Son Dakika
19 Ağustos 2017 Cumartesi
02 Aralık 2014 Salı, 11:43
Arif Çakmak
Arif Çakmak [email protected] Tüm Yazılar

Doğanın Dengesi

Doğanın Dengesi   Bizim mi? Yoksa Doğanın mı? İnsanlığın mı? Yoksa Dünyanı mı, dengesi bozuldu? Bunu tam olarak bilemem ama söyleyecek birkaç sözüm var… Günlük hayatımıza uyarladığımız her şey aslında bütün düzeninde aynı şekilde zincirleme etkilenmesine neden olmaktadır. Biz daha rahat yaşayalım derken dünyamıza o kadar zarar veriyoruz ki, konfor körlüğümüz etrafımızı görmemize perde çekmiş, […]

Doğanın Dengesi

 

Bizim mi? Yoksa Doğanın mı? İnsanlığın mı? Yoksa Dünyanı mı, dengesi bozuldu? Bunu tam olarak bilemem ama söyleyecek birkaç sözüm var…

Günlük hayatımıza uyarladığımız her şey aslında bütün düzeninde aynı şekilde zincirleme etkilenmesine neden olmaktadır. Biz daha rahat yaşayalım derken dünyamıza o kadar zarar veriyoruz ki, konfor körlüğümüz etrafımızı görmemize perde çekmiş, kulaklarımızın da sağır olmasını bekliyor.

Sonra aramızdan birinin gözleri açılıp, etrafını şöyle bir süzünce o korkunç gerçeği haykırıyor. “Küresel ısınma, iklim değişikliği, kanser, ebola, kuş gribi, göç, savaş vs.”  Kulakları sağır olmak üzere olanlardan, şöyle gücü iktidarı yerinde olanlardan hani. Birisi ya da bir kaçı hep bir ağızdan koro gibi susturuyorlar. “Bunun söyledikleri deli saçması! Ne yapacaktık ya canım, millet aç mı kalsın?  Doğal kaynaklardan faydalanmayalım mı? Biz dünyanın garantörüyüz!”. Falan filan….

Masal masal, masal…

Ninemin masallarından daha korkunç.

Şu bir gerçek ki yaşadığı yere en büyük zararı veren canlı türü insandır. Akıllıyız ya, ondan. Farkında mıyız bilmem ama gerçekten büyük tehlike altındayız. En azından çocuklarımız için dünya daha az yaşanabilir bir halde olacak. Orası kesin. Eğer hemen bir şeyler yapmazsak. Bilim adamları bağırıyor. 10 15 yıl içinde kritik eşik aşılacak. Geriye dönüş olmayacak.

Son yüz yıl içerisinde dünyanın küresel anlamda ısısı yaklaşık 1,5 derece artmıştır. Fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, arazi kullanımı değişiklikleri ve sanayi süreçleri ile atmosfere salınan sera gazlarının atmosferdeki birikimleri, sanayi devriminden beri hızla artmaktadır. Bu ise, doğal sera etkisini kuvvetlendirerek, şehirleşmenin de katkısı ile, dünyanın yüzey sıcaklıklarının artmasına neden olmaktadır. Yüzey sıcaklıklarında 19. yüzyılın sonlarında başlayan ısınma, 1980’li yıllardan sonra daha da belirginleşerek, hemen her yıl bir önceki yıla göre daha sıcak olmak üzere, küresel sıcaklık rekorları kırmıştır. Yüksek sıcaklık rekorunun en sonuncusu, 1998 yılında kırılmıştır. 1998, hem küresel ortalama hem de kuzey ve güney yarımkürelerin ortalamaları açısından, 1860 yılından beri yaşanan en sıcak yıl olmuştur.

 

Son açıklanan verilere göre 2014 yılı son yüzyılın en sıcak yılı ilan edildi.

Şimdi bu ne demek yani sıcaklığın artması ne anlama geliyor? Birazda bunu açıklayayım.

Sera gazlarının ve aerosollerin (Dağılım çözünme) etkilerini birlikte dikkate alan en duyarlı iklim modelleri, küresel ortalama yüzey sıcaklıklarında 2100 yılına kadar 1-3.5 C° arasında bir artış ve buna bağlı olarak deniz seviyesinde de 15-95 cm arasında bir yükselme olacağını öngörmektedir. İçerdiği tüm belirsizliklere karşın, küresel ısınmanın sürmesi durumunda, bazı bölgeler için ekstrem yüksek sıcaklıklar, taşkınlar, yaygın ve şiddetli kuraklık olayları, onların doğal bir sonucu olan çalılık ve orman yangınları ile insan sağlığını ve ekolojik sistemlerin işlevselliğini de içeren bazı ciddi potansiyel değişiklikler oldukça yüksek bir güvenilirlik düzeyinde öngörülmektedir.

Konu ile ilgili Birleşmiş Milletler , Fransa’nın başkenti Paris’te yapılan Hükümetler arası İklim Değişiklikleri Paneli’nde bir rapor hazırladı.
Raporda küresel sıcaklık artışının olası etkileri kısaca özetlenmektedir.
+2 derece: Su sıkıntısı başlayacak.
Kuzey Amerika’da kum fırtınaları tarımı yok edecek.

Deniz seviyeleri yükselecek.

Peru’da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek.

Mercan kayalıkları yok olacak.

Gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.
+ 5 derece: Denizler 5 m. yükselecek
Deniz seviyesi ortalaması 70 metre olacak. Dünyanın yiyecek stokları tükenecek.
+ 6 derece: Göçler başlayacak
Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek.
Kadınlar su bulamadıkları için saçlarını kestirecekler,
Okyanuslarımız çölleşecek,
Kuraklık yaşanacak,
Okyanuslardan aktarımla içme suyu elde edilecek,
Suda yaşayan bazı hayvanlarımız(kutup ayısı ,fok balığı vs.)Tırmanacak buz bulamayacaklar yüzmekten yorulup ölecekler,
İnsanlar 50 yaşındayken susuzluktan 85 yaşında gibi gözükecekler,
Bebeklerin sakat doğma olasılığı artacak.

Böyle devam edip gidiyor. Görünen köy diye bir şey kalmadı. Köyü geçtik.

Çevre duyarlılığının her şekilde arttırılması gerekmektedir. Dünya da bunun çok çeşitli örnekleri bulunmaktadır. Birçok sivil toplum örgütü çeşitli faaliyetlerle çevre sorunlarına dikkat çekiyor. En azından deniyor.

Bizde durum nasıl diye kısa bir araştırma yaptım. Bizde çevre ile ilgili bir eylem yapıldığında polisten önce vatandaş müdahale ediyor. Anarşistler yine eylem yapıyor. Aman yaptırmayın. Çevre örgütlerine bile bölücü gözüyle bakılıyor. En yakın örneğini geçtiğimiz günlerde yaşadık. Zeytin ağaçları kesilirken, onları korumaya kalkışan köylüleri döven zihniyet çevre duyarlılığından yoksun bir zihniyettir. Dünya da çevrenin korunması ile ilgili eylem yapılırken. Biz bu eylemleri yapanları dövüyoruz.

Her şey küçük bir çocukken başlıyor aslında. Çocuklarımıza insanlığı öğretemeden siyaseti öğretiyoruz. Çocuk ebeveynlerini rol model alır ya! Çocuk doğduğunda ya sağcı ya da solcudur. En azından üniversiteli abileriyle karşılaşıncaya kadar. Çünkü aile imtihanını başarılı geçmiş sırada üniversite de kendini gösterme zamanı gelmiştir. Böyle yetişen birinin bir başka görüşe ya da birine ve ya doğaya saygı duymasını bekleyemem. Çünkü içinde insan sevgisi olmayan sadece ideoloji sevgisi olan birinin insani ihtiyaçlara ve haklara saygısı olamaz.

Dünya batarsa bizde batarız. Afrika da meydana gelen bir sel felaketi bizi ilgilendirmeli. Kutuplardaki buzulların erimesine seyirci kalmamalıyız. Yağmur ormanlarının yok edilmesi bizi harekete geçirmeli. Yoksa uğrunda savaşacak bir vatan bulamayacağız.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: