31 Mayıs 2016 Salı, 08:59
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Biz yiyici grubundanız!

Naif Karabatak   Biz yiyici grubundanız!   Aydınlık Gazetesi çok önemli bir bilgiye ulaşmıştı. Ankara’da bir sitede irtica hortluyor, bütün kararlar da orada alınıyordu. Sitenin tam ortasına kurulan döner tezgahında, herkese ikramda da bulunuyorlardı. İrtica vardı orada, okuyucu, yazıcı ve yiyici… Eskiden olsaydı Ankara, Demetevler’de bulunan bu site, Aydınlık Gazetesinin haberiyle irticanın merkezi olarak gösterilmekle […]

Naif Karabatak

 

Biz yiyici grubundanız!

 

Aydınlık Gazetesi çok önemli bir bilgiye ulaşmıştı. Ankara’da bir sitede irtica hortluyor, bütün kararlar da orada alınıyordu. Sitenin tam ortasına kurulan döner tezgahında, herkese ikramda da bulunuyorlardı. İrtica vardı orada, okuyucu, yazıcı ve yiyici…

Eskiden olsaydı Ankara, Demetevler’de bulunan bu site, Aydınlık Gazetesinin haberiyle irticanın merkezi olarak gösterilmekle kalmaz, darbenin müsebbibi olarak da tarihteki önemli yerini alırdı.

Ama biz bakalım orada ne olmuş…

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin yakın talebelerinden Said Özdemir Ağabey, birkaç ay önce tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetmişti.

Sevenleri tarafından uğurlanan Said Özdemir ağabey, Ankara Demetevler’de bir sitede ikamet ediyordu.

Dolayısıyla bir anda site, nur talebeleri ve Said Özdemir ağabeye dua etmek, yakınlarına taziyelerini bildirmek isteyenler tarafından doldu, taştı.

Ankara metrosunun Demet durağına çok yakın olan sitedeki hareketlilik, Aydınlık Gazetesinin acar muhabirinin dikkatini çekti ve siteye yakın bir yerde konuşlanmaya başladı.

Siteye sarıklılar da giriyordu, sarıksızlar da. Sakallılar da vardı, sakalsızlar da hem de öyle böyle değil, her an ve her zaman…

Başörtülü ve çarşaflı kadınlar da vardı, çocuklar da, gençler de, yaşlılar da…

O kadar çoktu ki, sitede yaşayan yüzlerce sakinine ek olarak, binlerce ziyaretçi…

Aydınlık muhabirinin şafağı attı.

İşte bulmuştu.

AK Parti dönemindeki irticanın merkezini nihayet keşfetmişti.

Artık ne ödülü alırdı, kendisi bile kestiremiyordu.

Hükümetin bütün kararları burada alınıyor olmalıydı, değilse de öyle dediğinde inanan bir kesim bulunurdu.

Cumhurbaşkanı ve başbakanın, hatta hükümet üyelerinin neyi nasıl yapacağı işte burada, tam burada kararlaştırılıyordu.

Şeriat geliyordu, adım adım değil, gümbür gümbür.

Zaten yeni bir Osmanlı doğuyor, hatta küllerinden yeniden dirilen bir nesil peydahlanıyordu.

Uzun süre siteyi gözleyen muhabirin karnı acıktı.

Siteye yakın bir yerde ekmek arası döner olsa ne güzel olurdu. Yanında bir de soğuk ayran.

Sağa baktı, sola baktı, biraz öne, biraz arkaya göz gezdirdi ama hemen yakında yoktu. Az ileride veya geride olmalıydı ama buradan ayrılırsa, irticacın merkezinde olanları gözden kaçırabilirdi.

Birden burnuna bir koku geldi. Bu bir döner kokusuydu.

Biraz daha yaklaştı, biraz daha.

Burnu iyi koku alıyordu, zaten irticaın kokusunu da almamış mıydı?

Sitenin tam ortasına kurulan tezgâhta ekmek arası döner dağıtılıyordu.

Elini cebine attı, bir beşlik, bir de onluk bozukluğu vardı.

Şansa bak ki, dönerci de irticacıydı, gençti ve sarıklıydı. Kesin şeriatı getireceklerden birisi de buydu ama şimdi bunu düşünecek zaman değildi. Karnı gurulduyordu. İçi ezilmiş, biraz da midesi bulanmıştı. Hâlbuki hamile falan da değildi, açtı işte.

Kardeş, bir ekmek arası da alabilir miyim” dedi. Genç talebe hemen uzattı. Yanına da buz gibi ayranı ekledi. “Borcumuz ne” dedi, borç yoktu.

İşte bu ilginçti.

İrticaın merkezinde halka bedava ekmek arası döner dağıtılıyordu. Kesin finans yeri de burasıydı, iaşesi bile bedavaydı. Böyle düşünerek ekmek arası dönerinden bir ısırık aldı, devamı da geldi.

Tam o arada bir çocuk, annesinin elini çekiştiriyor, ekmek arası döner istiyordu. Kadın da çocuğu çekiştiriyor, almak istemiyordu. Site sakini olduğu anlaşılan anne oğlun çekiştirmesini bir süre izleyen muhabir, merakla onlara doğru yaklaştı.

Çocuk “anne açım bak ekmek arası döner veriyorlar

Annesi ise evde yemek olduğunu, ekmek arası döner istemenin ayıp olduğunu çocuğa anlatmaya çalışıyordu. Çocuk ise bedava dağıtıldığını söyleyip duruyordu.

Annesi çocuğunun ısrarına dayanamıyordu ki, bir başka kadın yanlarına yaklaştı. Çocuğun mızmızlanmasının sebebini sordu, o da söyledi.

-Kızım kafaya taktığına bak, git al, çocuk yesin.

-Ama o taziyeye gelenler için dağıtılıyor.

-Olsun, rahmetli komşumuzdu.

-Ya şimdi polis burayı basıp, irtica var derse, bizi de yakalarsa ne deriz?

Diğer kadın gülümsedi, “Hay Allah iyiliğini versin, o dönemler geçti. Hem onun da kolayı var. Polis sorarsa yazıcı mısın, okuyucu musun diye sen de ‘biz yiyici grubundanız’ dersin” diyerek birlikte güldüler.

Annesi çocuğa ekmek arası döneri uzatırken muhabir bir kez daha düşündü, demek bir de “yiyici grubu” vardı ha…

İşte şimdi yılın ödülünü alabilirdi, hiç bilinmeyen bir grubu daha keşfetmişti. Bir tek sorun vardı, o da son lokmasını aldığı ekmek arası dürümle, kendisinin de yiyici grubuna dahil olup olmadığıydı.

Bir gün sonra Aydınlık Gazetesi, irticaın merkezini bulmuş, hükümetin nereden idare edildiğini resimlerle ispat etmişti.

Neyse ki ciddiye alan “darbeci” bir kesim olmadı ama Aydınlık’ın o manşetlerinin kaynağını geç de olsa öğrenmiş oldum, siz de böylece öğrenmiş oldunuz…

Ben de bu grubu çok severim; yiyici grubu…

 

Tweetimnden Seçmeler

Fatihler güzeldir, fetihleri arttıkça…

Fetihler güzeldir, gönülleri aldıkça…

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: