08 Mayıs 2017 Pazartesi, 08:37

Bir Zamanlar Adıyaman

 

Bugünkü yazımızda gençlerimizi kırk elli yıl önceki Adıyaman’ımıza götürmek istiyorum. O yıllardan hatırladığım bazı güzellikleri paylaşarak geçmişe bir anı turu yapalım. Bir kısmı unutulup kaybolan bu güzellikler, bizim kültürümüzün, yaşantımızın değerli birer parçası. İşte onlardan bazıları:

  • Şehrin doğusunda YSE (Yol, Su, Elektrik Dairesi binası), batısında Adıyaman Lisesi binası, güneyinde park ve Hacı Efendi Türbesi, kuzeyinde Emniyet binasının karşısındaki binaların bulunduğu yerde kerpiç-ahşap Devlet Hastanesi binası, şehrin en son ve uc yerleşim yerleriydi. Onların ötesinde (Kayalık-Harhar hariç) şehir yoktu.
  • İş Bankası’nın yeri; Kale ailesinin ardiyesiydi. Kamyonları ve Lobut Usta’nın pikabı için de park yeriydi.
  • Gölbaşı ve Kâhta’ya jiple, Samsat’a kamyonlarla ulaşım sağlanırdı.
  • Şehir içinde dolmuşa ve otobüse gerek yoktu. En uzak mesafeye on, onbeş dakikada gidilebilirdi.
  • Zeki Usta, şehrin tek radyo tamircisi; Mehmet Usta da tek bisiklet tamircisiydi.
  • Şehrin tek fotoğrafçısı Foto Kemal idi. Üç ayaklı ahşap fotoğraf makinelerinde acele vesikalık sulu resimler çekilirdi. Ustalar, bu işi dirseklerine kadar uzanan siyah kolluklar takarak yaparlardı.
  • Ulucami’nin karşısındaki Saray Sineması, şehrin tek sinemasıydı. Siyah beyaz filmler gösterilirdi. Eğer iki film “tekmil birden„ oynatılıyorsa bu, ekstra bir durumdu.
  • Kapcami’nin alt bitişiğindeki hamam, şehrin tek hamamı olarak hizmet verirdi. Eğer içerde tellak tarafından keselenip liflenmiş iseniz, giyinmeye gittiğinizde sizi keseleyen tellak; “Hizmeett!„ diye bağırırdı. Bu; “Gelen müşteri ekstra hizmet görmüştür. Ücreti ona göre alın.„ demekti.
  • Şehrin tek gazoz imalatçısı Hacı Usta’nın gazozları, çarşıda pazarda buz dolu teşt, leğen gibi kablarda satılırdı.
  • Şükrü Usta ve Hacı Usta’nın lokantaları, şehrin biricik lokantalarıydı.
  • Şerbetçi Çiğdem, şehrin tek tatlıcısıydı. Genellikle kadayıf yapıp satardı.
  •  Fırınlar sadece pide (tırnaklı ekmek) yaparlardı. Somun ekmeği yapılmazdı.
  • Fırına hıtap ve peynirli ekmek, tava vermek; ikişerli üçerli grupların en sevdiği birlikte yemek yeme alışkanlığıydı.
  • Her esnafın öğlen yemeği için hazırladığı sac ve tenekeden yapılmış özel pişirme kaplarında et, domates, biber, patlıcan fırınlara verilirdi. Buna “Tüccar tavası„ da denirdi.
  • Yazın kar ve buz, Ulucami’nin önünde satılırdı. Boyam (meyan kökü) şerbeti de aynı yerde naylon torbalarla satılırdı. Seyyar şerbetçiler de şimdiki gibi gün boyu tunçtan minik dibeklerini zil olarak sallayıp şerbet satarlardı.
  • Hafta sonlarında esnaf (berberler, kunduracılar, terziler, kasaplar) derelere piknik yapmaya giderlerdi. Pikniğin baş yemeği tava idi.
  • Kapalı Kasap Pazarı’nın karşısındaki eski belediye binasının önünde tas ve küçük sitillerle yoğurt satılırdı. Burası aynı zamanda naneçük, çıldırım, yarpuz ve ebegümecinin de birinci elden satıldığı bir yerdi.
  • Şehre gelen köylülerimizin acıktıklarında kendilerine çektikleri en güzel ziyafet kuru fasulye ve tırşik (domates sulusu) idi.
  • Canınız pişmiş şeker pancarı istediğinde Kollo Emmi’ye; havuç, dağın, elmalı şeker istediğinde Mamo Dayı’ya müracaat ederdiniz.
  • Vici vici veya soyulmuş, dilimlenmiş, tuzlanmış salatalık için Ulucami’nin önündeki veya Sümer Meydanı’ndaki Abidin tek adresti.
  • Demirci Pazarı’nın arkası Oduncu Pazarı’ydı. Odunlar, dağ köylerinden eşeklerle getirilirdi. Oduncu Pazarı’ndaki dev dut ağacının dibi Ayrancı Pazarı görevini görürdü. Ayranlar, tuluklarda olur ve taslarla satılırdı.
  • Şehre gelen köylülerin birçoğu, petrol lambası için aldıkları lamba şişesini bir ipe geçirerek boyunlarında taşırlardı. Çay şekeri, tuz, ip, iplik ve gazyağı başlıca sipariş maddeleriydi.
  • Ayakkabı ve elbiseler, çoğunlukla kunduracı ve terzilere özel siparişler verilerek diktirilirdi.
  • “Cıncık„, boncuk ve hediyelik el eşyaları, seyyar satıcıların dört tekerli küçük el arabalarında satılırdı.
  • Tulumba (halka) tatlıcılarının değişmez mekânı, Ulucami’nin önündeki kaldırımlardı. (Öğrenciliğimizde tulumba tatlısını katık niyetine pidenin içine koyarak yediğimiz çok olmuştur.)
  • Mahalle aralarında duvar diplerinde Tommix, Texas, Zagor kitapçıkları sergilenir ve parayla okutulurdu.
  • Günlük gazeteleri, Gazeteci Selim çarşıyı dolaşarak satardı.
  • “Kürsü„lü, iskemleli çay ocakları en büyük sohbet mekânıydı. (Özellikle ikindi namazı öncesi ve sonrasında…)
  • Şehrin bazı tanınmış tipleri, gün boyu caddeleri dolaşır, esnafla karşılıklı birbirlerine takılır, şakalaşır, bazen ayaküstü bazen de oturarak sohbet ederlerdi. (Cevat kurarlardı.) Bu takılmalar, kimi zaman dozunu aşsa da kimse kimseye kızmaz, kırılmazdı.
  • Gece bekçileri (ases=hesses) sabaha kadar cadde ve sokaklarda düdük çalarak dolaşır ve güvenliği sağlarlardı.
  • Büyükler küçükleri sever, korur, gözetir; küçükler büyükleri (tanısın tanımasın) aşırı derecede sayarlardı. Adı konmamış bir otokontrol her zaman her yerde hissedilirdi. “Gönül Köprüsü„ denen güzellik, tamamen egemendi.
  • Çarşıda, pazarda, cadde ve sokaklarda hemen hemen herkes birbirini en azından fizik olarak tanırdı. Selamlaşma, hâl hatır sorma, tebessüm, sevgi, saygı (tanısın tanımasın) had safhadaydı.

İşte bunun için Huzurun Merkezi diyoruz. Ey Adıyaman! Seni sevmek ibadet. Maksat Adıyaman’sa gerisi teferruat…

NOT: Yazımızda doğrudan ve dolaylı olarak bahsedilenlerden aramızdan ayrılanlara Cenabı  Allah’ tan sonsuz rahmetler diliyorum. Mekânları cennet olsun.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: