır. Ya ekonomik ve teknolojik olarak çok güçlü olmalıyız ya da bir bütün olarak birlik ve beraberlik içinde kalmalıyız. Süreci doğru okuyanlar endişeli görünüyor. Her iki yola ulaşmak kolay olduğu kadar uzak gibi duruyor.

Evet dua ile birlikte doğru kararlara ihtiyacımız var. Tam olarak ne zaman ve nerede duracağımızı iyi bilmemiz gerekiyor.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: