Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
13 Ocak 2015 Salı, 09:32
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Bilmem Kaçıncı Paris Antlaşması!

Naif Karabatak   Bilmem Kaçıncı Paris Antlaşması!   Paris’te meydana gelen ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan Charlie Hebdo saldırısı sonrası yaşananlar, henüz adı konmamış yeni bir Paris Antlaşması olabileceğini hatırlattı. Yüzbinlerce kişi, liderlerin de katıldığı yürüyüşle teröre lanet okudular. Eleştirilen ise içlerinde “en büyük terörist” olan liderlerin de olmasıydı. Belki imana gelmiş, vicdanı galebe çalmıştır […]

Naif Karabatak

 

Bilmem Kaçıncı Paris Antlaşması!

 

Paris’te meydana gelen ve 12 kişinin ölümüyle sonuçlanan Charlie Hebdo saldırısı sonrası yaşananlar, henüz adı konmamış yeni bir Paris Antlaşması olabileceğini hatırlattı.

Yüzbinlerce kişi, liderlerin de katıldığı yürüyüşle teröre lanet okudular. Eleştirilen ise içlerinde “en büyük terörist” olan liderlerin de olmasıydı.

Belki imana gelmiş, vicdanı galebe çalmıştır diyerek, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya da “yahu” çekmeden antlaşmaya bakalım…

Sonuçta bir güzel amaç için bira raya gelinmesi, takdire değerdi.

Hem yürüyüş sağlıklıydı.

O yaştaki insanların her gün belli süre yürümesi gerekirdi.

Yürüyüş çoğunun hoşuna gitmiş olmalı ki, hızını alamayan liderler, farklı yerlerde yapılacak yürüyüşlere de katılma kararı aldı. Hatta Almanya Başbakanı Angela Merkel, bugün Almanya’da Müslümanlar tarafından düzenlenen yürüyüşe de katılma kararı aldı.

Bu gelişmeler ilk bakışta çok güzel geliyor.

Aynı duyarlılığın bu bölgede de olmasını bekliyor insan, ister istemez.

Çünkü orada ölen de, burada ölen de, öte de veya beri de ölen de insan.

Hiç kimsenin canı, bir diğerinden kıymetli veya kıymetsiz değil.

Suriye’de kalleş kurşuna hedef olan da, Gazze’de bir bombayla hayatı kararan da aynıdır.

Paris’te, Charlie Hebdo dergisinde çalışanların kanı ne kadar şirinse, başkalarının kanı da onlar için şirindir.

Öyleyse bu yürüyüş, bütün katliamlara karşı olsun.

Bütün zulümlere, bütün zalimlere…

Ve adı Paris Antlaşması olsun, bilmem kaçıncı olduğunu Parisliler iyi bilir…

Bugüne kadar çok antlaşma yaptılar; çoğunda da yer alan şartlara uymadılar.

Bu antlaşma, şartlarına uyulanından olsun…

***

(Hazır antlaşmaya bakarken, 1856 Paris Antlaşmasının ikinci maddesinde yer alan, “Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa devletler topluluğunun bir üyesi olacak, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı, Avrupa devletlerinin ortak garantisi altına konacaktır.” maddesinin de ne zaman ve neden ihlal edildiğine bir baksınlar, AB’ye girme sürecimiz, bu kadar sekteye uğramasın…)

***

Tabii bütün bunlar hoş bir hayal…

Bütün dünya barış içerisinde yaşayacak, liderler, kendi koltuklarının kanla şiştiğini unutacak…

Petrol veya başka zenginlikler için yüzbinlerce insanın ölümüyle sonuçlanan ve düzmece bahanelerin arkasına sığınılan savaşlar bitecek…

Müslüman ülkelerin başına Müslümanları satan kukla yöneticiler atanmayacak…

Ve bu yöneticiler, kendi halkını öldürerek koltuğunu sağlamlaştırmayacak…

Mısır’da olduğu gibi halkın üzerine ateş açan ve seçilmiş hükümeti alaşağı eden alçaklara “cumhurbaşkanı” demeyecekler…

Kendi ülkelerinde teröre tahammül edemeyen ve huzuru her şeyin üzerinde görenler, Türkiye gibi ülkelerde teröre destek vermeyecek.

Mesela Gezi olaylarında yasadışı örgütleri besleyip, sokakları savaş alanına çevirmeyecek…

Hükümetler, halkının güvenliği için zor kullanmak mecburiyetinde kaldığındaysa “sivil halka zor kullanılıyor” denmeyecek…

Bütün insanların protesto hakkı olduğunu ve bunun zorla bastırılması gereken eylem olmadığı öğrenilecek.

Ama bu arada, hiçbir ülke protestoların terör eylemine dönüşmesine de maddi, manevi destek olmayacak.

İşte bilmem kaçıncı Paris Antlaşmasında yer alacak maddelerin bazıları…

Diğerini de liderler doldurur…

Ama önemli olan antlaşma yapmak değil, antlaşmaya sadık kalmak.

O nedenledir ki, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, hiç utanmadan, yüzü dahi kızarmadan o yürüyüşe katılarak, teröre lanet okuyabiliyor.

Çünkü o, kendince iyi bir şey yaptığını sanıyor.

Cinayet işlemek, plajda çocukları bombalamak, onun için doğal bir eylem…

O ve onun gibiler, kanla saltanatını koruyor.

Onların yapacağı hiçbir antlaşma, yürürlüğe girecek antlaşma değildir.

Paris yürüyüşü de romantik bir geziden öte bir şey değildir.

Paris’te teröre hayır diyenler, diğer ülkelerde evet demeyi sürdürecek.

Ve insanlık tarihi boyunca olduğu gibi, bundan sonra da masum insanlar, zalimler eliyle katledilecek, hayatı zehir edilecek, yaşanmaz yerlerde, yaşam mücadelesi vermeyi sürdürecekler…

Onlar, bir hafta sonu yürüyüşü yaptı diye, dünyanın kopan çivisi yerine mi sabitlenecek sanıyorsunuz, nerde o günler?

 

Tweetimden seçmeler

Sadece Çadır kentlerdeki Suriyeli mülteciler bir araya gelse, Paris yürüyüşüne katılanları üçe katlardı. Zulümse, terörse burada var.

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: