Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba
26 Temmuz 2016 Salı, 08:48
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Darbeler Kabak(çı) Tadı Verdi…

Darbeler Kabak(çı) Tadı Verdi…   Yıl 25 Mayıs 1807, Osmanlı İmparatorluğunda, işlerin iyiye gitmediği bir dönemdi. Yinelenmek/yenilenmenin gerekliliğine inanan bir padişah tahtaydı. Padişah, başına geleceklerini bildiği korkulara rağmen; düzenlemeler, iyileştirmeler, geliştirmeler peşindeydi. İleriye attığı her adımın altında birilerinin kuyruğu kalıyor birilerinin keyfi kaçıyordu. İmparatorluk, mevcudu koruma, geleceği yakalama, bitmek bilmez savaşlarla uğraşıyordu. Kuyruk acısı yaşayanlarda […]

Darbeler Kabak(çı) Tadı Verdi…

 

Yıl 25 Mayıs 1807, Osmanlı İmparatorluğunda, işlerin iyiye gitmediği bir dönemdi. Yinelenmek/yenilenmenin gerekliliğine inanan bir padişah tahtaydı. Padişah, başına geleceklerini bildiği korkulara rağmen; düzenlemeler, iyileştirmeler, geliştirmeler peşindeydi. İleriye attığı her adımın altında birilerinin kuyruğu kalıyor birilerinin keyfi kaçıyordu. İmparatorluk, mevcudu koruma, geleceği yakalama, bitmek bilmez savaşlarla uğraşıyordu. Kuyruk acısı yaşayanlarda boş durmuyordu.

Evet, yıl 25 Mayıs 1807. Kim olduğu bilinmeyen Kabakçı Mustafa diye bir asker egomanyak, nevrotik, narsist, sadist ve çapulcularla birlikte bir darbe gerçekleştirdi. Kışlalarından sarayın önüne gelene kadar ancak bin kişi olabildiler. Padişahın eşrafı, padişaha eksik, yanlış ve gecikmeli bilgi vermekle kalmayıp isyancıları cesaretlendirdiler.  Payitahtta bulunan topçu ve cebeciler isyanı çok kolay bastırabileceklerken, aldıkları emirle kışlalarından çıkmadılar. Sonuç; padişahın ölümü, imparatorluğun çöküşünün hızlanması ve sayısız mağduriyet… Peki, Kabakçı Mustafa’ya ne oldu, bir yıl sonra yatağında boğazı kesilerek öldürüldü.

Belki kimse böyle tanımlamamıştır ama tarihin ilk darbesini Kabil Habil’e yapmıştır. Yani darbe zihniyeti ilk insanlardan beri vardır. Darbe kelimesi tek başına şiddetti ifade etmeye yeterlidir. Şiddeti kullananlar; kendilerini ifade edemeyen/eksik gören/üstünlük taslayan, ötekilere hakkı/adaleti/eşitliği çok gören, diyaloğa kapalı, sadist, narsist, insanlıktan nasiplenmemişlerdir. Maalesef bu tanıma uygun insanlarla(?) birlikte yaşıyoruz ve hep yaşayacağız. Bilinen bir gerçek var ki hiçbir darbeci tarihe kahraman olarak geçmemiştir.

Tarih 15 Temmuz 2016, kaynatılan Ortadoğu kazanında kendini korumaya çalışan ülke; darbecileri, hayretle/şaşkınlıkla/korkuyla/cesaretle karşıladı. Halk, Narsist ve sadist bu insanların(?) yakın tarihte bıraktığı tahribat ve hasarı zihinlerinde silemedi. Ülkede darbe potansiyelinin var olduğu gerçeği hiç unutulmadı. Bu defa halk evine girmeyecek, Liderler boyun eğmeyecek, narsistlerin yaptığı yanlarına kar kalmayacaktı. Huzurlu bir gelecek için, kazandıklarını kaybetmek istemeyenlerin birleştiği bir direniş yaşandı. Tarihte çok az darbe, böyle karşılanmıştır. Bu karşı duruş biçimi, bundan sonraki darbecileri korkutacağı aşikârdır.

Dünyanın en güzel coğrafyasında kurulan devlette baştan beri işler iyi gitmedi. Anlaşılan devletin kuruluş felsefesi/kurgusu/zihniyeti/sistemi yanlıştı. Birileri, “kendilerini” hazırladıkları anayasalarla koruma altına aldı. Bu azınlık, Kendilerini ülkenin efendileri gibi görüp imtiyazlı yaşamak istedi. Anadolu halklarını karşı karşıya getirerek onlara tepeden baktı ve onları yönetti. Bu coğrafyanın insanları çok efendi(!) gördü. Halk, efendilere(!) karşı korkuyla itaat ettiyse de her fırsatta, demokratik yollarla iktidarını, iradesi ile seçti. Kendini ülkenin sahipleri zanneden bu efendiler(!) oluşan her milli iradeyi, darbelerle yok saydı. Kendilerini Atatürkçü/Kemalist/ulusalcı olarak tanımlayan bu azınlık, çağdaşlığında maskesini kullanarak, en ilkel yollarla mücrimleşti.

Ülkemizin kısa olan tarihi sürecinde ne zaman bir uyanış gerçekleşse, özüne yönelse, iradesini kullansa darbe; köklü bir çözüm olarak uygulandı. Azınlık efendi güruhu, esfela safilin seviyesinde, dış güçlerin desteği ile ülke halklarına kan kusturdu. Halk; geri bırakılmışlığa, aza,  yoksulluğa, yoksunluğa, cahilliğe mahkûm edildi.  Halkın ekonomik ve eğitim seviyesi yükseldikçe, halk siyaseti/yönetimi, haklarını, savunmayı/sorgulamayı öğrendi. Hainleri, satılmışları bildi ve onlara karşı gardını hazırladı.

15 Temmuz 2016 darbe kalkışması, dışarıdan destek alması haricinde, birçok yönü ile farklıydı. Bu defa darbeyi, Atatürkçü/Kemalist/ulusalcılar değil kendilerini Fethullahçı olarak tanımlayan bir cemaat yapıyordu. Onlarca yılın çalışmaları ile devletin her kurumuna sızan, başta eğitim alanı olmak üzere STK’larla her yerde güçlü bir ağ kuran, yaklaşık 110 ülkede örgütlenen cemaat, ülke yönetimini darbe ile ele geçirmek istedi ama başaramadı. Başaramadı, çünkü Ordunun tamamı bu kalkışmayı kabul etmedi, halkın öfkesini/hazır bekleyen gardını küçümsedi, reisin/liderlerin korkacağını zannetti ve ilahi hesabı unuttu…

15 Temmuz 2016, mağdurların öfkelerini açığa çıkardıkları gündür.  Şiddetten usanmış halk, daha büyük kaoslar yaratacak darbeleri kabullenemeyeceğini ortaya koydu. Darbenin, din/cemaat maskesi bu halkı kandıramadı. Silah ve ölüm insanları korkutamadı. Farklı parti, düşünce vatandaşı ayrıştırmadı. Millet, iradesinin gücünün farkındaydı. Her kes görmeli ki Anadolu halkları; huzur, barış ve güvenli bir hayat istiyor. İnsanlar, efendilik yapmayan, kendisi gibi düşünen/yaşayan yönetici istiyor. Toplumsal sorunlar doğuran milliyetçi, ulusalcı, şoven ve mezhepçi yaklaşımlardan fikirler arınmalıdır. Sosyal hayatın idamesinde; İnsani, İslami ve demokratik tartılar kullanılmalıdır.

İstenmediği kadar bilginin paylaşıldığı bir çağda yaşıyoruz. Aklın ve iradenin, kişi/cemaat/partilere rehin bırakılması, karakter ve kişiliklerin teslim edilmesi büyük sosyal olayların yaşanmasına zemin hazırlamaktadır. Tek kişilik akıl ve karakter hayatı, cemaatleri akranları ile husumet geliştirdiği bilinmektedir. Anadolu’nun özünü oluşturan farklı kimliklerin bileşkesi, bu ülkenin tamamıdır. Bu ülke hepimizin ortak yaşam alanıdır. Her kes ortak yaşam hukukunu bilmeli ve ona uymalıdır. Ortak yaşamın paylaşımı adil ve eşit olmalıdır. Toplumu beyaz/kara, efendi/köle olarak tanımlayan zihniyet imtiyaz isteyecektir. İmtiyaz beklentisi bir hastalıktır, tedavi zorunludur…

Hiçbir zaman, resmin tamamını kimse görmemiştir. Yorumlar, tespitler, öneriler, beklentiler eksik kalacaktır. Bilinen bir gerçek var ki; bu ülke kurulduğu günden beri iç ve dış tehdit ve tehlikelerin altında kalmıştır. Oluşan her sorunun üstesinde gelmenin yegâne çözümü, güçlü olmaktır. Ekonomide, eğitimde, bilgide, teknolojide güçlü olmak mecburiyetindeyiz. Birlik ve beraberliği bozan her sorun çözülmelidir.

Allah zalimlere fırsat vermesin…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: