Son Dakika
20 Ekim 2017 Cuma
23 Haziran 2016 Perşembe, 08:43

Bu biz olamayız   Söz konusu Suriyeli, yani mülteci olan her konuşmada, her haberde, rivayet edilen her bilgide bir düşmanlık dili kendisini ele veriyor. Her haliyle “Bu biz olamayız” diyen bir yaklaşımdır bu yaklaşım. Bu dil, bizim dilimiz olmamalı… Bu tavır, bir Ensar tavrı olmamalı… Bu bakış açısı Müslüman bir bakış açısı olmamalı. Bu yaklaşım […]

Bu biz olamayız

 

Söz konusu Suriyeli, yani mülteci olan her konuşmada, her haberde, rivayet edilen her bilgide bir düşmanlık dili kendisini ele veriyor. Her haliyle “Bu biz olamayız” diyen bir yaklaşımdır bu yaklaşım.

Bu dil, bizim dilimiz olmamalı…

Bu tavır, bir Ensar tavrı olmamalı…

Bu bakış açısı Müslüman bir bakış açısı olmamalı.

Bu yaklaşım “insani” bir yaklaşım olarak kabul edilmemeli.

Bu, gerçekten de biz olamayız, olmamalıyız…

Birkaç örnek vermek istiyorum…

En başta da bizim camiadan.

Basının dili, medyanın bakış açısı, yazarların yaklaşımı…

Suriyeli bir çocuk veya büyük dilendiğinde bunu haber yapanlar “Suriyeli dilenci” deme gereği duyuyor, neden buna gerek duyduğunu da anlamıyorum.

Çünkü dünyada veya Türkiye’de dilenciliği meşrulaştıran, onu bir meslek haline getiren, insanların manevi duygularını istismar eden sadece Suriyeliler değil.

Dünyanın her tarafında dilenci var.

Ülkemizin en ücra köşesine kadar bizim insanımız dileniyor.

Farklı etnik kimliğe sahip, farklı ırklarda yüzlerce, binlerce, hatta on binlerce…

Hiç birisinde “Türk dilenci” veya “Kürt dilenci” ya da “Laz dilenci” deme gereği duymayanların “Suriyeli dilenci” demesi, bir nefret dilidir, özgür basın dili değil.

Trafikte cam silmeye yanaşan, mendil satan veya çiçek satmaya çalışan Suriyeli olduğunda yine aynı dil kullanılıyor.

Kavgaya karışanlardan bir grup veya bir kişi Suriyeli olduğunda da sanki ülkemizde insanlar hiç kavga etmiyor, hiç anlaşmazlığa düşmüyor, hiçbiri, bir diğerini öldüresiye ve vicdansızca dövmüyor gibi Suriyeli olmasını öne çıkarmak, bir nefret dilidir.

Düşünün daha yeni oldu; İstanbul’un en zengin esnaflarından birisi, bir garibanı bir liralık tuvalet parası için öldürdü ama hiç kimse o kişinin etnik kimliğini veya ırkını habere dâhil etmedi.

Yol verme kavgasını ölümle sonuçlandıranların insan olması mümkün değilken, nereli olması ne kadar önem taşır ki?

Önceki gün İstanbul Güngören’de henüz neden çıktığı anlaşılmayan bir kavga oldu.

Kavganın tarafları Suriyeliler ve Güngören’de oturan Türkiye vatandaşıydı.

Ama haberi yapanlar “Suriyelilerle vatandaşların kavgası” başlığını kullanmayı seçmişti.

Çünkü kim olursa olsun bizim insanımız “vatandaş”tı, suçlu da olsa, suçsuz da olsa vatandaşımızdı ve elbette bizim vatandaşımız olduğu için kesinlikle haklıydı.

Suriyeliyse, sorgulamaya bile gerek yok, suçluydu.

Bu bakış açısı, bu dil sağlıklı bir bakış açısı veya dili değil.

En azından insani bir dil değil.

***

Ramazan ayında iftar yemekleri veriliyor.

Herkes kendi şovunu yapma derdinde.

Herkes siyasi basamak olarak veya bir başka kazanım için şatafatlı, kalabalık iftar yemekleri tertipleme derdinde. Bu sağcı da olsa, solcu da olsa, muhafazakâr da olsa değişmiyor. Herkes dini, bu şekliyle kullanma derdinde.

İçinde elbette iyi niyetli olanlar var ama çoğunluğu sanki Ramazan’ı iple çekiyor, iftar verip, bunu kariyer kazancına dönüştürme derdinde.

İftar yemeklerinde bile “Suriyelilere” iftar verilmişse bu, özellikle söyleniyor ama kapı dışarı edilen Suriyelilerse herkes sus pus oluyor.

Oysa iftar, zengin-fakir ayrımı yapmadan ikram edilen bir öğündür.

Yoksula olması çok daha önemli ve yoksulun da kimliği sorulmaz.

Ramazan paketleri dağıtılıyor, plaket verir gibi bir de resim alınıyor.

Paketi alan yoksulların onuru ve şerefi hiç hesaba katılmıyor.

Önemli olan, paketin verildiğinin resmedilmesi, verilmesi değil.

Bazı STK’lar ve kurumlar da tam bir âlem.

Alınan karar gereğince “iftar yemeği verilmeyecek. Yerine kumanya dağıtılacak” deniyorsa, şovu eksik kalanlar “sahur yemeği” veriyor ama siyasilere…

Çünkü amaç sahur veya iftar yemeği vermek değil, “bak biz sizi ağırlıyoruz” demektir. Bu, bir yere not edilmeli ve günü geldiğinde tahsil edecek bir kazanıma dönüşmeli…

Gerçekten de bu biz olamayız…

Ne ara böyle olduk, ne zaman insanlığımızı kaybettik, ne zaman sağ elin verdiğini dünya âleme ilan eder olduk bilmiyorum.

Hele hele ne ara Ensar olduğumuzu unuttuk, mağdura, mazluma, düşmüşe bir tekme de biz atmak için sıraya girdik, onu da bilmiyorum…

 

Tweetimden Seçmeler

Eleştirilemez bildiklerimiz, eleştiremediklerimizdir.

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: