Son Dakika
24 Ağustos 2017 Perşembe
05 Ocak 2015 Pazartesi, 10:37

  Dünya Fani İmiş! Yoldan geçen birisi, evinin bahçesinde tuhaf hareketler yapan bir adama sorar: “Niye öyle tepinip duruyorsun?” “Keçe tepiyorum. Sıkıştırıp pazarda satacağım. Ne yapalım, fani dünya işte, üç-beş kuruş kazanıyoruz.” “Başındaki çıngırak ne?” “Çevredeki bahçelerin ekin ve meyvelerine kuşların gelmemesi için ses çıkarıyorum. Sahipleri de bana bir miktar ücret ödüyor. Ne yapalım, fani dünya işte, üç-beş kuruş kazanıyoruz.” “Peki, […]

 

Dünya Fani İmiş!

Yoldan geçen birisi, evinin bahçesinde tuhaf hareketler yapan bir adama sorar:

“Niye öyle tepinip duruyorsun?”

“Keçe tepiyorum. Sıkıştırıp pazarda satacağım. Ne yapalım, fani dünya işte, üç-beş kuruş kazanıyoruz.”

“Başındaki çıngırak ne?”

“Çevredeki bahçelerin ekin ve meyvelerine kuşların gelmemesi için ses çıkarıyorum. Sahipleri de bana bir miktar ücret ödüyor. Ne yapalım, fani dünya işte, üç-beş kuruş kazanıyoruz.”

“Peki, sırtındaki yük nedir?”

“Bu yayıktır. Yoğurttan yağ çıkarıyorum. Sonra da götürüp pazarda satacağım. Ne yapalım, fani dünya işte, üç-beş kuruş kazanıyoruz.”

“O elinde döndürdüğün nedir?”

“Bu bir kirmendir. Komşuların yünlerini eğiriyorum. Onlar da ücretini ödüyor. Ne yapalım, fani dünya işte, üç-beş kuruş kazanıyoruz.”

“Ağzınla ne mırıldanıyorsun?”

“Hatm-i tehlil okuyorum, isteyenlere hediye ediyorum. Onlar da bana çeşitli hediyeler veriyorlar. Ne yapalım, fani dünya işte, üç-beş kuruş kazanıyoruz.”

“Niye öyle sağa sola bakıyorsun?”

“Komşu çocuklarını takip ediyorum. Onları tehlikelerden korumak için bakıcılık yapıyorum. Komşular da bana ufak-tefek hediyeler veriyorlar. Ne yapalım, fani dünya işte, üç-beş kuruş kazanıyoruz!..”

“Peki, dünya fâni olmasaydı daha neler yapardın?”

“Ona göre tedbir alırdım!..”

*

Dünyanın fani olduğuna dair her fırsatta cümleler kurarız. Hiçbir şeyin değmeyeceğini, insanları kırmanın, var güçle dünya malı kazanmanın anlamsızlığını ifade etmek için “üç günlük dünya için değmez” der arkasından da ölümü hatırlatırız.

Yaparız yaparız da, dilimizin söylediğine gönlümüzü ve kalbimizi bir türlü eşlik ettiremeyiz.

Dilimiz bu cümleleri kurarken aklımız hep dünyalıklarla doludur. Al-ver, git-gel, senin-benim gibi bin türlü hesap içerisine gireriz.

Hasutluk, ayak kaydırma, nifak sokma, ali Cengiz oyunları gibi envai çeşit hile ve desise ile uğraşırız.

Bir yandan böyle uğraşırken diğer yandan da kendimizi rahatlatacak bahaneler üretmenin yollarını ararız. Bir şekilde de vicdanımızı bastıracak bir yol buluruz.

Oysa ölümü ve dünyanın faniliği gerçek manada düşünerek, bu gerçeği içimizin derinliklerinde hissederek yaşabilsek, bunu yapabilmek için kendimize zaman ayırabilsek, inanın huzursuzluğumuzun büyük bir kısmı ortadan kalkar.

Dolayısıyla insanlara karşı tavrımız da değişeceği için yaşadığımız toplumda huzur hakim olacak.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: