Son Dakika
13 Aralık 2017 Çarşamba
02 Ocak 2017 Pazartesi, 17:19

BİR ASRIN MUHASEBESİ

Bu milletin bir asırlık muhasebesi hep yıkmaya ve yıkıma yönelik saldırılarla karşı karşıya kalmasıdır.

Bir asırlık sürede, Osmanlıdan bu yana altı asırlık, Selçukluyla beraber bin yıllık ve de 14 asırlık birikimin yıkımı ve bitirilmesi üzerine odaklanmıştır.

Osmanlının yıkımı için kurulan İttihat ve Terakki cemiyeti, adı dahi bize aid olmayan Jön Türkler oluşumu neticesinde Osmanlı yıkılmış ve yıkılmasıyla beraber 1. ve  2. Dünya savaşının kapıları da açılmış oldu.

Denize düşmüş milletin cumhuriyetin kuruluşunda aradığı ümid ve beklenti, düşmanın bile işgalinden daha tehlikeli bir sonucu ortaya çıkarmıştır.

1920- de istanbulu işgal eden İngilizler, hiçbir saldırı altında değilken tıpış tıpış istanbuldan ayrılmış ve de cumhuriyetin kuruluşundaki planını devreye koymuştur.

Ölümden çıkmış olan bir milletin onca meselesi varken, hiçbir meselesi yokmuş, her meselesini çözmüş gibi, birden bire bin yıllık birikimini bitirmeye yönelik inkılaplar yapılmıştır.

Toplumun bilgisizliğini çözme yoluna gidilmemiş, harf inkılabıyla 17 milyon halk bir gecede hiçbir şeyi okuyamaz ve anlamaz hale getirilmiştir.

Bu ise düşmanın bile yapmadığı ve de yapamayacağı bir zorbalıkla, idamla, tehditle uygulama yoluna gidilmiştir.

İnkilaplar dönemi başlı başına bu milletin maddi ve manevi hayatını bitirmeye yönelik uygulamalardır.

Bu güne kadar ki sıkıntıların temelinde de bu yatmaktadır.

Bir asırdır problemlerimiz bitmemektedir.

Sadece bu vatanın evlatları değil, azınlıklar bile memnun edilmemiş, ihtiyaçları giderilmemiştir.

Ne gariptir ki, azınlıkları memnun etmeye yönelik tüm bu uygulamalar, azınlıkları bile memnun etmemiştir.

1932 yılında yasaklanan ve 18 yıl süren ezan yasağı, düşmanın Maraş, Urfa, Antep vs şehirleri işgalinde bile değiştirilmemiş, kesintiye uğramamıştır.

Kesinlikle bunlarda iyi niyet beklenemez.

Bu milleti aklından kalbine, dilinden ruh ve vicdanına kadar bağlayan bu bağlar, her on senede bir yapılan darbelerle de pekiştirme yoluna gidilmiştir.

Bu millet kendi gayretiyle 1950 yılında nefes almaya çalışmış ancak on yıl sürmüş, milletin seçtiği Menderes milleti temsil etmeyen rejim tarafından idam edilmiştir.

Suçu sadece ezanı aslına çevirmesi ve de sırtını millete yaslaması idi.

Rejimi koruma uğruna teröre kapı açılmış, toplumların kesimleri karşı karşıya getirilmiştir.

1971 yılı 1960 yılının yetiştirdiği terörün bastırılması uğruna milletin önü kesilmiştir.

1980 darbesi ise darbeyi yapan Kenan Evren tarafından çok açık ve net olarak ifade edilmişti.

Darbenin olgunlaşması için beklemiştik ve bir sağdan, bir soldan astık, demişti.

Millete nefes aldıracak olan Turgut Özal-ın önü sürekli tıkandı ve sonunda oda zehirlenerek devre dışı bırakıldı.

Abd bu memlekette sürekli B ve C planlarını hazır bulundurdu.

1980 darbesinde Abd; Bizim çocuklar başardı, demişti.

Abd yıllarca bu memleketin istihbarat elemanlarının maaşını ödemişti.

Her halde babasının hayrına değildir.

1960 lardan itibaren Fetö-yü hazırlamaya başladı.

1993 ve 1997 yıllarında yine bu milleti içine kapatma yoluna gidildi.

28 Şubat en tehlikeli bir darbeydi.

2002 yılından itibaren de Ergenekon Terör Örgütüyle birkaç kere darbeye teşebbüs edildi.

İşin garip tarafı ise, Ergenekonun sağ kolu sol kolunu kopararak kendisine devlette yer bulmaya ve ele geçirmeye başladı.

Mit baskını ve arkasından 2013 17-25 Aralık Gezi olayları ile işgal faaliyetleri denendi.

Bir sonuç alınamadı. Çünkü millet bu kirli oyunun arkasında olmadığı gibi, bunu çok net gördü.

Sonuçta 1960 –lardan beri beslenen ve gizli uyuyan hücreler uyandırılarak 15 Temmuz 2016 yılında yarım asırlık B planı devreye konularak işgal faaliyetleri devreye konuldu.

Millet burada da şamarı çok dehşetli olarak vurup, yarım asırlık projeyi birkaç saat içerisinde bitirmiş oldu.

Bundan bir sonuç alamayan Avrupa ve Abd C planını devreye koyarak ekonomik darbeyi denedi, darbe yapıcı terör örgütü pkk- sından Fetö-süne kadar hepsini sahiplendi.

Bu sefer bir yandan devleti tıkamak ve diğer yandan da çevreden Türkiye-yi kuşatmak için her türlü kirli oyunlarını devreye koydu.

Üç milyon göçmenle Türkiye-yi dize getirmeyi düşünen Hristiyan dünyası, bununla durmadı ve gelen göçmenlerle ve savaşları alevlendirip besleyerek tehlikenin boyutunu ve yangının salgınlığını arttırmaya devam etti.

Hristiyan dünyası bir yandan haçlı seferlerini başlatırken, diğer yandan da üçüncü dünya savaşını başlatmış oldu.

Ve bir asırlık yüz binden fazla kripto ermeniler, gizli sabatayistler, Fetö ve Pkk devleti tıkama yoluna gitmekte, ihanet şebekesi faaliyetlerini sürdürmektedir.

Aydın geçinenler ise, karanlık ellerin tercümanı oldular, memleketi çıkmaza soktular.

“Türkiye’yi yaşanmaz bulanlar, Türkiye’yi yaşanmazlaştıranlardır. Yani aydınlar, karaborsacılar. Bir kelimeyle tesadüfün başlarına bir ikbal tacı veya imtiyaz miğferi oturttuğu şuursuz ve mesuliyetsiz herifler. Çağdaşlarına küfredince yükseldiklerini, günâhlarından kurtulacaklarını vehmeden bir alay hergele. Bu memlekette yaşanır. Ama bu mülevves, fesatçı güruhunu İsrail’in “bouc emissaire”i gibi (günah keçisi), çalıp çırptıkları servetten tecrit edip sınırlar dışına dehledikten sonra.” Cemil Meriç.

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: