Son Dakika
20 Ekim 2017 Cuma
24 Ağustos 2016 Çarşamba, 08:35
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Doğru Söylemenin Yolu Doğru Dinlemek

Doğru Söylemenin Yolu Doğru Dinlemek   Doğru dinlemek en az doğru söylemek kadar önemlidir. Yüce Yaratıcı iki kulak ve bir dil vermekle, iki dinle bir konuş  murad etmektedir. Doğru dinlemek, haberi sağlam kaynaklardan almak, samimi algılamak, o iş  hakkında varılacak hüküm, söylenecek son söz  kadar önem arz etmektedir. Birilerinin ak dediğine bir başkaları kara diyorsa, […]

Doğru Söylemenin Yolu Doğru Dinlemek

 

Doğru dinlemek en az doğru söylemek kadar önemlidir. Yüce Yaratıcı iki kulak ve bir dil vermekle, iki dinle bir konuş  murad etmektedir.

Doğru dinlemek, haberi sağlam kaynaklardan almak, samimi algılamak, o iş  hakkında varılacak hüküm, söylenecek son söz  kadar önem arz etmektedir.

Birilerinin ak dediğine bir başkaları kara diyorsa, hakperestlik kaybolmuş, adalet zayi olmuş, enaniyetler çarpışmaya başlamış ve hak’dan uzaklaşılmış demektir.

Her zaman umut ve heyecan dolu anlarımız ve anılarımız vardır. Umudunu kaybetmiş insanlar toplumda yığınlarla vardır. Unutmayalım, umudunu kaybetmiş insanın kaybedecek başka bir şeyi kalmamış demektir.

Bazen önümüze çıkan engebeli yollarda yol yürümek zor olur. Ama unutulmamalıdır ki her yokuşun bir inişi vardır. Her gecenin bir gündüzü, her kışın bir baharı olduğu gibi…

Sürekli düz ve engebesiz yollarda yürüyenler, biraz da zorlu ve meşakkatli patika yolları tanısınlar. Hak etmediğiniz halde sürekli otoban’larda yürümek sizin hakkınız olmayabilir.

Ehliyet ve liyakate sahip olmadığımız halde ihsan edilen bazı nimetler elden gidince ne çabuk feveran ediyoruz. Tencere her zaman doğurmaz, bazen de ölebilir.

Hem elde ettiğimiz nimetlerin imtihan için olduğunu bizler de sizler de bilmiyor muyuz? Öyleyse imtihan sırrını ne çabuk unutuyoruz…

Acaba elde ettiğimiz nimetlere gerçekten layık mıydık? O makamları, mevkileri elde etmek için kimlerin postallarını kaç defa yalama yarışına girdik?

Bizden çok daha üstün olan, o nimetlere daha fazlasıyla layık olan garip-gurebanın haklarını gasp ettiğimizi neden hiç düşünmeyiz?

Çok ehl-i hak ve hakikat olduğumuzu iddia ediyorsak, o makamlara bizden daha fazla ehliyetli ve liyakatli olan din kardeşlerimizi neden nefsimize tercih etmedik?

Bizden daha bilgili, daha kültürlü, daha ihlaslı ve samimi dava arkadaşlarımızı neden görmezlikten geldik ve arka saflara doğru hep onları sürdük?

Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste!…Yüce Yaratıcı bazen sizi mallarınızla, bazen canlarınızla, bazen sevdiklerinizle imtihan etmektedir. Ellerine nimet geçmeyenler hep sabrettiler, şükrettiler.Biraz da siz öğrenin.

Hiç hak etmediğiniz halde her gün, birkaç defa gökten iniyormuş gibi, önünüze envai çeşit nimetlerle donatılmış sofralar gelirken, kimlerin hakkını yediğinizi hiç hesaplamadınız mı?

Neden biz hiçbir makama mevkiye sahip olamadık? Zekamız, kabiliyetimiz, yeteneğimiz, bilgimiz, birikimimiz, sizlerden çok mu gerilerde idi? Sizin kadar çalışma ve gayret göstermedik mi?

Sizler külfetsiz, meşakkatsiz olarak nimetlere konduğunuz zaman kendinizi memleketin en akıllıları ve süper zekalıları olarak görüyordunuz da, neden başkalarına  dönüp bakmadınız bir kerecik olsun?

Bütün makam ve mevkileri babalarından miras kalmış gibi tapulu malları sayanlar, bu makamlara başkalarının da liyakatinin olduğunu neden görmediler, akl edemediler?

Mallar ve makamlar kavimler ve kabileler arasında evrilir çevrilir, bazen birlerine bazen başka birilerine müyesser olur.

Bizler aciz kul olarak götürülen hedefe doğru hızlı adımlarla ilerlerken kader hükmünü icra etmektedir. Kadere razı olan kederden emin olur.Vesselam.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: