Son Dakika
20 Ağustos 2017 Pazar
30 Haziran 2017 Cuma, 08:00
Mehmet Özçelik
Mehmet Özçelik [email protected] Tüm Yazılar

Cansızlar ve Halleri-1-

Cansızlar ve Halleri-1-   Varlıklar genel olarak cansız ve canlılar veya cansızlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar olarak tasnif edilir. Anlayışsız insanlara hakaret edilirken; taş kafalı veya odun kafalı diye hakaret edilir. Oysa taşlar dahil hiçbir varlık manasız, sessiz, önemsiz, anlamaz ve anlaşılmaz değillerdir. Gelin onlara âyet ve hadislerde geçen birkaç misalleriyle bir göz atalım. Âyetlerde; […]

Cansızlar ve Halleri-1-

 

Varlıklar genel olarak cansız ve canlılar veya cansızlar, bitkiler, hayvanlar ve insanlar olarak tasnif edilir.

Anlayışsız insanlara hakaret edilirken; taş kafalı veya odun kafalı diye hakaret edilir.

Oysa taşlar dahil hiçbir varlık manasız, sessiz, önemsiz, anlamaz ve anlaşılmaz değillerdir. Gelin onlara âyet ve hadislerde geçen birkaç misalleriyle bir göz atalım.

Âyetlerde;

“Şüphesiz biz emaneti, göklere yere ve dağlara teklif ettik…”[1] ayeti, Burada her ne kadar emredenin nüfuziyeti, hakimiyeti, yaptırım gücü ve anlatma kudreti söz konusu olsa da, muhatap olan gök ve yerin de insanın mükellefiyeti yüklenmesi gibi onlara da teklif edilmiş ancak onlar böyle ağır bir riski ve tehlikeyi kabul etmeyeceklerini söylemişlerdir.

Hem kendilerine hitap edilmiş ve de hem de kendileri buna bilerek red cevabını vermişlerdir.

-“Göğe ve yere; “İsteyerek veya istemeyerek gelin” demişti; ikisi de; “İsteyerek geldik” diye cevap vermişlerdi.”

Sonra onları, iki günde yedi gök halinde tamamlamış ve her gökte ona ait emri vahyetmişti.[2]

İster istekli olun isteyin, isterseniz isteksiz olup istemez olun, her iki halde de emrimi yerine getirin emrine karşı yer ve gök; isteyerek emri yerine getireceklerini dile getirmişlerdir.

Burada kendi lisanlarıyla hitaptan, kendilerinin kendi lisanlarıyla bir konuşması, anlaması söz konusudur.

“Gök çatlayınca Rabbini dinlemiş, görevini yaptığı onaylanmış olarak.

Yer (düzeltilip) uzatılınca, İçindekileri atıp boşalınca, Rabbini dinlemiş, görevini yaptığı onaylanmış olarak. (İşte o gün Ahiret hayatı başlar)”[3]

Yer ve göğün kendilerine verilen emri dinleyerek, yerine getirdikleri söz konusudur.

-Nuh Tufanında; “Ey yer, suyunu yut! Ey gök suyunu tut!” denildi. Su çekildi, iş bitti; gemi Cudi’ye oturdu.”[4]

Allahın emriyle vazifesine başlayan gök ve yer, yine Allahın emri ile görevlerini bırakıyorlar.

-Nemrut, İbrahim aleyhisselamı ateşe atınca Allah “Ey Ateş! İbrahim’e karşı serin ve zararsız ol.” demiş o da öyle olmuştu.[5]

İşi yakmak olan ateş, Allahın emriyle o işini bırakıyor. Tam zıddı bir hal alıyor.

Bunlar sadece bir mucize eseri ve basitçe olaylar olarak geçiştirilecek işler değildir.

O varlıkları daha iyi anlamaya, bizlerin de onlara bir çok şeyleri aktarabileceğimize de işaret edilmektedir.

-“Rahmân çocuk edindi” dediler. Gerçekten ortaya, çok çirkin bir şey attınız. Bundan dolayı nerdeyse gökler çatlayacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecek gibi oldu. Çünkü Rahman’ın çocuğunun olduğunu iddia etmişlerdi...”[6]

Allaha yapılan iftiraya gökler O’nu tanımakla kalmayıp, savunmaya geçmektedirler.

-“Onlara ne gök ağladı ne de yer. Onlara aman da verilmedi.”[7]

Kâfirin küfrünü ve onun tüm kâinata karşı bir tecavüz olduğunu bilen gök, Kâfirin ölmesinden dolayı üzülmemekte, mefhum-u muhalifiyle müminin ölmesinden dolayı üzülüp ağlamaktadır.

“… Taş vardır, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır, çatlar da ondan sular çıkar. Taş vardır, Allah korkusundan aşağıya yuvarlanır.”[8]

“Biz bu Kur’ân-ı bir dağın üzerine indirseydik Allah korkusundan başını eğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu örnekleri insanlara veriyoruz; belki düşünürler.”[9]

Gerek Allah-ın Hz. Musa-ya Tur-i Sina-da tecellisinden gerekse de korkusundan dolayı tuz buz olması gayet düşündürücüdür.

Süleyman için cinlerden, insanlardan ve kuşlardan ordular toplandı. Düzenli bir halde idiler. Karınca deresine kadar geldiler. Bir karınca şöyle dedi: “Karıncalar, yuvalarınıza girin! Süleyman ve askerleri sakın sizi ezmesin! Onlar farkına varmazlar.

Süleyman tebessüm edip  gülümsedi.

…….Süleyman kuşlar ordusunu teftiş etti. Sonra şöyle dedi: “Ne oldu, neden Hüdhüd’ü göremiyorum. Yoksa kayıplara mı karıştı? Ne olursa olsun ona ağır bir ceza vereceğim, ya da onu keseceğim. Bana apaçık bir kanıt getirirse başka!”

Fazla beklemedi (Hüdhüd çıka geldi). Dedi ki; “Senin bilmediğin bir şey öğrendim. Sana Seba’dan doğru bir haber getirdim. Orada hükümdarlık yapan bir kadın gördüm. Her şeyi var, bir de koskoca tahtı.  Baktım ki, hem o, hem toplumu, Allah’ı bırakmış güneşe secde ediyorlar. Şeytan, yaptıkları kötülükleri onlara güzel göstermiş, onları yoldan çıkarmış; doğruyu göremiyorlar. Allah’a secde etseler ya! Yerlerin ve göklerin bütün gizlilerini açığa çıkaran, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilen odur. Allah… Ondan başka ilah yoktur. O büyük arşın sahibidir.”

Süleyman dedi ki: “Bakacağız, doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancının teki misin? Şu mektubumu götür, onlara at. Sonra kenara çekil. Bak bakalım ne diyecekler.”[10]

Karınca Süleyman Peygamberi tanıyor, ordusunun atlarının altında kalarak hayatlarının son bulacaklarını biliyorlar, bunu birbirlerine haber verip, Süleyman Peygamber de bunu duyarak tebessüm ediyor.

Dahası ise, Bunu Allah kendi ezeli ve ebedi kelâmıyla kitabında dile getiriyor.

Hüdhüdle de durum tam bir çekişmeli şekilde aralarında geçiyor.

 

[1] Ahzab 72.

[2] Fussilet 41/9–12.

[3] İnşikak 84/1–5.

[4] Hud 11/44.

[5] Enbiya 21/69-71.

[6] Meryem 19/88–91.

[7] Duhan 44/29.

[8] Bakara 2/74.

[9] Haşr 59/21.

[10] Neml 27/17–32.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: