Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı
01 Temmuz 2017 Cumartesi, 08:00

Cansızlar ve Halleri-2-   -“Yedi gök, yer ve bunlarda olan herkes onu tesbih ederler. Hamdi sebebiyle onu tesbih etmeyen varlık yoktur. Ama siz onların tesbihlerini kavrayamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.[1] Tam bir hakikattır ki, canlı cansız tüm varlıklar kendi lisanlarıyla Allahı tesbih edip anmakta, Allah-ı bilip tanımakta, emrini itirazsız yerine getirmektedirler. -“Yeryüzü sarsıldıkça sarsılınca, Yeryüzü ağırlıklarını […]

Cansızlar ve Halleri-2-

 

-“Yedi gök, yer ve bunlarda olan herkes onu tesbih ederler. Hamdi sebebiyle onu tesbih etmeyen varlık yoktur. Ama siz onların tesbihlerini kavrayamazsınız. O, halîmdir, bağışlayıcıdır.[1]

Tam bir hakikattır ki, canlı cansız tüm varlıklar kendi lisanlarıyla Allahı tesbih edip anmakta, Allah-ı bilip tanımakta, emrini itirazsız yerine getirmektedirler.

-“Yeryüzü sarsıldıkça sarsılınca, Yeryüzü ağırlıklarını dışarı atınca, İnsan, “ne oluyor?” deyince, İşte o gün yer, bütün haberlerini anlatacak, Senin Rabbinin ona fısıldadıklarını bildirecektir.”[2]

İster deprem isterse kıyamet hallerinde dahi hiçbir şey tesadüfi değil, yerin kendisine verilen emri aynısıyla yerine getirmesidir.

-“İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma olur. Bu, yaptıklarının bir kısmını tatmaları içindir. Belki vazgeçerler.”[3]

Değil dünya tüm kâinat insanla alakadardır.

Hadiste de belirtildiği gibi; Denizin dibindeki balıklar dahi, insanın zulmünden şikayet etmekte, insanların kendi rahatlarını kaçırdıkları şikayetinde bulunmaktadırlar.

-“Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiç bir kuş yoktur ki, onlar da sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitabta hiç bir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra onlar Rablerinin huzuruna toplanacaktır.”[4]

“Görmediler mi ellerimizin yaptıklarından kendilerine nice hayvanlar yarattık ta kendileri onlara mâlik olmaktadırlar. Onları kendilerine boyun eğdirdik. İşte binekleri onlardandır ve onlardan yiyorlar. Kendileri için onlarda daha birçok faydalar ve içecekler var. Hâlâ şükretmiyorlar mı?”[5]

Varlıkları bizler kendi emrimiz altına almış değiliz. Bizden büyük varlıların bizlere olan hizmetleri, bir emrin neticesidir.

-“Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin.”[6]

Allahın bal arısına ilhamı ve fısıldamasıyla beraber, onların bunu anlayıp gereğini yerine getirmekte olduklarını yediğimiz ballarla da görmekteyiz.

*********************

Hadislerde;

Dağın ve taşların Peygamberimize peygamberliğinden öncesinde de Peygamberin peygamberliğini söyleyip selam vermeleri, bulutların gölgelik yapması, taşların tesbih etmesi, Hicret esnasında Sebir dağının kendi üzerinde Peygamberimizin şehit edilmesinden korkup, üzerinden inmesini istemesi, kuru direğin Peygamberimizin ayrılığından dolayı enin edip ağlaması, kısaca onlarca cansız ve düşüncesiz denilen varlıkların şuurlu olmasa da bilinçli hareketleri ve konuşmaları, duyup yerine getirmeleri gayet düşündürücüdür.

Zaten cennette her şey emri anlar ve yerine getirirler. İşte misaller;

-Peygamberimizin onlarca bereketle yaptığı yemek, su vs, dualarla bereketin oluşması, “Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın envâ-ı mu’cizâtından birisi de, ağaçların insanlar gibi emrini dinlemeleri ve yerinden kalkıp yanına geldikleridir ki, şu mu’cize-i şeceriye, mübarek parmaklarından suyun akması gibi, mânen mütevatirdir.5 Müteaddit suretleri var ve çok tariklerle gelmiştir.”[7]

Acaba, o Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma ağaçlar, misallerde göründüğü gibi, onu tanıyıp, risaletini tasdik edip, ona selâm ederek ziyaret edip emirlerini dinleyerek itaat ettiği halde, kendilerine insan diyen bir kısım câmid, akılsız mahlûklar onu tanımazsa, iman etmezse, kuru ağaçtan çok ednâ, odun parçası gibi ehemmiyetsiz, kıymetsiz olarak ateşe lâyık olmaz mı?”. kuru direğin büyük bir cemaat içinde, muvakkaten firak-ı Ahmedîden (a.s.m.) ağlaması,[8]

Cemâdatta taş ve dağ taifesinin mu’cize-i Nebeviyeyi gösterdikleri…

Nitekim, Hâdim-i Nebevî Hazret-i İbni Mes’ud der ki: Biz Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın yanında taam yerken, taamın tesbihlerini işitiyorduk.

Hazret-i Enes (hâdim-i Nebevî) demiş ki: Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın yanında idik. Avucuna küçük taşları aldı; mübarek elinde tesbih etmeye başladılar. Sonra Ebu Bekri’s-Sıddık’ın eline koydu; yine tesbih ettiler.[9]

Ebu Zerr-i Gıfârî, tarikinde der ki: Sonra Hazret-i Ömer’in eline koydu; yine tesbih ettiler. Sonra aldı, yere koydu, sustular. Sonra yine aldı, Hazret-i Osman’ın eline koydu; yine tesbihe başladılar. Sonra, Hazret-i Enes ve Ebu Zer diyorlar ki: “Ellerimize koydu, sustular.”

Dağ, taş, Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâma esselamu aleyke ya rasulallah  diyorlardı.

Hazret-i Ali’nin tarikinde diyor ki: Bidâyet-i nübüvvette, nevâhî-i Mekke’de Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm ile beraber gezdiğimizde, ağaç ve taşa rast geldiğimiz vakit esselamu aleyke ya rasulallah  diyorlardı.Hazret-i Câbir, tarikinde der ki: Resul-i Ekrem aleyhissalâtü vesselâm, taş ve ağaca rast geldiği vakit, ona secde ediyordular. Yani, inkıyad edip esselamu aleyke ya rasulallah  diyordular.[10]

Bu gibi misaller Bediüzzamanın 19.Mektup adlı eserinde çokça zikredilmektedir.

 

[1] İsra 17/44,bak. Nur 24/41,Rad.15.

[2] Zilzâl 99/1–5.

[3] Rum 30/41.

[4] En’âm / 38.

[5] Yâsîn / 71 -73.

[6] Nahl / 68.

[7] On Dokuzuncu Mektup.183) /Dokuzuncu İşaret.

[8] Age.189.

[9] Age.194.

[10] Age.195.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: