Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
05 Ocak 2015 Pazartesi, 10:45
Naif Karabatak
Naif Karabatak naifkarabatak@gmail.com Tüm Yazılar

Dayatma mı, dayanma mı?

Naif Karabatak   Dayatma mı, dayanma mı?   Eskiden fikirlerin bir namusu olurdu, şimdi fikirlerin dayatması var. En iyi fikir, en iyi dayatma yapan haline geldi; Dayatıyoruz, dayatıyorlar, dayatıyorsunuz… Sloganlarla büyüyen bir toplumda bazı kavramların farklı amaçlarla kullanılması ve bunların çoğunun içinin boş olması da garipsenmemeli. Bunlardan birisi de dayatma veya empoze etmedir. Dayatma, kendi […]

Naif Karabatak

 

Dayatma mı, dayanma mı?

 

Eskiden fikirlerin bir namusu olurdu, şimdi fikirlerin dayatması var. En iyi fikir, en iyi dayatma yapan haline geldi; Dayatıyoruz, dayatıyorlar, dayatıyorsunuz…

Sloganlarla büyüyen bir toplumda bazı kavramların farklı amaçlarla kullanılması ve bunların çoğunun içinin boş olması da garipsenmemeli. Bunlardan birisi de dayatma veya empoze etmedir.

Dayatma, kendi isteğini yaptırmaya diretmek olarak anlaşılır.

Ama bir de tersi var, dayatılanı yapmamaya direnmek de “yapmama üzerine dayatma”dır.

Yani isteğini yaptırmak için direnmeyle, istenileni yapmamak için direnme mantık olarak aynıdır.

Birisi yaptırmak için direniyordur, diğeri yapmamak için direniyordur.

Ve her ikisinde de bir dayatma söz konusu.

Kimin haklı olup olmadığı ise o anki konuyla alakalıdır.

Ülkemizde ise kendisi gibi düşünmeyen herkes için bu kelime kullanılıyor; bazen yerli, bazen yersiz.

Tarihimizin her döneminde “dayatma” yapılmış ve kimileri koşulsuz boyun eğmiş, kimileri sorgulamış, kimileri de tümden karşı çıkarak farklı bir dayatma yapmıştır.

Koşulsuz boyun eğenlerin dışında kalanların tamamı birçok devirde, hâkim güç açısından “kötü çocuk” olarak bilinmiş, bilinmeye de devam ediyor.

Ancak sorun, dayatmaya karşı çıkanların dayatma arzusunda olmasıdır.

Aslında her türlü dayatma, irade sahibi olan insana yapılacak en kötü hakarettir.

Ama peki neler dayatılıyor?

Her söylenen dayatma mı, her önümüze gelen uymamız gereken ve vazgeçilmez kılınan kurallar mı?

Yoksa bazı kurallar dayatmanın dışında mı?

Mesela kırmızı ışıkta durma zorunluluğu bir dayatma olarak algılanabilir mi?

Herkes bütün ışıkları “yeşil” bilerek mi geçmeli?

Kaos, kargaşa ve başına buyruk olma dayatmaya karşı çıkma mı, farklı bir yaşam tarzını dayatma arzusu mu?

Bütün bunların cevabı aslında biliniyor ama bazen özgürlük adına neyin dayatıldığını, neyin irademizi yansıttığını ya bilmiyoruz ya da işimize öyle geliyor.

Bir amirin, bir memura emri dayatma değil ama aynı amirin aynı memura yasadışı her emri dayatmadır.

Kırmızı ışıkta durmak, dayatma değil; bir başkasının hakkına saygıdır. Az sonra senin hakkına başkalarının saygı göstermesini bekleyeceğin gibi…

Ama aslında benim inandığım dayatma, kendi fikrini zorla kabul ettirmedir.

Ben öyle düşünmüyorum, öyle değerlendirmiyorum, olaya o açıdan bakmıyorum ama illa o açıdan, o şekilde ve onun düşündüğü gibi düşünerek bakmam, değerlendirmem, yorumlamam isteniyor.

Bu, dayatmanın en zalim şeklidir.

Yoksa ülkemizde kurumlarda ve özellikle de siyasi partilerde çok acayip ve çok anlamsız dayatmalar var.

Aday dayatırlar bize mesela…

Seçecekseniz bunu seçin”, diye önümüze alternatifi olmayan bir liste, bir isim koyarlar.

Ya o partiyi değişeceksin ya o adaya oy vererek dayatmaya boyun eğeceksin.

Bunda yine bir tercih hakkın var.

En kötü dayatma ise fikirlerle oynanmasıdır.

Algı operasyonu, dayatmanın fark ettirmeden yapılanıdır.

İzlediğiniz televizyonda, okuduğunuz gazetede, bu yazı gibi köşelerde serdedilen fikirler, görüşler, size “mutlak doğru” gibi sunuluyorsa ve asla olayın farklı yönü küçücük de olsa yansıtılmıyorsa yapılan dayatmadır ve ahlaksızca olanıdır.

Ülkemizde en çok başvurulan dayatma budur ama nedense bunun bir dayatma olduğunu düşünen çok değildir.

İster iktidar yanlısı olsun, ister muhalefet yanlısı değişen bir şey yok.

Her görüşteki yayın organı, okuyanı ve izleyeni kendisi gibi düşünmeye zorlamak için yoğun bir çaba harcar.

Konuklar öyle seçilir, sorular ona göre belirlenir, programlar yine buna uygun hazırlanır ve hatta haberler, hep kendilerini haklı çıkaracak şekilde düzenlenir.

Siz, karşı tarafın haklı olabileceği üzerine düşünme şansına sahip olmazsınız.

Aslında elinizde kumanda var, gazete seçme hakkınız var, köşe yazarını tercih etmek de elinizde ama önce “şunu okumayın, şunu izlemeyin” dayatması kanınıza işlenir.

Ve siz, sadece o görüşün doğru olduğunu, o partinin veya grubun haklı olduğunu düşünecek, inanacak ve öylece yaşamınızı sürdürecek bir algıya hazır hale gelirsiniz.

Ondan sonrası elinizde olmaz.

Ve ondan sonra sizin bir dayatmanız olur, farkında olmadan…

Okuduğunuz her yazı, her haber ve her programın “sizin duymak istediğinizi” söylemesini beklersiniz, aksinde ise tepkiniz gecikmez.

Koltuk aynıdır, orada oturan zalim değişmiştir ve bunun da dayatmaya karşı çıkan, özgürlük mücadelesi veren, hak, hukuk kavramı için çabalayan siz yaparsınız, farkında olmadan…

Bugün ülkemizdeki en büyük dayatma budur.

Ve bu, ne yazık ki kitleleri zehirleyecek boyutu çoktan geçtiği gibi, insanları bir birine düşman etmiş, selamı sabahı kestirmiştir.

Oysa herkesin doğrusu da vardır, yanlışı da…

Bir olayda birazcık o haklıdır, birazcık da diğeri.

Veya tümden haklı olanı da, tümden haksız olanı da vardır.

Ama bunu değerlendirmek, doğru bilgiye ulaşmakla, beynimizle oynanmasına izin vermemekle mümkündür.

Bunun için dayatmalara direnmek gerekiyor.

Sizin empoze ettiğinize değil, benim gördüğüme, benim duyduğuma ve benim inandığıma göre; senin, öbürünün, diğerinin inandığına göre değil…

 

Tweetimden seçmeler

İki şekilde susacaksın; gereksiz cümle kuracaksan veya gereksize hitap edeceksen!

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: