Son Dakika
16 Aralık 2017 Cumartesi
14 Ocak 2015 Çarşamba, 10:03
Üzeyir Ergül
Üzeyir Ergül [email protected] Tüm Yazılar

Charlie Hebdo Olayı ve İnananların Özeleştiri Korkusu…

Charlie Hebdo Olayı ve İnananların Özeleştiri Korkusu…

 

28 Ağustos 1789 Fransız devriminin gerçekleştiği tarihtir. Fransa’daki mutlak monarşinin devrilip, yerine cumhuriyetin kurulması ve Roma Katolik Kilisesi’nin ciddi reformlara gitmeye zorlanmasıdır Fransa’da 1789 tarihinde yaşananlar. Avrupa ve Batı dünyası tarihinde bir dönüm noktasıdır. Sosyal bir akımı başlatan en büyük etkendir. 1789 sonrasındaki insan yaşamının her evrensinde kendisini gösterecek kadar da ileriye atılmış bir adımdır. François-Marie Arouet Voltaire bu dönemin ünlü filozofu ve düşünürüdür. Hepimiz onu Voltaire mahlası ile ve ünlü “Düşüncelerinize katılmıyorum ama söz söyleme özgürlüğünüzü sonuna kadar savunacağım” cümlesi ile tanıyoruz. Voltaire Fransız devriminin öncülerinden yalnızca bir tanesidir.

Fransa, 7 Ocak Çarşamba günkü Charlie Hebdo katliamının ardından üst üste gelen yeni saldırı ve rehine krizi haberleriyle sarsıldı. Üçü saldırgan, 20 kişinin öldüğü olaylar, Fransa’ya korku dolu anlar yaşattı. Fransa medyasından önce Müslüman ülke medyaları (ki buna Türkiye medyaları da dâhildir) olayı kimlerin ne için yaptığı konusunda hükmü vermiş ve canlı yayında olay ile ilgisi olan ya da gerçekleştiren kişilerin kaçış serüvenini ve öldürülmesi olayını canlı yayında izleyicileri ile paylaşmışlardır. Fransa’nın 11 Eylülü gibi ciddi bir etki oluşturacak başlıklar atarak yeni bir kaosun oluşmasının psikolojik altyapısını şimdiden hazırlama misyonunu kendilerinde görmüşlerdir. Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’nin temkinli ve aceleci olamayan açıklamasına karşı Fransa dışındaki özelliklede Müslüman ülke medyaları sonunu düşünmedikleri açıklamaları izleyicileri ile paylaşmaktan çekinmemişlerdir.

Avrupa coğrafyasında yaşayan Müslüman halkların Fransa’daki olay sonrasında korkuya kapılmaları ve Avrupa’da yükselen ırkçılık ile birlikte İslamafobinin daha da artacağı korkusu ile karşı karşıya kalmalarına neden olmaktadır. Peki, Müslüman halklar kesimi neden böyle bir korkuya kapılmaktadır? Bu olayı Müslümanların özeleştiri yapmalarından korkmalarına bağlayabiliriz. Neden mi?  Yazımızın konusu bu. Bu soruya cevap arayacağız.

İslamiyet barış dinidir, evet doğrudur. Ama nedense barışı emreden dinin hüküm sürdüğüne inanılan coğrafyasında “barıştan” bahsetmek mümkün görülmemektedir. İslam coğrafyasında gün geçmiyor ki ölümlerden, katliamlardan bahsedilmesin. Tekbir sesleri ile insan öldürmeyi meşru gören insan topluluğu inandığı dinin barış dini olduğunu nasıl iddia edebilir ki? Kutsal kitaptakiler gerçek yaşamda karşılığını bulamayacaksa eğer Yaratıcı tarafından neden insanlara yol gösterici bir rehber olarak gönderilmiş olsun ki?

İslam dininde bunlar yoktur demek aslında kişinin kendini kandırmasından başka bir şey değildir. Nedenine gelince, bugün Hıristiyanların gerçek Hıristiyanlık İncil’dekidir, bugün Hıristiyan’ların yaşadığı değildir söylemi; Yahudilerin Tevrat’taki Musevilik ile günümüz İbranilerinin yaşadığı Musevilik bir değildir demesi gibi bir aldatmacadan başka bir şey değildir. Hıristiyan ve Musevilerin bu tür açıklamalarını gerçekçi bulmayanların aynı paradigmayı uygulamaları onların samimi olmadıklarının en büyük göstergesidir.

Bir kutsal kitapta yazılanın sadece o kitapta kalması koşulu ile kabul etmek, gerçek yaşamda işlerliğine gerek görmemek o dine inanmak anlamına gelmemelidir. Din öğretiminde peygamberlerin yaşamları ile kendisinden farklı dinde olanları nasıl etkiledikleri sıklıklı başvurulan bir öğreti çeşididir. Bu öğretinin günümüz karşılığı -siz söylemleriniz ile değil, tavır ve davranışlarınız ile ya da bir olay karşısında ki tutumunuz ile karşınızdakini etkileyebilirsiniz- demektir. Sizin dışınızdakilerin inandığınız dini kendi kutsal kitabından tanımasını beklemeniz safça bir düşünceden başka bir şey değildir. Sizin en büyük tebliğiniz yaşamınızdır. Sözlerle ifade ettiğiniz şeyin pratik yaşamınızda karşılığı yoksa eğer bu büyük bir aldatmacadan başkaca bir şey değildir. Ve bunun dindeki karşılığının ne olduğu ve nasıl bir uygulamaya tabi tutulacağı din kitaplarında aleni bir şekilde bahsedilmektedir.

Bugün Avrupa’nın göbeğinde yaşanan vahşet neresinden bakarsanız bakın insan yaşamına sıkılmış kurşunlardan çok daha fazla şeylerdir. Müslümanlıkta böyle bir vahşete yer yok diyenlerin, olayın hemen sonrasında “peygamberimizin karikatürünü çizen dergiye silahlı saldırı” diyerek haber yapmaları olayı meşru göstermekten başka ne olabilir ki? Kullandığımız dil vahşetin dili değildir de nedir? Olay sonrasında Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da ve Mısır’da binlerce insan öldü kimse sesini çıkarmadı ama Fransa’da peygamber efendimizin karikatürünü çizen dergi çalışanı 12 insan öldü diye tüm dünya ayaklandı gibi kurulan cümleler biz Müslümanlarında eleştirdiğimiz kişilerden hiç de iyi bir konumda olmadığımızın en büyük göstergesidir.

İbrahim Peygamberin Yaradan adına oğlunu kurban etmek istemesinin bizzat Yaratıcı tarafından engellenmesi ve yerine hayvanların kurban edilmesi öğretisini hala anlamayan sözüm ona bir grup İslami terör örgütleri din adına insan öldürmeyi hala doğru kabul etmektedirler. Ve din adına çocuk, kadın ve yaşlı demeden insan öldürmeyi cennet ile müjdelenmek olarak algılamaktadırlar. İşte asıl mesele bu paragrafta gizli olarak durmaktadır. Müslümanların dinleri adına işlenen bu cinayetlere sessiz kalmalarındandır. Yanlışa büyük bir cesaretle yanlış diyememelerinden kaynaklanmaktadır. Evet, doğrudur İslam coğrafyasında her gün binlerce insan yaşamlarından olmaktadır. Öldürenler de öldürülenler de çoğu kez aynı dindendirler. Bunun yanında İsrail Filistin savaşında Müslüman ülkelerin samimiyetsizliğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Ülkelerin kendi çıkarları gereği İsrail’i kınamak dışında yaptıkları hiçbir şeyin olmadığını da bir dipnot olarak beynimize kazıdığımızın farkındayız.

Avrupa ülkelerinin geçmişlerinde bizden aşağı kalır yanları yoktur. Fransız devrimi sırasında ölenlerin, balkan savaşlarında ölenlerin, ikinci dünya savaşı sırasında ölenlerin, Almanların Yahudi katliamı, Fransızların Cezayir Katliamı, Doğu ve Batı Almanya arasındaki çekişmeler… Daha da uzatabiliriz. Avrupa ülkelerinin ve halklarının yaşadıklarını Müslüman ülkeler başta olmak üzere Ortadoğu ülkeleri halen yaşamaktadırlar. Bugün gelinen zaman diliminde şunun farkına varmalıyız, iki ülke arasında yaşanan savaşlarda ölenlerin sayısında öte stratejik ölümler daha fazla ses getirmektedir. Ne yazık ki ölen insanların değeri iktidar mensupları için o kadar da önemli değildir. Biz Müslümanların kendi dinimizden ölen insanlar için göstermediğimiz değeri başka dine mensup kişilerden beklememiz büyük bir aldatmacadan başka bir şey olamayacaktır.

  1. Yüzyıl, gelişen teknoloji ile birlikte insanın varoluşundan günümüze gelininceye dek yaşadığı en hızlı, en karmaşık yüzyıldır. Küreselleşme ile birlikte dünyanın herhangi bir yerinde var olan bir şeyin tüm dünyada etkisini göstermesi kaçınılmaz bir gerçekliliktir. Ortadoğu coğrafyasında yaşanan savaşın sadece bu coğrafya ile sınırlı kalamayacağını artık herkes biliyor. Ukrayna’da var olan karışıklığın Avrupa ve Asya kıtasındaki etkisi gün yüzündedir. Libya’da yaşanan iç karışıklığın birçok ülkeyi nasıl etkilediğini çok yakından takip ediyoruz. İsrail ve Filistin arasında yaşanan savaşın etkilerinin nasıl hızlı bir şekilde farklı ülkelerdeki milyonlarca insanı sokağa döktüğüne birebir şahitlik ediyoruz. Güney Kore ve Kuzey Kore arasındaki gerilimin tüm dünya ülkelerini yakından etkilediğini hepimiz çok iyi biliyoruz. O zaman şunu da kabul etmemiz gerekiyor ki Fransa bizlere o kadarda uzak bir yer değildir. Bu olay bizleri de ilgilendirmektedir.

Unutmayalım ki Fransa Filistin’i devlet olarak tanıyan ilk Avrupa ülkesidir. Fransa’nın bu kararı almasını yaşadığı demokrasi ve özgürlük mücadelesine bağlayabiliriz. Evet, Özgürlük beraberinde onu suiistimal edebilecek bazı sonuçları da doğurabilir “Karikatür” örneğinde olduğu gibi. Ama unutmayalım ki özgürlükten geri adım atmak ya da özgürlüğe kurşun sıkmak çözüm değildir. Fransa’da sıkılan kurşunu “Voltaire” şahsında özgürlüğe sıkılmış kurşunlar olarak algılamamız gerekmektedir.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: