03 Ekim 2016 Pazartesi, 08:39
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Cami’nin Önemi, Cemaat Şuuru Ve Din Görevlilerinin Sorumluluğu

Cami’nin Önemi, Cemaat Şuuru Ve Din Görevlilerinin Sorumluluğu

 

Camilerimizin fert ve toplum hayatındaki yeri ve önemini zihinlere yerleştirme, kutsal değerini ve ehemmiyetini gönüllere nakşetme  adına her yıl Ekim ayının ilk haftası Camiler ve Din görevlileri haftası olarak kutlanmaktadır.

Kâinatın Efendisi (s.a.s) ‘in  Mekke’den Medine’ye hicretlerinde daha Medine’ye varmadan yol yorgunluğuyla beraber yolda inşa ettiği ve harcını koyduğu cami,kurulması planlanan İslam medeniyetinin ve insanlar arasındaki kardeşliğin de ilk harcı olmuştur.

Cami, toplama, toplanma, bir arada bulunma, paylaşma, planlama, projeleri hayata geçirme, toplumun tüm katmanlarını birleştirme, bir arada yaşatma mekanıdır.

Mihrab, iki cihan Serverinin önderlik yaptığı, cemaatin, Yüce Yaratanına kıyam dururken, O’nun piştarlığında huzura varmanın heyecan ve helecanını yaşadığı nişandır.

Minber, Kâinatın Efendisi’nin (s.a.s) insanlığı aydınlatma adına, Nebevi beyanlarını arz ettiği, toplumu karanlıklardan nura davet ettiği sembol mekandır.

Mescid-i Haram’dan sonra, bütün dünyada yeryüzünün en kutsal mabedleri ve en önemli mekanları Allah’ın evi olarak da adlandırdığımız camilerimizdir.

Camilerimiz, sadece bu hafta değil, her gün ve her zaman diliminde yeryüzünün en temiz, en arındırılmış mekanları olmalıdırlar. En ufak bir toz ve kir bulunmamalıdır. Zira ibadetlerin Yüce Yaratan tarafından kabulünün temel esaslarından birisi de mekan temizliğidir.

Camiye giren cemaat ,önce yere basıyor sonra da yere bastığı ayakla camiye giriyorsa, cami’nin temizliğinden bahsedilemez. Yerdeki necaseti cami’nin içine taşıyan ve Müslümanların secde yaptığı yere basan vatandaşlara bu davranışın son derece yanlışlığı anlatılmalı ve mutlaka kavratılmalıdır.

Peygamber makamını işgal eden cami görevlilerimizin üzerlerine düşeni bir devlet memuru zihniyetinden uzak olarak canla başla yerine getirmeleri gerekmektedir.

İmam-Hatiplerimizin beş vakit namazı kıldırma memuru olarak kendilerini görmeleri, yapması gereken pek çok hizmetleri de engellemektedir.

İmam-Hatiplerimizin mümkünse mutlaka yüksek tahsilli olmaları, bu mümkün değilse, düzenlenecek ve gerçekten iyi verilecek eğitimlerle eğitim seviyeleri çok üst seviyelere yükseltilmelidir. Hazırlıksız minbere çıkarak,gerekli bilgileri layıkınca vurgulayamayan, güzel hitabette bulunmayan, cemaati etkilemeyen ve bir sonraki haftanın Cuma namazına cezp etmeyen görevli İmam-Hatip sorumludur.

Hutbenin, namazın bir parçası olduğunun bilincinde olmayan, bağdaş kurarak veya sütunlara yaslanarak hutbeyi dinlerken uyuklayan ve kalkıp abdestsiz namaz kılan cemaatin sorumlusu, yeterli derecede cemaatle ilgilenmeyen, ibadet şuurunu vermeyen din görevlilerine aittir.

Her gün namazı camide kılan cemaatin fertleri, namazı tadil-i erkana riayet etmeyerek kılıyorsa, yatıp kalkmaktan başka bir iş yapmıyorsa, cami görevlileri Cuma hutbelerinin dışında ayıracakları zamanla, cemaatin bu eksikliğini mutlaka gidermelidirler.

Camiye giden cemaatin yüzde sekseni hatta yüzde doksanı takva ruhundan ve tadil-i erkandan uzak olarak namaz kılmakta ve boş yere vakit kaybetmektedirler.

Şartlarına uyulmadan kılınan namazın namaz olamayacağını biliyoruz. O halde farzlarıyla, vacipleriyle, sünnetleriyle, namazı adabına uygun olarak öğrenmek ve öğretmek borcumuzdur.

Görevlilerin sorumluluklarını yerine getirmesiyle, cemaat şuurlanacak ve camilerimiz gerçek işlevlerini yerine getirmiş olacaktır. Aksi halde havanda su dövmüş oluruz.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: