Son Dakika
14 Aralık 2017 Perşembe
04 Haziran 2016 Cumartesi, 09:05
Erdal Çelebi
Erdal Çelebi [email protected] Tüm Yazılar

Bize İsnat Edilen Soykırım

  Bize İsnat Edilen Soykırım

 

İnsanın varlığı o kadar mücessem bir şey ki Allah (cc) yüce kitabında ‘’Kim bir canı, başka bir cana yada yeryüzünde fesat çıkarmasına karşılık olmaksızın öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur’’ (5/MAİDE-32).Bu önemli ikazdan sonra biz Müslümanlar hayatımızı buna göre tanzim etmeye çalışıyoruz ve çalışmalıyız da.

Hele bu bahse konu olan 1915 olaylarının yaşandığı dönemi düşünürsek. Osmanlının bu dönemde ‘’hasta adam’’ olarak adlandırıldığını bilmemizle beraber bu hastanın dünyaya nasıl insanlık dersi verdiğine şahit olan binlerce olay yaşanmıştır. Esirlerine bile insanca muamele eden, onlara eziyet etmeyen, varsa yaralarını tedavi eden, kendi lokmasını bile düşmanıyla paylaşacak kadar insana kıymet veren bir yaşanmışlıktan bahsediyor tarih bize.

İşte aynı tarihin başkalarının elinde oyuncak misali yerden yere vurulan bir şey, siyasete bir malzeme edilişine, bazen de bariz bir şekilde aklımızla alay edilişine şahit oluyoruz. Neymiş efendim, o dönemde Anadolu da insanlar öldürülmüş, e peki canım kardeşim savaşlar niçin çıkıyor, savaş kimler arasında cereyan ediyor, horuz mu savaştırıyoruz burada, daha da önemlisi kendileri kirli, fikirleri kirli, ruhları zift misali kirli, size yarınlara dair sadece köleliği layık gören –bunu da insana yaraşan şekliyle bile değil- bir zihniyetle savaşırken kalkıp onların ülkemizi, insanımızı tüm zenginliklerimizi peylemeye gelen uşaklarını ellerimizde güllerle mi karşılayalım?

Ne yani sorun buysa sıkıntı yok be kardeşim, siz gelirsiniz tekrar yatırırsınız hasta adamı (ki size göre hasta) ameliyat masasına (ki kendi buna razı değil) istediğiniz gibi keser biçersiniz gıkı bile çıkmaz (ki yapacak cesaretiniz varsa).Biliyorum gücünüz var, bu doğru fakat onu yapacak cesaretiniz yok. Efendi Efendi kendine gel kendine, benden ne istediğinin farkında mısın? Beni canlı canlı kesip biçerken bana da niye ses çıkarıp bağırıyorsun diyor ve elimi kolumu kullanarak sana niye vurmak istediğimi soruyorsun. Kendinde misin sen?

Savaş yaşanılması gereken en son tecrübedir aslında. İnancımız da ve insan olan insan içinde, savaş başvurulacak son hamle var oluşun veya insanlığa hükmedişin sağlanması için başvurmamız gereken en son şeydir. Hayatımız da en sona sakladığımız bu şeyi en önce kullanmamızdır hata olan.

 

Savaş tek kelimelik bir kavram olmasına karşın kimi zaman her şeyin var oluşu veya yok oluşu olabilir aslında. İşte savaşlar bu kadar etkilidir hayatta. Olmasından kaçınılması gereken fakat zorunlu kalınca da ondan kaçmaktan ziyade onunla yüzleşebilme  cesareti ister bizden.

Gelelim şimdi asıl başlangıç noktamıza. Birileri çıkıp kendi topraklarımız üzerinde kendi egemenlik hakkımızı kullanarak, kendi güvenliğimizi sağlamak amacıyla belli bir bölgede yaşayan insanımızı ‘’Zorunlu Göç’’ ile başka bir yere nakledişimiz esnasında canlarından olan masum insanlar üzerinden bizleri soykırım yapan bir millet olarak yansıtmaya çalışıyor.

Öncelikle ben bir devletsem egemenlik hakkımı ülkemin sınırlarında kullanırken kimseden izin alacak değilim. İkincisi beni soykırımla itham edenler dönsün kendi tarihlerinin kara sayfalarındaki Yahudi gettolarına, öldürmek için yaptıkları gaz odalarına, yakıp küllerinden sabun yapmak için inşa ettikleri fırınlara, canlı  canlı üzerinde deney yapıp ölümlerine sebep oldukları masum insanlara… baksınlar. Ha bir de kendilerince tarihi gerçeklikleri ifade ettiklerini söyleyen bu kan emici zihniyetin asıl amacının bunu siyasi bir enstrüman olarak kullandıkları için utanmaları lazım aslında.

Bırakalım biz kendi kendimizi anlatmayı; tarihin altın harfleri anlatsın bizi görmek isteyen göze, işitmek isteyen kulağa, olan vicdanlara…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: