04 Kasım 2016 Cuma, 08:21

Birlik ve Beraberlik

 

“Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

M.Akif

 

Sosyal bir varlık olarak insan, yalnız yaşayamaz. Zira yalnızlık, sadece Allah’a mahsustur. Bu nedenledir ki insanlar, ilk çağlardan beri hayatlarını idame ettirebilmek için toplu yaşamayı tercih etmek zorunda kalmışlardır. İşte aile, kom, aşiret, köy, kasaba ve kentler; bu zorunluluktan doğan toplumsal birimlerdir. Bunların hangisini ele alırsanız alın, yaşamlarını sürdürebilmeleri için hepsinin muhtaç olduğu en büyük görev, birlik ve beraberliktir.

Bu kavram, bu sosyolojik olgu ve zaruret; oldukça geniş bir içeriğe sahiptir. Biraz açacak olursak, ilk etapta karşımıza çıkan detayları şunlardır: Ailede birlik, apartmanda birlik, mahallede birlik, okulda ve iş yerinde birlik… Bunların tamamı olan vatanda, millette birlik gibi… Demek ki ülke birliğinin temelinde, onu oluşturan birimlerdeki birlik yatmaktadır. Bir aile düşünün; anne-baba-dede-nine ve çocuklar, bir karınca yuvası, bir arı kovanı gibi bir iş bölümünün, karşılıklı sevgi ve saygının içinde iseler birbirlerine maddeten ve manen sıkı sıkı bağlı ve destek iseler o ailede birlik de vardır, dirlik de, bereket de…

Aynı durum apartman için de, mahalle için de, köy-kasaba ve kent için, dolayısıyla ülke için de geçerlidir. Eğer insanlar, birbirlerinin farkında iseler, birbirlerine insan olarak değer veriyorlarsa, sevinç ve mutluluklarını paylaşabiliyorlarsa, katılmadıkları halde birbirlerinin düşüncelerine saygı duyabiliyorlarsa o toplumda birlik ve beraberlik var demektir.

Yetmiş seksen milyonluk bir ülkede hepimizin, herkesin aynı düşüncede olması, aynı zihin yapısında bulunması elbette mümkün değildir ve olması da düşünülemez. Zaten farklı düşünmek, insan olmamızın gereğidir. Ancak bu farklı düşünceler “vatan-millet-devlet-bayrak” gibi milli değerler söz konusu olduğunda bir hedefte, bir noktada, ortak paydada birleşir ve birleşmelidir. Zira artık “ben”, “sen” yok; “biz” varız. O “biz” de topyekûn Türk milletidir.

İçinden geçtiğimiz şu sancılı dönemde bütün iç ve dış güçlerin bozmaya çalıştığı bu birlik ve beraberliğimizi her zamankinden daha çok korumak ve kollamak zorundayız. Geçmişteki haklı-haksız, ufak tefek kırgınlık ve dargınlıklarımızı bir kenara koyarak birbirimize dostluk elini uzatmanın, sevgi dilini kullanmanın, empati yapmanın, gönül almanın tam zamanıdır. Atalarımızın dediği gibi; baş başa vermeyince taşın yerinden kalkmayacığını hiç unutmamalıyız. Öyleyse geliniz milli birlik ve beraberliğimizi pekiştirmek adına dostluk elini ilk uzatan, Allah’ ın selamını ilk veren biz olalım. Dışarıda yeteri kadar düşman varken, içerde birbirimize küs, kırgın ve dargın olmanın; farklı frekanslarla ayrılığa düşüp uzaklaşmanın ne yeri ne de zamanıdır.

 

 

Sevgi

Bir insanın, karşısındaki canlı veya cansız bir varlığa; iş, oluş, eylem veya kavrama, herhangi bir çıkar beklemeden inanması, güvenmesi, bağlanması demektir. Cenabı Allah, bu hasleti, önce kendisini, ardından da diğer bütün canlı ve cansızları sevelim diye yaratılmışların en şereflisi olan insana bahşetmiştir. Demek ki insan olarak ilk görevimiz; Allah’ı sevmektir. Azıcık nefis muhasebesi yapıp düşündüğümüzde bizi yaratan ve bize sonsuz nimetler bahşeden Rabb’imizi sevmemiz için o kadar sebep ve gerekçemiz vardır ki saymakla bitirilemez.

Demek ki her şeyin başında Allah sevgisi vardır. Zira; insan sevgisinin de vatan sevgisinin de, mal mülk sevgisinin de, hayvan sevgisinin de özü ve esası Allah sevgisine dayanıyor. Zira; Allah’ını seven, onun “yap” dediklerini yapar, “yapma” dediklerini de asla yapmaz. Bu yolda yürüyen birisinin de bütün sevgi ve çeşitlerini benimşemiş, özümsemiş, yaşayan ve uygulayan olmasından daha doğal bir şey olamaz.

Allah sevgisinden sonraki en önemli sevgi, insan sevgisidir. Evet; iki insanın birbirini karşılıksız, inanarak sırf Allah rızası için sevmesi… Yunus Emre’ nin deyimiyle:

 

Yaratılanı severim, yaratandan ötürü

İşte işin sırrı burada: Allah’ı sevdiğimiz için, onun kullarını da sevmek, sevebilmek… Din, dil, mezhep, ırk ayrımı gözetmeksizin hepsini “insan” oldukları için sevmek… Eğer bu duygu, bu davranış Allah için, Allah adına yapılıyor ve uygulanıyorsa, içinde inanmak vardır, güven vardır, sempati vardır, empati vardır. Allah için sevmede; “Eğer… Çünkü… Zira…” gibi şarta bağlama, ön yargı, pazarlık, karşılık bekleme içeren hiçbir unsur yoktur ve olamaz. İnsanın saf ve temiz duygularla, içinden geldiği gibi karşısındakini Allah adına sevmesi ve o niyetle gözetip kollamasıdır sevgi. Dünya malı için, herhangi bir mevki makam için, maddi veya manevi bir çıkar için değil, sadece Allah’ ın emri olduğu için, Allah adına olmalı.

Öyleyse mademki işin içinde Allah’ın rızasını kazanmak varsa; siyasi ve ideolojik görüş farklılıklarını; dil, din, mezhep, etnik köken ayrılıklarını bir kenara bırakarak birbirimizi kucaklamaya, gönül birliği oluşturmaya birbirimizi bütün benliğimizle sarıp sarmalamaya aşkla, şevkle, sevmeye ne dersiniz?..

 

Bazı Uyaklı Öğütler

(Yapacaklarımız—Yapmayacaklarımız)

Sevgili okurlarım! Güzel ve zengin dilimiz Türkçenin renkliliğinden yararlanarak birtakım güncel deyimlere dayalı kısa, öz, uyaklı, öğütvari sözler düzenledim. İyiyi, güzeli, doğruyu öğütleyen deyimlerimizi de içeren bu düzenlemeler, ola ki hoşunuza gider, ezberlemek istersiniz. Özellikle genç arkadaşlarımızın yararlanacağını umuyorum. İşte onlardan bir demet:

  • İş kur, yuva kur, tuzak kurma!
  • Sağa git, sola git, ileri gitme!
  • Baş çevir, boş çevirme!
  • Su iç, ayran iç, şerbet iç, yemin içme!
  • Dişini sık, kemer sık, limon sık, can sıkma!
  • Mert ol, sert ol, dert olma!
  • Çukur kaz, kuyu kazma!
  • Çizen ol, çözen ol, sezen ol, bozan olma!
  • Cefa çek, taş çek, baş çekme!
  • Kapıdan bak, pencereden-balkondan bak, havadan bakma!
  • Tenkit et, taklit etme!
  • Anaya uy, babaya uy, yasaya uy, zamana uy, şeytana uyma!
  • Sefil ol, kefil olma!
  • Sezen ol, sazan olma!
  • Pişman ol, şişman ol, düşman olma!
  • Ev al, apartman al, bağ bahçe al, ah alma!
  • Sağa dön, sola dön, köşeyi dönme!
  • Parmak yala, limon yala, çanak yalama!
  • Konak ol, sunak ol, yunak ol, dönek olma!
  • El at, göz at, kol at, nârâ da at, iftira atma!
  • Sohbet yap, ziynet yap, şöhret yap, gıybet yapma!
  • Keleş ol, kalleş olma! (Keleş: Yiğit, cesur, bahadır)
  • Parasız ol, pulsuz ol, çulsuz da ol, yüzsüz olma!
  • Sefil ol, gafil olma!
  • Dağı aş, tepeyi aş, haddini aşma!

 

(Devam edecek)

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: