Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
30 Mayıs 2016 Pazartesi, 07:42

CHP’nin trajedisi…   Bir parti düşünün, her sözü bir önce söylediğini yalanlıyor. Bir parti düşünün, demokrat olduğunu söyleyip Kürtlerden kaçıyor. Bir parti düşünün, parlamenter sistemi savunup başkanlık modelinin yolunu açıyor. Bir parti düşünün, iktidarı hedefleyip her eylemi ile iktidarı güçlendiriyor. Bir parti düşünün, 90 yaşını devirmiş ama bir kerecik olsun geçmişi ile yüzleşmemiş. Bir parti […]

CHP’nin trajedisi…

 

Bir parti düşünün, her sözü bir önce söylediğini yalanlıyor. Bir parti düşünün, demokrat olduğunu söyleyip Kürtlerden kaçıyor. Bir parti düşünün, parlamenter sistemi savunup başkanlık modelinin yolunu açıyor. Bir parti düşünün, iktidarı hedefleyip her eylemi ile iktidarı güçlendiriyor. Bir parti düşünün, 90 yaşını devirmiş ama bir kerecik olsun geçmişi ile yüzleşmemiş. Bir parti düşünün, Kürt sorununu Meclis’te, Kürtlerin temsilcisi HDP ile çözeceğiz deyip, HDP’lilerin Meclis’ten atılmasına destek veriyor. Elbette CHP’den bahsediyorum. Böyle bir parti bu ülke için umut olabilir mi?

Dokunulmazlıklar meselesi ilk gündeme geldiğinde, Kılıçdaroğlu ilkeli bir tutum takınmıştı. Kürsü dokunulmazlığı hariç, bütün dokunulmazlıklar kaldırılsın demişti. Kürsü dokunulmazlığı ile milletvekillerin düşüncelerinden dolayı yargılanamayacaklarını, onun dışında yolsuzluk, hırsızlık, iftira, ihaleye fesat karıştırma vb gibi fiillerden dolayı hukuk önünde hesap vermeleri gerektiğini savunmuştu. HDP de bu görüşteydi. 13 Nisan’da bir televizyon kanalına çıkıp konuştu Kılıçdaroğlu. AKP’nin getirdiği dokunulmazlıklar ile ilgili teklifin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirtti. Tam alkış derken, devamında “Buna rağmen evet diyeceğiz” demez mi. Son dönem bütün muhalefetini, Erdoğan Anayasa’ya uygun davranmıyor, Anayasa’yı çiğniyor üzerine kuran CHP’nin yegâne argümanı, bizzat Genel Başkanları vasıtasıyla ortadan kalkmış oldu. Hem Anayasa’ya aykırı hem evet demek sanırım CHP’nin stratejik derinliğiydi (!) Kılıçdaroğlu bu dâhiyane düşüncesini, kimse bizi terörle bir arada gösteremez diye detaylandırdı. HDP’yi terör partisi olarak gördüğünün dile gelmesiydi bu yaklaşım. Hani Kürt sorununu Meclis’te HDP’liler ile çözecektin? Sonra CHP’nin desteği ile dokunulmazlıklar kalktı. Kılıçdaroğlu, sanki partisi Meclis’te değilmiş ve bir kısmı evet dememiş gibi, ‘meclis kaldırdı dokunulmazlıkları’ sözü ile biz aciz kullara önemli bir sır vermiş oldu.

Yanlış mantıkla oyun kurmaya başladın mı, o oyunun bir süre sonra figüranı olursun. Kılıçdaroğlu, dokunulmazlıklar Anayasa’ya aykırı dedi mi? Dedi. Anayasa’ya aykırı olan bir düzenlemeye evet diyeceğiz dedi mi? Dedi. Dokunulmazlıkların kaldırılması için oy kullanacağız diyen Kılıçdaroğlu, sanki ilgileri yok muş gibi, Meclis kaldırdı ve doğru olmadı dedi mi? Dedi. Bütün bunlardan sonra AYM’ye gidelim diyen vekillerini partiden ihraç etmekle tehdit etti mi? Etti. Bir sözü bir sözünü tutmayan bir ana muhalefet lideri Türkiye’nin en büyük şansızlığıdır. Hem başkanlığa karşı, hem başkanlığa giden yolları temizleyen Kılıçdaroğlu durumu, esasında yapısal bir CHP sorununa tekabül ediyor.

Ülkeyi 1923’ten 1950’ye kadar CHP tek başına yönetmişti. Her söze, ülkenin kurucu partisiyiz diye başlayan CHP, geçmişi ile hiç hesaplaşmadı. Kendisini hala ülkenin sahibiymiş gibi gördüğü için bu hesaplaşmadan hep kaçındı. CHP’nin çocukluğu büyük, yeşillikler içinde, deniz kıyısında bir çiftlik evinde geçmiş. Yıllar sonra CHP fakirleşmiş, evini satmış, satın alanlar eve yerleşmiş. CHP görece daha küçük ve mütevazı bir eve taşınmış. Yinede zaman zaman gidip o eski şatafatlı eve uzaktan bakıp, vay be zamanında burada ben oturuyordum diye iç geçiriyor. Daha kötüsü evin hala kendisine ait olduğunu zannediyor. CHP’nin devletle ilişkisini böyle bir metafor üzerine kurmak çok uygun. Kendisini devletin biricik sahibi zannediyor ama devletin hiçbir kurumunda izi kalmamış. Yine de bütün reflekslerini halkın değil, devletin çıkarı üzerine gösteriyor. Zalim geçmişi ile hesaplaşırsa, devlet zarar görür mantığını içselleştirmiş. AKP elitleri bu ruh halini iyi bildikleri için CHP ve Kılıçdaroğlu’nu parmağında oynatıyor.

Bütün bu çıkmazı, elbette salt Kılıçdaroğlu’na bağlamak eksik bir tanımlama olur. CHP’nin kuruluş felsefesi 93 yıldır aynı. Ulus-devlet mantığına göre kurgulanmış, bu çemberin içinde dolaşan ve kendisini bunun dışındaki demokratik seçeneklere kapatmış bir partiden söz ediyoruz. Genel başkanın değişmesi ile CHP’nin değişeceğini düşünmek bizi yanılgıya götürür. CHP, kendini 1930 yılların ulus-devlet çimentosundan kurtarıp, geçmişle yüzleşirse ve programını 21. Yüzyıl gerçeklerine göre değiştirirse, siyaset sahnesinde önemli sözü olan bir aktör olarak kalır. Bu haliyle, iktidarların teşekkür ettiği bir parti olarak amortiye talim eder.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: