Son Dakika
18 Ağustos 2017 Cuma
04 Ağustos 2016 Perşembe, 14:26
A. Hakan Karayılan
A. Hakan Karayılan [email protected] Tüm Yazılar

Çocukları, Fetö Ve Benzeri Örgütlere Kaptırmamak İçin Alınacak Tedbirle

Çocukları,  Fetö Ve Benzeri Örgütlere Kaptırmamak İçin Alınacak Tedbirler Bir musibetin  bin nasihatten daha evla olduğu, yaşadığımız 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu saatten sonra yapılabilecek en önemli şeylerden birisi de, bu yapılara eleman kazandıran bataklığın kurutulması olacaktır. Bunun için devlet üzerine düşeni mutlaka yapacaktır,  ancak anne, baba, eğitimciler ve […]

Çocukları,  Fetö Ve Benzeri Örgütlere Kaptırmamak İçin Alınacak Tedbirler

Bir musibetin  bin nasihatten daha evla olduğu, yaşadığımız 15 Temmuz Darbe Teşebbüsü ile bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bu saatten sonra yapılabilecek en önemli şeylerden birisi de, bu yapılara eleman kazandıran bataklığın kurutulması olacaktır.

Bunun için devlet üzerine düşeni mutlaka yapacaktır,  ancak anne, baba, eğitimciler ve din görevlileri olarak bize daha önemli görev ve sorumlulukların düştüğü malumdur. Bunun için evvela kendimizi ve sonrada çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz, bu tür yapılara karşı hangi önlemleri almalıyız diye, mutlaka bir arayışın ve eğitim sürecinin içine girmemiz elzemdir.

Eğitime önce kendi öz nefsimizden başlamalı; itikad, ibadet, ahlak ve muamelata dair esasların yeniden gözden geçirilmesi birinci hedef olmalıdır. Bu da yapılırken referans Kur’an ve Hz. Peygamber’in Sünneti olmalıdır.

Kendimizi eğitirken eğitim aldığımız cemaat, vakıf, dernek, tarikat vb. kurum ve kuruluşların amaç, hedef, dünyaya ve ahrete dönük gayelerini net olarak ortaya koymamız gerekir.

Dini kaynağından ve bir öğretici üzerinden öğrenmek esas olduğuna göre, dini bize öğretmeye aday kimselerin niyetlerini, yöntemlerini ve amaçlarını sorgulamak birinci hedef olmalıdır. Bunun içinde aşağıdaki sorgulamaları yapmak gerekecektir;

Birinci hedef, kendi dini müesseselerine adam yetiştirmek mi yoksa, Allah’ın dinini tebliğ ve teybin etmek mi?

Bunun için ne istendiği daha da önemlidir? Dini pazarlamak, orası üzerinden kendi kurumuna maddi destek sağlamak mı yoksa, bu iş için hiçbir ücret talep etmemek mi? İşte bu da ciddi bir kıstastır.

Ayrıca, cemaate mensubiyeti Allah’a mensubiyet, oranın yöneticine itaati peygambere itaat olarak algılatan bir düşünceden şiddetle kaçmak gereklidir.

İslam baştan aşağı, okumayı, öğrenmeyi, tefekkürü, tezekkürü, tedebbürü, teakkülü, araştırmayı ve sorgulamayı öğretirken, kayıtsız şartsız itaati emreden yapılardan uzak durmak, imanı bir vecibedir.

İslam, “İnsani Değerler” düzleminin içerisine evrensel doğrular diyebileceğimiz ve bozulmamış fıtrata sahip her insanın kabul edebileceği bütün değerleri ortaya koyar. Bunlar; “doğruluk, adalet, insan sevgisi, üretken olma, zulme karşı durma vs. “ şeklinde sıralayabiliriz, bu ve benzeri fıtri değerleri ıskalayan; takiyye, iki yüzlülük, tedbir gibi metotları benimseyen yapılardan uzak durulmalıdır.

“Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onları O’ndan başkası bilmez, karada ve denizde olanları O bilir ve bir yaprak düşmez ki, onu O bilmesin; ne toprağın karanlıklarında bir tane, ne de kuru ve yaş hiçbir şey yoktur ki, o her şeyi açıklayan Kitap’ta bulunmasın”. (En’am/59) ayetine muhalefet ederek, gaybtan bilgi aldığını söyleyen ve yapılan her işi Hz. Peygamber’e ve Allah’a izafe eden gayri İslami yapılardan kaçınmak.

Rüya ile amel edilmeyeceği aşikarken, rüyada (haşa!) Allah’ı ve Hz. Peygamber’i gördüğünü iddia eden, oradan aldığı haberlerle insanlar üzerinde etki ve hakimiyet kurmaya çalışan yapılardan uzak durulmalıdır.

Kur’an’da, yaş-kuru her şey açıklanmış ve O, mübin (apaçık) bir kitap iken, hala olağan şeylerin dahi altında kimsenin bilmediği(!) ancak kendisine ötelerden ilhamla hikmetlerin geldiğin söyleyen hikmetçi kişilerden şiddetle kaçınılmalıdır.

İnsanın dini konularda mükellef olmasının ilk alameti, mümeyyiz bir akla sahip olması gerekli iken, aklı ipotek altına alan, başkalarının aklını kendi aklından önceleyen, sorgulatmayan, lidere mutlak itaati dini bir vecibe gibi lanse eden yapılardan kaçınmak gerekir.

İslam’ın doğru, helal dediklerini, dönemin şartları bunları gerektiriyor diyerek; haramı helal, yanlışı doğrulayan yapılardan ve söylemlerden kaçınmak.

Kendini Mehdi, Mesih, Kainat İmamı vb. şeylerle tavzih ederek, insanüstü bir yapıda olduğunu iddia eden, gelecek hakkında kehanetlerde bulunan, insanlara cennetten yer pazarlayan, insanların ahretine ipotek koyan safsatacılardan şiddetle kaçınmak.

Aslında bu ve benzeri şeyleri uzatmak mümkün, hülasa bize düşen sahih bir din bilgisine ve eğitimine sahip ve talip olmaya çalışmaktır. “Yalnızca Allah’a kul olmayı” emreden ayeti başımıza ser levha yapmaktır.

Eğer kendimizi bu benzeri konularda eğitebilirsek, yazıya başlık olan çocuklarımızı da böylesi yapılara kaptırmamış oluruz. Kendi evinde dinini yaşamayan veya yaşatmayan ebeveynlerin çocuklarını başkalarının tasarruflarına bırakmak büyük bir vebaldir.

Çocuklarımızı kime emanet ettiğimizi mutlaka araştırmalı ve bu yapıları sorgulamalıyız.

Vesselam…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: