Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
06 Kasım 2014 Perşembe, 09:10
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Çöken ahlakımız mı, insanlığımız mı?

Naif Karabatak   Çöken ahlakımız mı, insanlığımız mı?   Hep özgürlüğü savunuruz. İnsanların tercihlerinde özgür olmasını, “dilediği” gibi bir yaşamı seçmesini savunuruz ama bunu savunurken, ahlak ve insanlığın ayaklar altına alınmasını kimse söyleyemez ve bunun aslında özgürlüğü de olamaz. Henüz dünyaya gözlerini yeni açan bir yavru, günahsızdır. Onu dünyaya getiren anne ve babasının hatalarından sorumlu […]

Naif Karabatak

 

Çöken ahlakımız mı, insanlığımız mı?

 

Hep özgürlüğü savunuruz. İnsanların tercihlerinde özgür olmasını, “dilediği” gibi bir yaşamı seçmesini savunuruz ama bunu savunurken, ahlak ve insanlığın ayaklar altına alınmasını kimse söyleyemez ve bunun aslında özgürlüğü de olamaz.

Henüz dünyaya gözlerini yeni açan bir yavru, günahsızdır.

Onu dünyaya getiren anne ve babasının hatalarından sorumlu değildir.

Hata olarak dünyaya gelmiş olsa dahi, bunda o masum çocuğun bir suçu yoktur ve onu cezalandırmak, hem ahlaken, hem insanlık olarak sorgulanması, “ne oluyoruz?” denilmesi gereken bir durum olduğuna inanıyorum.

Farklı düşünenler olabilir elbet ama “yasak ilişki” yaşayanlar, “yasağın getirdiği sorumluluğu” da üstlenmek zorundadır.

Bir anlık zevkin ürünü olarak dünyaya getirilen bebeyi öldürmek, özgürlük veya kişisel tercih olarak algılanamaz/algılanmamalı.

Adıyaman’da tüyler ürperten olay, tam da böyle bir olaydı.

Üniversite öğrencisi genç bir kız, henüz 19 yaşında.

9 ay boyunca yasak ilişkisinin meyvesini karnında saklamayı başarmış.

Doğum zamanı geldiğinde ise hastane yerine apartmanın bodrum katına inerek, kendi kendine doğum yapmış.

Bununla da kalmamış tabii.

Bebeği bodruma atarak, ölüme terk etmiş ve hiçbir günahı olmayan o yavrucak, dünyaya gözünü henüz açmışken, geri kapatmış.

Kendisi ise kan kaybından ölmek üzereyken bulunmuş.

Hastanede tedavisi devam eden genç kız, muhtemelen iyileşecek ama bir ömür boyu “yavrusunu öldüren anne” olarak kalacak.

Bu arada genç kızın sevgilisi, dünyaya gözünü açtığı anda kapatan yavrunun da babası olacak kişiyle ilgili henüz bir bilgi yok.

Olması da gerekmiyor aslında.

Çünkü bir ilişkinin sonunu düşünmeden ve sadece “faydalanma” amacı güdenlerin, sorumluluk alacak yüreği de bulunmaz.

Genç kız bir başına kaldı.

Okulunda herkes onun yasak ilişki yaşadığını bilecek.

Daha kötüsü herkes onun yavrusunu öldürdüğünü de bilecek.

Ama belki sevgilisini bilmeyecekler, o da kendisini göstermek için bir çaba içinde olmayacak.

Peki bu özgürlük mü?

Ahlakı olmayan bir yaşam tarzını özgürlük olarak mı alacağız?

Veya insanlığı olmayan bir yaşam tarzını…

Gayrimeşru ilişkiyi “özgürlük” olarak alanların, hiç suçu olmadan öldürülen çocukla ilgili bir tavsiyeleri de olur mu?

Bir ömür travma yaşayacak genç kız için ne derler?

Bir anlık zevk için iki hayatı karartan “sevgili” için nasıl bir değerlendirme yaparlar, doğrusu merak ediyorum.

Ve böylelerine “sevgili” denmesine de ifrit oluyorum.

Aşkın bu kadar yozlaştığı, cinselliğin aşk sayıldığı bir dönemde, “sevgili” kelimesinin içini nasıl doldurduklarını çok merak ediyorum.

Okuldan arkadaşları genç kızı merak etmeseydi, ulaşılabilir bir telefon olmasaydı, şimdi genç kız da yavrusuyla birlikte toprağa verilecekti.

Ama ulaşılamaz olan “sevgili” denen genç.

En sorumsuz olanı, en masum bulunanı ve bu olayda yasal açıdan da hiç suçu olmayanı…

Yargı, muhtemelen genç kızı yavrusunu öldürmekle suçlayacak ama genç adam için böyle bir suçlama olmayacak.

Genç kız, 9 ay boyunca binlerce kez yavrusunu gizlemek, nasıl doğuracağını düşünmek ve sonucunda ne olacağını hesaplamakla zaten çekeceği cezayı çekmişti.

Evlat katili olmasını, yargı önünde hesap vermesini, sonuçta alacağı cezayı önemsemiyorum. Benim dert ettiğim vicdani, insani ve ahlaki boyutu.

İstediği kadar ceza versinler veya “zaten ölü doğmuştu” diye suçtan kurtulmaya çalışsınlar, vicdanen nasıl olacak?

Erkeğin yani “sevgili”nin böyle bir kaygısı olacak mı bilmem ama vicdanen bile rahatsız olacağını düşünmüyorum.

Gerçekten de çöken bir ahlakımız var.

Üstüne de yerle bir edilen insanlığımız…

Duygularımızı yitirdik, sevgilerimiz öldü, vefayı unuttuk, bir ve beraber olmayı “cinsellik” olarak algıladık.

Bir ömür aynı yastığa baş koyanlar çok gerilerde kaldı.

Üçüncü sayfa haberleri bize sıradan görünmeye başlandı.

Eskiden destan yazılan, kent kent dolaştırılan ve ağıt yakılan olayları şimdi umursayan yok.

Münferit olaylar, sıradanlaşmaya başladı.

Vicdanı elden bıraktık, sevgiyi her geçen gün yozlaştırdık ve insanlığımızı bir yerlerde unuttuk.

Ama biz özgürüz ya sanırım bu yeter…

 

Tweetimden seçmeler

İnsan en büyük yalanı kendisine söyler. İnanmaya başladıklarını ise başkalarına…

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: