09 Haziran 2017 Cuma, 10:41

Dünya Çevre Günü

 

Geçtiğimiz hafta Paris’te yapılan Çevre Koruma Ajansı toplantısında ABD başkanı Tramp, çevrenin korunması anlaşmasından imzasını çektiğini açıklamıştı. Milli çıkarlarına zarar verir gerekçesiyle anlaşmadan çekilmesine karşı ABD’deki 81 il belediyesi “Çevre Koruma Anlaşmasına” bağlı kacaklarını ilan ettiler. Tramp’ın bu anlaşmadan çekilmesi çevre bilincine negatif bir bakıştır. Karar siyasidir. Karar sınıfsaldır ve ideolojiktir.

Çevre; içinde yaşadığımız, şehir, kasaba, köy, mahalle, sokak, evimiz ve etrafımızda bulunan nehirler, ovalar, dağlar, meralar, ormanlar, göller ve denizlerdir. Beraber yaşadığımız bu varlıklar yaşamımızın esas kaynağı olarak varlar. Bu varlıklar ile ne nispette barışık yaşıyoruz? Bu konuya dikkat çekmek maksadı ile her yıl 5-11 Haziran günleri arasında dünya çevre haftası kutlanır. Bu hafta da çevremizin korunmasına ilişkin akademik konuşmalar ve uymamız gereken hususlar, bilgiler kamuoyunun dikkatlerine sunulur. Ne yazık ki ülkemiz siyasileri de konuya ideolojik ve çıkarcı yaklaşmaktadır.

Dünyamız; kutuplardaki buzulları, okyanusları, ormanları, akarsuları ile tüm canlıları belirli bir ahenk içinde bulunurlar. Bu ahengin insan eli ile bozulması bütün canlılar için felakettir. Bilimsel tanımlama ile Eko Sistemin bozulması tüm canlıların yok olmasıdır. Bal arısının yokluğunu, tüm besin maddelerinin varlığı ile izah edilmektedir. Tüm kelebeklerin bir anda uçması dünya dengesinin sarsılması sonucunu doğuracağı belirtilmektedir.

Doğal çevrenin korunması hususu günümüzün en önemli konusudur. İnsanların çevresiyle olan ilişkisinde yaşananlar, devletlerin doğal çevrenin korunmasına ilişkin politikaların geldiği nokta son derece tehlikeli boyutlara geldiğini belirtmek lazım. Türkiye’nin eski ve yeni iktidarları, doğal çevreyi koruma fikri yerine kapitalistlerin daha fazla kar etme fikrini esas almaktadırlar.

İnsanlarımızda, çevreyi koruma yönünde belirli bir hassasiyetin gelişmediğini görmemiz gerekir. Çevreyi koruma fikri bir kültür sorunudur. Bu kültür, beşikten mezara kadar işlenmesi gereken bir husustur. İçinde yaşadığımız evimiz için gösterdiğimiz titizliği, çevremizdeki tüm varlıklar için de aynı titizliği göstermemiz gerekir. Elimizde taşıdığımız ve çöpe atmamız gereken herhangi bir artığı rastgele yerlere atmak yerine çöp alanı olarak ayrılan bir yere atmak alışkanlığı, çevreyi koruma ve çevremizin temizliğine olan saygımızı gösterir. Çevremizle olan münasebetlerimiz, hepimizin günlük yaşamında karşılaştığımız olaylardır. Evimizin temizliğinden tutarak, sokağımızı, mahallemizi, şehrimizi, göllerimizi, nehirlerimizi, temiz tutmak, rahat nefes alabilmek için ormanlarımızı korumak tüm insanların görevidir.

Yukarıda anlatmaya ve dikkatleri çekmeye çalıştığımız husus, yaşanan ekonomik politikalar ışığında ele alındığında işin rengi değişmeye başlar. Zira, dünyada ve ülkemizdeki mevcut ekonomik model çevremizi istediğimiz çerçevede korumaya imkan vermemektedir. Kapitalist model daha çok kar etmeyi esas almaktadır. Kapitalistlerin kar hırsı uğruna dünyamız kirletiliyor. İktidarlar, daha çok kar uğruna doğanın kirletilmesine müsamaha göstermektedirler. Bunun için nehirlerin, ormanların korunması fikri yerine, doğal varlıklarımızdan daha çok para kazanma fikri öne çıkmaktadır. Kar etme uğruna doğaya, doğanın doğallığına tecavüz edilmektedir.

Endüstrileşmenin o acımasızlığı doğal çevreyi tahrip etmedeki dizginlenemezliği devam ediyor. Hidroelektrik Santraller(HES), nükleer santraller, Barajlar, fabrikalardan içme sularımıza karışan kimyasal artıklar, ormanların imha edilerek konuta, otobanlara ayrılması, fabrika bacalarından atmosfere salınan zehirli gazların yarattığı tahribatlar, insanlık için büyük felaketler içermektedir. Ülkemizin en muhteşem doğa güzelliğine sahip sahillerine kurulmak istenilen nükleer santrallerinin ülkemiz için taşıdığı tehlikeyi görmek için kâhin olmaya gerek yok, bunun için Çernobil ve Japonya felaketleri yeterli fikri vermektedir.

Almanya, enerjisinin %25 ni nükleer santrallerinden elde etmiş olmasına rağmen, santrallerinin tamamını kapatmaktan çekinmedi. İnsanlarını, toplumunu düşünen iktidarlar, nükleer enerji seçeneği yerine daha temiz enerjileri geliştirirken, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi enerjileri tercih ederken, Türkiye hükümeti nükleer enerji politikasında ısrarlı olduğu anlaşılmaktadır.

Toprak, su hava, güneş, tüm canlıların kutsalıdır. Bu kutsallarımızı doğal yapısından değişikliğe gidilmesi, doğanın genleri ile oynanması anlamına gelir. Bu tahribat yalnız insanlar için değil tüm canlıların yok olması manasına gelir. Doğadaki, doğal seleksiyon tüm canlıların yaşam mucizesidir. Bunlardan birinin yada bir kaçının yok olması, dengelerinin bozulması, tüm doğal dengeyi olumsuz etkilemeye yol açar.

Bu dünyadan başka yaşayacağımız başka bir dünya yok. Ellerimizle dünyamızın kirletmeyelim. Unutmayalım; doğa kendi yasaları ile doğaya zarar veren insanlığı cezalandırmaktadır. Doğa felaketleri olarak bildiğimiz olaylar eko sistemin kanunlarıdır.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: