Son Dakika
20 Ekim 2017 Cuma
16 Ağustos 2016 Salı, 08:10
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

ÇOK YÖNLÜ KARAKTER MARİFETİ…

ÇOK YÖNLÜ KARAKTER MARİFETİ… Bütün tarihi olaylar göstermiştir ki “idealler” mekân ve zaman sınırının dışında, ulaşılmazlarda kalmıştır. İnsanlığın eşit, adil ve barış içinde yaşama ideali; dinlerin, ideolojilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak nüfus artıp, yaşam coğrafyasının gelişmesi ayrışmaları, cepheleri, ötekileri doğurmuştur. Son üç yüz yıldan beri batı medeniyeti her yönü ile öteki dünya medeniyetlerinin önündedir. […]

ÇOK YÖNLÜ KARAKTER MARİFETİ…

Bütün tarihi olaylar göstermiştir ki “idealler” mekân ve zaman sınırının dışında, ulaşılmazlarda kalmıştır. İnsanlığın eşit, adil ve barış içinde yaşama ideali; dinlerin, ideolojilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Ancak nüfus artıp, yaşam coğrafyasının gelişmesi ayrışmaları, cepheleri, ötekileri doğurmuştur.

Son üç yüz yıldan beri batı medeniyeti her yönü ile öteki dünya medeniyetlerinin önündedir. Farklı kıtalarda varlıklarını sürdüren öteki dünya (Latin Amerika, Afrika, Asya ve Ortadoğu medeniyetleri) varoşlarda yaşayanlar görünümündedir. Gelişimlerini ya statükoda ya da dayatılan seküler yapıda arayan bu varoşlar kendi sistemlerini/merkezlerini oluşturamamıştır. Tüm dünyayı, kendi/arınmış iradeleri ile tanıyamayan öteki dünya, batının belirlediği sınırlarda hayatta kalmaya çalışmaktadır. Düşük yaşam kalitesi, değersiz insan profili, mücrimlere uygun bir ortam sağlamıştır. Biz/öteki dünya, varoşların meskeninde kendimize düşman olacak vasıflar edinmişiz. Aynı toplumun insanları, politik/inanca dayalı ayrışmalarla karşı karşıya getirilmiştir.

Herkes okadar politize olmuş ki; Köyden, kentten, her meslekten insan işinden ve seviyesinden daha fazla siyaset konuşmaktadır. Top yekûn politik bir topluma dönüşüldü. Bu sonuç sosyal ayrışmanın ötesinde toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmiştir. Bunun temel nedenlerinden biri siyaseti kendine meslek edinenlerin kullandığı dildir. Kendisini/kendinde olanı anlatmak yerine, rakibin zafiyetlerini kullanan agresif/dışlayıcı dil gergin bir ortam oluşturmaktadır. Literatürdeki tanımıyla; sorun çözme sanatı olan siyaset, sorun haline gelmiştir. Köyde çiftçiyi, çarşıda esnafı, kamuda memuru, öğrenciyi, işçiyi karşı karşıya getirmiştir. Sanatın, zanaatın ve ekonominin gelişimi için toplumsal diyaloğa ihtiyacı varken, diyalog kanallarını siyaset tıkamıştır. Oysaki siyaset, iletişimde kullanılan en önemli alan olmalıdır. Sosyal hayatta ki çatışmanın şiddet düzeyi, siyasi buluşmaya/iletişime engel olmamalıdır. Üst düzeyde siyasi buluşmalar sosyal tabanda yumuşamaya/umutlanmaya neden olur.

Müslüman tatilde seküler, ticarette liberal/kapitalist, ideolojide Şoven, sosyal hayatta mütedeyyin görünebiliyor. Çok yönlü karakter marifeti, zihinsel/düşünce etki alanını daraltmakta, güvensiz bir ortam oluşturmaktadır. Bu durum genleri ile oynanmış Müslüman tipi sergilemektedir. Seküler mi? Mütedeyyin mi? Milliyetçi mi? ne olunacağına karar vermemiş, amaçsız, hedefsiz kaygan bir topluluk görüntüsü var. Çağın gelişen imkânları, dış/öteki dünya ile her yönlü etkileşimi mümkün kılmıştır. Müslümanlar bu etkileşimi, müspet yönde kullanma marifeti göstermemektedir. Toplum omurgasını oluşturan kimliksel değerler, terk edilip unutulmuştur. Müslümanlar kendileri ile yabancılaşmış, güdümlü topluluklara dönüşmüştür.  Dinin ve kültürün derin ve köklü bağları zayıflamış, aktüel ve değişken gündeme uyumlu hale gelinmiştir.

Biz/öteki dünyada karar/irade; kendisinde, kendisinde olandaymış gibi görünüp, dışımızdakilerin istekleri gerçekleşmektedir. Kendisi olamayan birey ve tolum araçsal yığınlara dönüşmektedir. Milliyetçilik/mezhepçilik gibi ucuz/hastalıklı tanımlar, bireyleri bir araya getirmektedir. Yapılan/yaşatılan cürümler, bu tanımların örtüsünde saklanmaktadır. Birey ve toplumu yüceltecek, İnsani/dini değerler etkisiz, silikleştirildi. Kolaydan “efendi” olma, konforlu bir hayat yaşamak hayatın gayesine dönüştü. Kitleleri insan/İslam okyanusuna akıtacak aydınların yerini, aktüel/günlük lümpenler aldı. Süreci yönetenler, olayların neden ve sonuçlarına perde çekerek gerçeklere ulaşımı tamamen engellemektedir.

Modern/çağdaş kavramlar altında manipüle edilmiş koşullara, boyun eğmek bir seviye kabul edilmiştir. Kullanılabilenler müspet kavramlarla, istenilmeyenler menfi kavramlarla tanımlanarak taraf/düşman, çağdaş/gerici, milliyetçi/bölücü, safları oluşturulmaktadır. Lider/yönetici kadroya tablonun tamamına bakma müsaadesi verilmemektedir. Zenginler, israfın sarhoşluğunda boğulurken fakirler, hayatta kalabilme mücadelesine girmişlerdir. Toplum, birlikteliğini kaybedince öze uygun koşuları oluşturma gayesi kalmamıştır. Bilinç dünyamız, özden kopmuş mevcudu sloganlaştırma ile doldurulmuştur. Düşünsel üretim durmuş klişe söz, hikâye ve menkıbelerle avunur duruma gelinmiştir.

Hayat tüm boyutları ile bir dengede tutulursa gerçekliğini kazanır. Modern çağda maddi hayat manevi hayatın alanını işgal etmiştir. Maddi hayatın baskın olduğu yaşam biçiminde, doğru ve yanlışı tespit etme yerine kazanma ve kaybetme gayesi edinilmiştir. Birkaç ritüel, manevi dünyamızı tatmin etmeye yetmiştir. Hiçbir ideoloji ve felsefe toplumları din kadar bir arada tutamamıştır. Dinler ise belli bazı kültlerle sınırlandırılmıştır. Manen güçlü, doğal dil yerine, yapay/menfaatçi dil, dini temsil edememektedir. Avamda oluşan dini boşluğu gören, zeki/bilgin/çıkarcı âlimler kitlelere kendilerine uyumlu inancı empoze etmektedir. Empoze edilen bu inançlar, benzer biçimde Alevi/Şii ve Sünni camiada yoğun bir şekilde görülmektedir. Bütün bunlar öz’den uzaklaşmayı sağlamaktadır.

Müslümanların hayatı, ambalajlanmış seküler/neoliberal ürünleri ile doldurulmuştur. Müslümanların zihinleri seküler/neoliberal düşünce sistemlerince kuşatılmıştır. İslam’ın madde ve mana dünyasına bakışı ters düz edilmiştir. Araçsal kullanılması gereken madde amaca dönüştürülmüştür. Mana dünyası taklidi eylemlerle sınırlandırılmıştır.

Aynı odaklı saldırılara/müdahalelere maruz kalan Müslüman âleminde, toplum ve ülke birlikteliği beklenirken parçalı/çatışmalı cepheler oluşturuldu. Güncel yaşanan toplumsal facialara şahitlik edilmektedir. Benzer faciaların mağduru olmamak için refleksel tepkiler yerine legal organizasyonlarda bütünleşmek gerekir. Mağlup olmuş girişimlerin, farklı/tekrar olası saldırıları bilinmelidir.

Hedefe ulaşmanın formülü; lider, halk ve Hakk’ın doğru ve gerçekte buluşmasıdır.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: