Son Dakika
17 Ağustos 2017 Perşembe
07 Ağustos 2017 Pazartesi, 08:30
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

Cesaret

Cesaret   Cesaret sözcüğünün günlük hayatta kullandığımız yaygın tanımlarından bazıları şunlardır: Yanlış ve haksız uygulamalara karşı dik durmak. Korkuları yenebilmek. Risk almaktan çekinmemek. Doğrunun, hakkın, adaletin yanında olup bunları sahiplenmek ve savunmak. Gerek birey olarak, gerekse devlet ve millet olarak bu güzel erdemleri savunmak, cesaretli olmak demektir. Teknolojiyle beraber dünyamız, hızla gelişip ilerlerken, bir yandan […]

Cesaret

 

Cesaret sözcüğünün günlük hayatta kullandığımız yaygın tanımlarından bazıları şunlardır: Yanlış ve haksız uygulamalara karşı dik durmak. Korkuları yenebilmek. Risk almaktan çekinmemek. Doğrunun, hakkın, adaletin yanında olup bunları sahiplenmek ve savunmak. Gerek birey olarak, gerekse devlet ve millet olarak bu güzel erdemleri savunmak, cesaretli olmak demektir.

Teknolojiyle beraber dünyamız, hızla gelişip ilerlerken, bir yandan da insanlar gittikçe değişmekte ve sahip oldukları manevî değerlerden hızla uzaklaşmakta. Ekmeğin aslanın ağzından midesine indiği günümüzde, bizi hem birey olarak hem de toplum olarak ayakta tutan özellik ve güzellikler de malesef dijital gelişmeden etkilenmekte ve aşınmaktadırlar. Bunun sonunda da toplumda haksızlık, hukuksuzluk ve adaletsizler yaygınlaşmakta. Her ne kadar Âşık Veysel; “Koyun kurt ile gezerdi/Fikir başka başk’olmasa„ diyorsa da, farklı fikir sahibi olmak;  insan olmanın (robot olmamanın) bir sonucudur. Yeter ki bu fikir ayrılıkları düşünce, eleştiri ve tartışma bazında kalsın ve kavgaya, dövüşe neden olmasın.

İnsanlar veya toplumlar, zaman zaman birtakım paylaşımlar konusunda anlaşamıyor. Anlaşamamanın da ötesinde bazı yanlış ve hukuksuz yol ve yöntemlere başvuruyorlar. İşte o zaman kişinin kişiye veya toplumun başka bir topluma haksızlığı söz konusu oluyor. Tam da bu noktada lazım olan şey cesarettir. Ortaya çıkan bu bireysel veya toplumsal haksızlıkların tek panzehiri ve ilacı, cesaretten başka bir şey değildir. Diyebiliriz ki toplumdaki haksızlık ve adaletsizliklerin bertaraf edilmesi, yeniden tekrarlanmaması için tek çaremiz cesur olmaktır.

Şunu hemen belirtelim: Cesur olmak; malına, mülküne, makam ve mevkisine güvenerek haddini aşmak değildir. Kaba kuvvet kullanmak değildir. Kendisini ilgilendirsin, ilgilendirmesin her şeye, her işe karışıp burnunu sokmak değildir. Ahmaklık, hiç değildir. Böylesi davranışların cesaretle bir ilgisi yoktur. Hepimiz biliyoruz ki boş tenekeden çok ses çıkar. Kuru gürültüye pabuç bırakılmadığının da farkındayız. Bunların cesaretle hiçbir alakası yoktur.

Cesaret; hak bilinen yolda yalnız yürümektir. Haksızlıklar karşısında susup,dilsiz şeytan seviyesine düşmektense,bütün maddî ve manevî gücünü kullanarak karşı koymak demektir. Cesur olmak için her şeyden önce sağlam bir inanca, bilince, azim ve iradeye ihtiyaç vardır. Korkmamak, korkularının esiri olmamak için sarsılmaz bir öz güven gereklidir. Yeterli bilgi donanımına sahip olmadan cesur olunamaz. Cesur kişi; zorluklara direnebilen kişi demektir. Hatalardan ders çıkarır ve ibret alır. Rahattır. Girişkendir. Gerçekleri konuşmaktan asla çekinmez. Başka bir söylemle, mangal gibi bir yüreğe sahiptir. Ancak; bu mangal yürekte zulme, haksızlığa, adaletsizliğe, kibir ve gurura yer yoktur.

Bütün işlerde başarıya ulaşmanın önemli bir yolu da kendine güvenmektir. Denilebilir ki güven, başarıyla ve cesaretle doğru orantılıdır. Cesarette pısırıklığa, uyuşukluğa ikiyüzlülüğe yer yoktur. Cesaret; ağır olmak, ağırbaşlı olmaktır. “Bana değmeyen yılan, bin yaşasın„ veya “Her koyun kendi bacağından asılır„ gibi son kullanım tarihleri geçmiş olan, kullanımdan kalkan sözlerin cesaretle ilişkisi yoktur. Sana değmiyor ama toplumdaki bir başka kardeşimize zarar veriyorsa seyirci mi kalacağız? Bir haksızlık ve adaletsizliğin için için yanıp tutuşmasına, toplumun diğer katmanlarına yayılmasına göz mü yumacağız? Gücümüz oranında o haksızlık ve adaletsizlikle mücadele edip, ortadan kalkmasını sağlamak, insani (vicdanî) görevlerimizin başında gelir.

Bizler tarih boyunca dünyanın neresinde olursa olsun, her türlü haksızlığa karşı çıkan bir milletin mensuplarıyız. Atalarımız; dil, din, ırk ayrımı yapmadan uğradığı haksızlığın giderilmesi için yardım dileyen herkese kol kanat germiş ve sahiplik etmiştir. Tarih bunun canlı örnekleriyle doludur. İftiharla ve gururla söyleyebiliriz ki aynı hasletler, günümüzde de aynen devam etmektedir. Günümüzde, dünyanın neresinde olursa olsun mağdur ve mazlum din kardeşlerimizin yanında olduğumuzu yedi düvel görmekte ve tanık olmaktadır. Gerek kişisel, gerekse millet ve devlet olarak bu insani ve vicdanî erdemimizle gurur duyuyoruz. İşte medenî cesaret diye biz, buna diyoruz. Yeter ki din, iman, vatan, millet, şeref, bayrak ve devlet uğruna olsun… Yeter ki insan ve insanlık uğruna olsun. Haydi öyleyse, tarih yazmaya devam… Allah, yâr ve yardımcımız olsun.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: