Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı
24 Kasım 2016 Perşembe, 07:50

BİZ ÖĞRETMENLER 15 Temmuz 2016 darbe dolayısıyla en çok Fetö ve Pkk mensubu olarak görevden ihraç edilenler öğretmenler olmuştur. Ne garip değil mi? Türkiye-nin eğitimde neden sınıfta kaldığı anlaşıyor herhalde… Türkiye-nin motoru, itici gücü eğitimdir. En çok eğitime ihtiyacı olan ise eğitimcidir. İdeolojilerin, dünyeviliklerin, tembelliklerin, günün teknolojik şartlarına ayak uydurmaktan uzak, güncelleşmeyen öğretmenler. Bir anket […]

BİZ ÖĞRETMENLER

15 Temmuz 2016 darbe dolayısıyla en çok Fetö ve Pkk mensubu olarak görevden ihraç edilenler öğretmenler olmuştur.

Ne garip değil mi?

Türkiye-nin eğitimde neden sınıfta kaldığı anlaşıyor herhalde…

Türkiye-nin motoru, itici gücü eğitimdir.

En çok eğitime ihtiyacı olan ise eğitimcidir.

İdeolojilerin, dünyeviliklerin, tembelliklerin, günün teknolojik şartlarına ayak uydurmaktan uzak, güncelleşmeyen öğretmenler.

Bir anket yapılsa, -gazete okuma hariç, o da kolay olduğundan, can sıkıntısından, boş vakti boş şeylerle geçirmekten dolayı– öğretmenlerin kaçta kaçı üniversiteyi bitirdikten sonra okumakta, yılda kaç kitap bitirmektedir?

Eğitimin problemi, eğitim ve öğretmen problemidir.

Nasıl mı?

-Erkan hoca, 1989 yılında pansiyonda kaldığım sırada öğrenciler bana edebiyat dersinde Ziya Gökalp ile ilgili olarak bir çalışma yapacaklarını söylediler.

Bende kendilerine hem anlattım ve hem de kaynak bir eser verdim.

Bu öğrenciler konularını derste anlatıyorlar.

Erkan hoca hayretle ve şaşkınlıkla dinliyor ve öğrencilere bunları nereden öğrendiklerini sorduklarında onlarda cevaben beni söylüyorlar.

Erkan hoca beni gördüğünde hala şaşkınlığını devam ettiriyordu.

Ben kendisine bu konu ile ilgili olarak bir araştırma yapıp yapmadığını sordum.

Bir dakika deyip gitti dolabından bir broşür getirdi ve cevaben;

Ben 19 yıldır Tercüman gazetesinin vermiş olduğu bu eki anlatıyorum, dedi.

Bende kendisine, elbette 19 yıldır bundan başkasını bilmeyince şaşırırsınız, gayet normaldir, dedim.

*Hayati inanç değerli bir şahsiyet.

Divan edebiyatını sevdiren adam.

Avukat olmasına rağmen yedi binin üzerinde divan şiirlerini ayet ve hadis destekli ezberden okuyan bir zat.

Sohbetlerini iki kere dinlediğim olmuştur.

Başta tüm edebiyatçılara tavsiye edilir.

Bunu şunun için anlattım.

Bu zatın naklettiği iki sözünü okul panosuna astım. Biri;

-Traktör kıyamet alametlerindendir. Çünkü küçük teker büyük tekerin önünde gitmektedir.

-Diğeri ise; Asrı saadette çay olsaydı, sünnet olurdu.

Bu yazıyı biri edebiyatçı, diğeri ise ilahiyatçı. Bu nasıl söz, bunu kim astı diyerek panodan indirdi.

şünmelerini söyleyip, ne anladıklarını sorduğumda, anlaşılmaz olduğunu söylemede, anlamaya çalışmadan direnmeye ve diretmeye devam ettiler.

Acaba gerçekten anlaşılmaz mı, diyerek birkaç öğrenciye ne anladıklarını sordum.

Öğrenciler çok rahat anladıklarını anlattılar.

Demek ki problem öğretmenlerdeymiş.

Sizlere ise anlatmaya gerek görmüyorum.

*Bir lise 11. sınıfta Felak-Nas suresinin tefsirini anlattım. İster istemez cinlerden de bahis açıldı.

Öğrenciler öğrenme istekli olarak sordular da sordular.

Anlattıklarımı zevk, heyecan ve merakla dinlediler.

Oysa bu cin konusu 7. Sınıflarda da işlenmektedir.

Benden sonra o sınıfa giren meslek ders, öğretmeninin dersinde de bu konu açılıp, öğrencilerin farklı şeyler anlatmaları öğretmeni iyi şaşırtmış olacak ki, oda Erkan hoca gibi bunları ilk defa duyduğunu ifade etti.

Onunla kalmayıp anlatmama konusunda tepkisini gösterdi.

Bir şeye ulaşamayınca veya bilmeyince inkar etmenin sebebi ise işte buradan kaynaklanmaktadır.

*İlk göreve başladığımda büyük ideallerle okula vardım.

Bendeki görev kağıdını müdüre gösterip, başlamak için kendilerinde bulunan evrakı da imzalamam gerekiyordu.

İmzalamak için elimi  uzattığımda müdür hızla kağıdı çekti. Ve arkasından;

-Yüzüğünü çıkar, dedi.       

Gümüş bir yüzük takmıştım. Oysa altın yüzük takanlar gayet çoktu.

Üç saate yakın kendisiyle mücadele ettik.

Pes etmemekle birlikte kızarak ve hiddetle; tamam çıkarırım ,deyip kağıdı imzaladım.

Çıkarmamıştım.

Dışarıya çıkınca yalancı çıkmamak için yüzüğü çıkarıp tekrar taktım.

İşte eğitimci ve işte eğitim müdürü…

Seviye ve kalite farkı.

Her gece Milli Eğitim müdürüyle içmesi de cabası.

Bulanık ve bozuk kafalı eğitimciler…

*Bir gün bir müdür muavinin odasına vardığımda ilkokul öğretmeni olduğunu söyleyen bir kişi helallik dilemek için gelmişti.

Kalkmadan önceki konuşmasında, o idareci arkadaşa şunu söylemişti;

Ya hu 25 yıldır bizi kandırmışlar, yanlış ideolojilere inandırmışlar, kandırıldık, dedi.

O gittikten sonra o idareci arkadaşa şunu dedim;

İnsan aldanabilir ancak ya aldattıkları!!!

25 yılda birinci sınıftan alıp beşinci sınıfa kadar beş kere öğrencileri okutmuş olsa, kırk kişiden 200 kişi eder.

Bunların aileleri ve ileride kuracakları aileleri ve yanlış yetiştirdiği öğrencilerin ileride önemli mevkilere gelerek aldatacaklarını hesapladığımızda büyük bir tehlike ortaya çıkmaktadır.

Bir aldatıldık sözü, meseleyi çözmemekte ve günahını affettirmemektedir.

İşte aldanan öğretmenlerin aldattıkları çocuklar ve nesiller.

*İleride öğretmen olacak bir üniversite öğrencisine; iyi hazırlanması gerektiğini aksi takdirde öğrencilerin karşısında mahcup olmamasını tenbih ettim.

Bana verdiği cevap gerçekten de düşündürücü idi;

-Derse gireceğim zaman hazırlanırım.

Bizim öğretmende derse girmeden önce hazırlanıp öyle geliyordu, dedi.

Birikimsiz öğretmenin, birikimsiz öğrencisi.

Diğer yandan Öğretmenlerin en büyük eksiklikleri, bilgi ve tecrübelerini kendileriyle birlikte götürmeleridir.

Kendilerinden sonra insanların faydalanıp tecrübe kazanacakları bir eser bırakmamalarıdır.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: