Son Dakika
24 Ağustos 2017 Perşembe
15 Ağustos 2016 Pazartesi, 08:45
Hamza Çelenk
Hamza Çelenk [email protected] Tüm Yazılar

O Dizilerin Büyüttüğü Çocuklar

O Dizilerin Büyüttüğü Çocuklar   Mevzubahis  o diziler vurgusunun sebebi malum yapıya ait bir televizyon kanalında uzun yıllar gösterimde olan “Tek Türkiye” , “Şefkat Tepe” v.b.  dizilerin  içerik eleştirisi ve o içeriğin büyüttüğü kitlenin ruh hali çözümlemesine yöneliktir. Her defasında yüzlerce şikâyete rağmen başta RTÜK olmak üzere hiçbir kurumun işlem yapmadığı/ yapamadığı içeriğe. Muhakkak çok […]

O Dizilerin Büyüttüğü Çocuklar

 

Mevzubahis  o diziler vurgusunun sebebi malum yapıya ait bir televizyon kanalında uzun yıllar gösterimde olan “Tek Türkiye” , “Şefkat Tepe” v.b.  dizilerin  içerik eleştirisi ve o içeriğin büyüttüğü kitlenin ruh hali çözümlemesine yöneliktir. Her defasında yüzlerce şikâyete rağmen başta RTÜK olmak üzere hiçbir kurumun işlem yapmadığı/ yapamadığı içeriğe.

Muhakkak çok söz söylendi bu konularla ilgili. Kimi zaman söz anlamından uzaklaştı farklı anlamlara yol aldı, kimi zamanda anlatılması gerekilenin içinde bir zerre olabildi ve her şeyi eksik bıraktı.

Kirli kavramlar ve kirli alanlardan bugüne kadar sağlıklı bir karar çıkmadığı gibi var olan zemini ve güzel yarınlar için oluşturulan umudu da çoğu zaman bu kavramlar yırtıp geçti.

Her şeye rağmen bazen içerisinde bulunduğumuz an çözümleme, artıları ve eksileri düşünme için iyi bir fırsat yaratır. Umarım ortak akıl ve vicdan olgusu bu seferde bu fırsatı heba etmez. Daha önceki dönemlerde de sık sık görülen bir kısım hesapları yeniden gözden geçirme işi.  Fakat genelde bu topraklar ciddi bir hesap verme alanına dönüşmemiş ve daima büyük kaoslar sağlıklı düşünme yerine hesap vermenin önünde ciddi eleştirilmez duvarlar inşa etmişti. Umarız ki bu sefer böyle olmaz.

Hepimizce  malumdur bu  yapı yıllarca kılcal damarlarımızın içine girerek o kadar zehir aşıladı. Damarlarımıza ustalıkla enjekte edilen bu zehir normal düşünme kapasitesine sahip olan insanlarda bile kendisini gösterdi ve sağlıklı düşünmelerinin önünde ciddi bir sorun oldu . Yıllar önce İngilizlerin Afrika’ya dil öğretimini sömürgecilik diyen koca kanaat önderleri bile Türkçe dil olimpiyatlarına şevk ile ve ibadet hazzı ile yaklaşıyorlardı. Aynı kişilerin şu an sokaklarda aynı camiaya yönelik okkalı küfürleri her ne kadar paradoks olarak görünse de olayı o anki vecd(!) haline bağlamak gerek.

Başta da belirtmeye çalıştığımız gibi kör bir düşünceye endeksli  televizyon dizileri, sosyal etkinlikler ve sosyalleştirme faaliyetleri toplumu bir arada tutma yerine  peyderpey düşmanlık büyütür. Peyderpey inanç ve adaletten yoksun bir nesil meydana getirir.  Bu sürecin içerisinde belli bir yol alış artık herkesin her şeyi normal görmesine yol açar.

Burada da  yavaş yavaş büyütülen ve bir genellemeye yol alan bir tehlike vardı. Bu genelleme kendisiyle yeni bir kavram alanı oluşturdu.

“Tek Türkiye” ve benzeri diziler ile ilgili kavramlar gözden geçirildiğinde o dizi ve benzerlerinin oluşturduğu insan tipi ile bir arada yaşama nasıl oluşturabilecek. Dünyanın hiçbir yerindeki  bir Kürdün konuşmadığı itici bir Tükçe şive ile zaten doğal olarak kürt budur işte… anlayışı insanların kafalarında yer edindi.  Oluşturulan bu kürt imajı ile sadece değil ülkedeki diğer sosyal kesimleri  kürd’e düşman etmek, Kürdü bile kendisine düşman etmek için yeterli oluyordu.

Hiçbir estetik değeri olmayan, uyduruk ve ötekileştirici bir dil kullanan bu diziler ile kafalarında kurguladıklarını bir şekil insanlara satmakta bayağı mahirdiler. Son dönmede dile getirilmiş hali ile izleyici için de bir “hipnoz hali” oluşturuyordu.  Bu konularda yapılan eleştirileri boşa çıkarıp eleştiri yapan kişilerin itibarını zedelemeye çalışmaları da işin cabasıydı.

Diğer önemli bir alan muhtemelen din adamlarını üzerinde hassas olarak eğilmesi gereken bir alan ve maalesef büyük bir boşluk oluşturuyor. Saçma sapan, inanç ile ilgili olmayıp kendisini korumaya yönelik “sırlı dizi” tiplemeleri vardı.

Dinde asıl olan, kişinin dünyada herhangi bir olumsuz davranış serdederken adalete ve hakkaniyete uygun olup olmadığı ile ilgili yöndür. Bu yön “erdemli davranış”ı belirler. Yani herhangi bir fiilde senin göreceğin dünyalık zarardan ziyade işin “kul hakkı”, “adalet”  ve  “uhrevi” alan önceliklidir. Bunu atladığında “Allah’ın dini” nin yerine “tüccar dini” devreye girer. Menfaate ve dünyada bana zarar gelmesin yeter şeklindeki din anlayışı dini zaten özünden uzaklaştırır, bir garabete dönüştürür. Bir olayın karşılığı yanlış/doğrudan ziyade pragmatist bir zemin ve yorumlama doğurur. Bugün toplumun içinde yeterince bu anlayış yer bulmuş durumda. Bunda da malum anlayışın oluşturduğu yıkımın boyutu azımsanmayacak kadar büyüktür.

İnsan hakları ile ilgili birikimin bu kadar geniş bir alana yayıldığı bir zamanda her şeyin tek bir anlayış üzerine kurgulandığı bir dünya eksikliklerden başka bir şeyi ihtiva etmiyor ve edemezde. Asıl olan farklı kültür ve paradigmalar üzerinde güzellikler üretebilmek iken var olanı teke indirip tek dışında olanı görmezden gelme ne Allah’ın insandan yapmasını istediği bir uğraş idi, ne de evrensel bağlamda insan hak ve hukuku ile ilgili bir içeriğe sahipti.

Dünyanın her tarafına hoşgörü mesajları verirken kendi ülkesi içinde diğer insanlara yaşam alanı tanımamak, hak ile hukuku kendi idrak dünyasına göre yorumlamak başlı başına zaten uçurumun kenarında gezmek idi. Bunlar yıllarca bu ülkeyi bu uçurumun kenarında gezdirdiler.  Kirli alanlar oluşturarak adalete ve ahlaka dayalı tüm ilkeleri hoyratça harcadılar.  Çok şükür ki, Allah bu sefer bizi uçurumun kenarında alıkoydu.

Bundan sonra ülkenin yarınında görev alanlar toplumun homojen olmadığı bir alanda zorla homojenleştirmeye çalışmanın toplumun yarınını riske atmak olduğu bilinmeli ve aşırı “tekçi” bir anlayışın sağlıklı yarınların yolu olmadığını kabul etmeliler.  Olması gereken hakka, hakkaniyete uygun bir yarın inşa etmedir. Bunun yolu da farklılıkları inkâr etmede değil onlarla beraber yol almaktan, bugüne kadar mağdur olan kesimlere ciddi pozitif ayrımcılıklar oluşturmaktan geçer.

Dini cemaatlerin insanı inşa etme yerine hükmetme/iktidar olma hevesleri tam da bu olayların merkezindedir.  Daha derinlikli bir analiz için bu konuyu da başka bir yazıya bırakıyorum.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: