07 Temmuz 2017 Cuma, 08:57
Orhan Samsatlıoğlu
Orhan Samsatlıoğlu [email protected] Tüm Yazılar

Biraz Nostalji: Özlüyorum

Biraz Nostalji: Özlüyorum —      Eski cezaevine varmadan sol taraftaki eski belediye binasının önünde yazın ikindi saatlerinde naneçük, yarpuz, çıldırım, ebegümeci satanları, —      Aynı mevsimde aynı yerde tas ve küçük sitillerde yoğurt satanları (depozito istemeden tas ve sitilleri “falanca bakkala teslim edersiniz” diyenleri) —      Ulucaminin önündeki kaldırıma koyduğu on onbeş buz kalıbını satırla kırarak satan buz […]

Biraz Nostalji: Özlüyorum

—      Eski cezaevine varmadan sol taraftaki eski belediye binasının önünde yazın ikindi saatlerinde naneçük, yarpuz, çıldırım, ebegümeci satanları,

—      Aynı mevsimde aynı yerde tas ve küçük sitillerde yoğurt satanları (depozito istemeden tas ve sitilleri “falanca bakkala teslim edersiniz” diyenleri)

—      Ulucaminin önündeki kaldırıma koyduğu on onbeş buz kalıbını satırla kırarak satan buz satıcısını,

—      Yaz aylarında (özellikle Ramazan’da) Ulucaminin önündeki kaldırımda kazanlarla açıktan boyam şerbeti satanları ( Şerbeti naylon torbalara koyarlardı…)

—      Belediyenin tek arazözünün her gün ikindi sıralarında caddeleri sulayarak serinletmesini, tozlarla karışık su buharını, bu buharın tenleri okşamasını,

—      Gazeteci Selim’in, sulama işleminden sonra caddelere çıkarak: “Yazıyor!.. Yazıyor!..” diye bağırarak gazete satmasını,

—      Sinemacı arkadaşım Abdurrahman Filik’in, at arabasına çapraz olarak yerleştirdiği film resimleriyle süslü panoların önüne oturarak megafonla: “Dikkat! Dikkat! Bu akşam saat tam 7.30 da Saray Sinemasında… İki film birden: Fosforlu Çevriye ve Aşktan da Üstün” diye bağırıp anons etmesini,

—      İnsanların dörder beşerli gruplar halinde marul tarlalarına giderek marul yemelerini,

—      Ulucaminin önünde beşer onar adım aralıklarla dizilip tulumba tatlısı satanları,

—      Kapcami’nin üst arka boşluğundaki ( avludaki) çay ocağının çaylarını ve buradaki çok samimi dost sohbetlerini,

—      Tellalların Attar Pazarı caddesi ve sokaklarını dolaşarak canlı performansla ev ve arsa satmalarını,

—      Merhum öğretmen Ali Yaşar’ın bayramlarda öğrencileriyle beraber canlandırdığı savaş ve kurtuluş sahnelerini,

—      Kış günlerinde Demirci Pazar’ının arkasındaki Ayrancı Pazarında koca ağacın dibine oturarak haşlanmış şeker pancarı satan merhum Kollo Emmi’yi,

—      Meşhur eşeğiyle mahalle mahalle, sokak sokak dolaşarak: “Pörçüklü ha!.. Dağın ha!..” diye bağıran rahmetli Mamo Dayı’yı, Cemal Emmi’yi,

—      Sabah ezanıyla beraber fırınlardan aldıkları “kahke, külünçe ve simitleri” sokak sokak dolaşıp bağırarak satan simitçileri,

—      Kimin deli, kimin akıllı olduğuna bakmadan yaftaFadığımız Deli İso’yu, Mehmedo’yu ,

—      Bahar ve yaz aylarında yaş ve meslek ayrımı olmadan beşerli onarlı gruplar halinde derelere pikniğe gidenleri (tava, kebap, güveç(erî)

—      Yaz geceleri damda yer yatağında, avlularda tahtlarda yatarak yıldızları seyretmeyi,

—      Her yıl 21 Mart’ta Nakıbın Havuzu ve Yedi Kardeş’te kutlanan Hıdrellezleri,

—      Eski “Yeni Hamam”dan Ulu Camiye, Ulu Cami’den eski cezaevine, Sümer Meydanından Sıratut Camisine, gene aynı meydandan Eskisaray Camisine giden dört ana caddedeki sakinliği, tanışıklığı ve rahatlığı,

—      Ve nihayet bütün cadde ve sokaklarında dolaşan, dolaşırken birbirini ailece tanımasa dahi şahsen (fizik olarak) tanıyan, bu tanımanın rahatlığı içinde birbirini gerçekten seven ve SAYAN Adıyaman’ı, Adıyamanlıları özlüyorum. Hem de genlerimde hissedercesine…Seni Sevmek ibadet,

maksat Adıyamansa , gerisi teferruat

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: