Son Dakika
21 Ağustos 2017 Pazartesi
06 Eylül 2016 Salı, 10:12
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Devşirilmesi Muhtemel Mülteci Çocuklar…

Devşirilmesi Muhtemel Mülteci Çocuklar…   Futbolda her takıma ait iki yarı saha bulunur. Takımların ilk amacı topu karşı yarı sahaya taşımak ve oyunu orda ilerletmektir. Topu kendi yarı sahasında çıkartan takımın gol yeme olasılığı nerdeyse yoktur. Oyunun oynandığı yarı sahanın takımı ise genel olarak savunmadadır ve gol yeme olasılığı çok yüksektir. Oyunun oynandığı yarı sahanın […]

Devşirilmesi Muhtemel Mülteci Çocuklar…

 

Futbolda her takıma ait iki yarı saha bulunur. Takımların ilk amacı topu karşı yarı sahaya taşımak ve oyunu orda ilerletmektir. Topu kendi yarı sahasında çıkartan takımın gol yeme olasılığı nerdeyse yoktur. Oyunun oynandığı yarı sahanın takımı ise genel olarak savunmadadır ve gol yeme olasılığı çok yüksektir. Oyunun oynandığı yarı sahanın tarafları endişeli/korku içinde hatta kendi takımına öfkelidir. Karşı takımın taraftarı ise takımlarını motive eden bir coşku içindedir. Takımları başarılı kılan birçok bileşen vardır; Kondisyon, taktiksel beceri, özgüveni sağlamış deneyim, ekip ruhu ve teknik direktörün marifeti vs.

Evet, dünyada İslam’ın da bir coğrafyası var. İslam dünyası ile batı arasında başlayan oyun, ilk andan beri İslam coğrafyasında oynanıyor. Üstün tekniklerle, takım olarak atakta olan batıya karşı Müslüman devletler, fevri mücadelelerle direnmeye çalışıyor. Hiçbir Müslüman devlet, İslam devleti olmadığı gibi her biri diğer tümüne husumet içindedir. Husumetin boyutu devletlerle sınırlı kalmamış, ülkelerin kendi içindeki azınlıkları da birbirleri ile çatışma halindedir. Sahada; kondisyon yok, teknik, deneyim yok, direktör, takım yok. Herkesin ağzında dua/temenni, Rabbim bilir…

Bazı mütedeyyin aydınlara göre; bütün bu oyunlar İslam’ı yok etmek içindir. Onlara göre bu saldırılar birer haçlı seferidir. Sosyal ve ülke düzeyinde İslam’ın yaşanmadığı/kalmadığı, hangi İslam’a saldırdıklarını düşünmek gerekir. Onlarca yıl önce, İslam ruhunun Müslümanlardan çekildiği biliniyor. Son yüzyıllarda yapılan tüm savaşların temel amacı ekonomi olduğu gerçeğini görmek gerekir. Elbette, Hristiyan veya diğer dinler savaşı kazandıkları topraklarda kendi dinlerinin yayılmasını isteyeceklerdir. Ancak bu onların asli amaçları olmaktan çıkmıştır. Ekonomi için dünya tarihinin en büyük savaşlarını kendi aralarında yaptıkları hatırlanmalıdır. Seküler bir yaşam biçiminin tüm dünyayı kuşattığı görülmelidir.

1900’lü yılların başında bir İngiliz devlet adamı ve yazarı olan Arthur James Balfour; İslam coğrafyası için “Petroller bizim denetimimizde olduğu sürece sistemlerin ne önemi var” diyerek gerçek hedeflerini ortaya koymuştur. Batı dünyasının tarihine bakıldığında; Amerika kıtaları, Afrika, uzak doğu hep sömürülmek için istila edilmiştir. Bu coğrafyaların yer altı ve yer üstü zenginlikleri ele geçirilmeden durulmamıştır. Sonra, sömürge halklarını daha kolay yönetebilmek için misyonerlerini sömürgelere göndererek Hristiyanlaştırma politikalarını desteklemişlerdir. Kendi ülkelerinde de mütedeyyin Hristiyan bir toplum oluşturma gibi, asli bir gayeleri yoktur. Batı ülkeleri arasında, denizaltı, kutup bölgeleri ekonomik kaynakları ile uzayın sağlayacağı imkânlar üzerine gelişen yarış bilinmektedir.

Batı dünyası, Ortadoğu coğrafyasında büyük masraflar yaparak yerleşmeye çalışıyorsa, bu coğrafyanın zengin kaynaklarındandır. Ortadoğu, sadece yeraltı zenginlik kaynakları ile değil, jeopolitik/stratejik konumunun da vazgeçilmez olması unutulmamalıdır. 1990 yılarından sonra Ortadoğu ülkelerinde, gelişen devletleşme yapısı, eğitim ve ekonomi düzeyi batı dünyasını harekete geçirmiştir. Kendilerince, yılanın başı küçükken ezilmelidir mantığı onları acımasızlaştırmaktadır. Bu sahada oyunun; nasıl/nerede/ne kadar oynanacağını kendileri planladıklarından kontrol onlarda görünmektedir. Batının mantalitesi ile yapılan her hareket/eylem önce onlara yarar sağlayacaktır.

Geniş Ortadoğu coğrafyasında yaşananlar, büyük bir mülteci hareketi yaşatmıştır. Mülteci akını ilginç bir şekilde, kendi vatanlarını yaşanmaz hale getiren, Batıya dönük gerçekleşmektedir. Yüzbinlerce mültecinin Avrupa’ya yerleşmesi mücadeleyi/çatışmayı batı sahasına çekme riskini getirecektir. Avrupa bunun farkındadır ve önlemlerini almaya başlamıştır. Mülteciler arasında, gelişimlerine katkı sunacak beyinleri entegre ederken, kaybolan binlerce mülteci çocuğunun devşirilerek bir yeniçeri ordusunun hazırlanması tahmin edilmelidir.

Ortadoğu ülkeleri gelişme/büyüme ortamlarını, fırsatlarını kaybetmiş görünüyor. Çok azı savunma veya varlığını koruma refleksi göstermektedir. Büyük bir tehdit ve tehlikenin bıraktığı korku, birlik ve takım ruhunu oluşturmaya dönüştürülmelidir. Birlik ve beraberliği sağlama isteği/inisiyatifi, liderlerle birlikte tüm halklarda olmalıdır. 15 Temmuz direniş ruhu bunun en güzel timsalidir. 15 Temmuz toplumsal ayrışmayı azaltmış farklı kesimleri bir araya getirmiştir. Genelde Ortadoğu özelde Türkiye üzerinde oynanan oyunun derinliği ve büyüklüğü fark edilmiştir.  Bu direniş ruhu İmkânsız gibi görünse de Ortadoğu halklarına model olmalıdır. Tarihe mal olan 15 Temmuz direniş ruhu tehlike bitene kadar, canlı tutulmalı ve yaygınlaştırılmalıdır.

Bugün yaşanan olayların bıraktığı acı, düne göre çok büyüktür ve daha yaygındır. Ancak beklenilen/dillendirilemeyen büyük olayların korkusu sessizliğe nedendir. Kendi aramızda kullanılan ayrıştırıcı dil, hissi kararlar çatışmaları/cepheleşmeleri artırmaktadır. Masum ve mağdur olan tabanın/avamın birlik arzusu görülmelidir. Kurunun yanında yanacak her yaş, alevi/ateşi uzatacak ve büyütecektir.

Kilis’te yaşayan yaşlı bir adam her an ölüm tehlikesine karşı, sürekli abdestli gezdiğini söylüyordu. Bu durum korkuların yavaş yavaş yenildiği bir sürecin başladığını gösterir. Oluşan cesaretimizi birbirimize değil gerçek düşmana karşı göstermeliyiz.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: