27 Nisan 2015 Pazartesi, 10:00

  Din Politize Edilmemelidir

İnanç, insanların yaratılıştan beri duydukları bir ihtiyaçtır. Yani bu gün yeryüzünde bulunan bütün beşeriyet için, gerçek insanî derinlik dinle gerçekleşir. Dolayısıyla hiçbir sistem hele hele demokrasi ve insan haklarından bahseden bütün demokrasi ve demokratik sistemler din olgusunu ihmal etmemeleri gerekir.

Gerçek demokrasi ve insan haklarından bahsedenler, din olgusuna verdikleri değer ölçüsünde göreceklerdir ki din, manevi hayatımız adına, hasret ölçüsünde bir ihtiyaçtır.

Batı aleminde bir dönem Jan Jack Russocular, Renanlar, Voltaireler, inancın gereksizliğine inandılar. Fakat sonra yanlış yaptıklarını ve inancın insan hayatında ne kadar öneme sqahip olduğunu kabullendiler. Zatında olmasa bile insanlar için dinin gereği var dediler.

Nüfusunun yüzde 98’i Müslüman olan ülkemizde, Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk, dinin lüzumunu ısrarla vurgulamış. Hatta din konusundaki ihtiyaçları yerine getirmek babında, 25 kadar İmam-Hatip o dönemde eğitim-öğretim için açılmıştır. Dolayısıyla hiçbir dönemde dinden ve inanç esaslarından müstağni kalınmamıştır.

Esasen bu gün bütün dünyada, bütün siyasî aktörlerin ve politik düşüncelerin dillerine pelesenk ettikleri hürriyet, cumhuriyet,ferdî hürriyet,toplum özgürlüğü, demokrasi, insan hak ve özgürlükleri ve şahsî hukuk gibi bütün kavramları en iyi şekilde bünyesinde barındıran sistem dinde vardır.

Dinin insan hayatında var olması elzemdir. Ancak din, politize edilmemelidir. Din ne kadar mukaddes olursa olsun kutsallık ifadesinin kabulü, ona bu şekilde yaklaşmanın bir diğer yanı da dini, dünyevî hiçbir şeye alet etmemektir. Yani maddi manevi şeylere alet etmemektir. O kadar ki din, insanın manevi feyz aldığı hislerine de alet edilmemelidir. Kişinin şahsî cennete girişine bile alet edilmemelidir. Hal böyle olunca da dünyaya ait gelip geçici şeyler asla dinin üzerine bina edilmemelidir.

Dinin politize edilmesi, inancın kutsi bir kaynak olarak bir kısım siyasi düşüncelere temel teşkil etmesi, sorunlara o mercekle bakılarak, kendi şahsi yorumlarımız, kendi idare anlayışlarımıza kutsallık kazandırmak, onları kutsamak, dini rencide edecek bir durum olabilir.

Siyasî düşüncemizi, fikirlerimizi, kanaatlerimizi, parti anlayışımızı dinin üzerine bina ettiğimiz zaman, dine bir yönüyle bizim eksikliklerimiz, bizim yanlışlıklarımız, bizim kusurlarımız, hatalarımız dine mal edilir. Bize gösterilen tepki, dine de gösterilir ki bunun vebali, çekilmez. Başka bir ifadeyle, bize nefret duyan insanların nefretinden din de nasibini alır. Hani bir bakıma biz dini temsil ediyoruz. Bu konudaki sorumluluğumuz da ağır olur.

Oysa din gerçeği, bütün siyasi ve siyasi olmayan düşünce sistemlerinin, dogmalarının üstünde olmalıdır. “Gönlümde ne cennet sevdası ne de cehennem korkusu” diyerek insanların kalp ve ruhlarına inancı yerleştirmeye çalışan asrın mütefekkiri de dinin hiçbir şeye alet edilmemesi gerektiğini vurguluyordu.

Din politize edildiği, onu biz temsil ediyoruz denildiği zaman, başkalarını dinin dışında görmüş oluruz. Eğer Yüce Yaratıcı , insanları inançlarına göre değerlendirecek ve onlara inançlarına göre değerlere ulaştıracaksa  bizim bu konuda daha dikkatli olmamız gerekir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: