Son Dakika
15 Aralık 2017 Cuma
30 Ağustos 2016 Salı, 07:08

Bilginin Kirini Test Edin

Yakın zamanda bir çay bahçesinde oturanların, gün boyu kamuoyunu sunulan olayı yorumlamalarına şahitlik ettim. Oturduğun yerden çevre masalardan yapılan konuşmaları istemeden dinlemek zorunda kalabiliyorsun. Kamuoyuna sunulan haberin iki tarafı bulunmaktaydı. Bir masadan; taraflardan birine hakaret cümleleri ile olay değerlendiriliyordu. Bir başka masadan; övgü cümleleri ile taraf kahramanlaştırılarak anlatılıyordu. Kontrolsüzce; siyasi, dini, sosyal, ekonomik yorum destekleri ile ekrandan aktarılan haber, özünden kopup gidiyordu. Yakın mesafede duran masalar, birbirlerini tam duyarak bir tartışma ortamı oluştuğunu düşündüğümde büyük bir kavganın yaşanacağını biliyordum. İlginç bir şekilde; aynı mekânda aynı elin çayını içen insanlar, taraflarına/taraflara övgü ve hakaretleri iç içe diziyorlardı. Bu manzarayı sağlayan güç gizemini koruyacak olmalı…

Günümüz insanlarını yönlendiren/algılarını etkileyen önemli güçlerden biri haber kaynaklarıdır. Aynı habere karşı insanların verdiği tepkiler birbirinden faklı olabilir. Basit bir haber sokaktaki insanları karşı karşıya getirmeye yeterli olduğunu kestirmek zor değil. Gerisüreçte edinilmiş bilgi niteliği, kendisi ile ilgisiz konularda bireyleri çatışma ortamına çekebilir. Ekonomik ve eğitim düzeyleri aç olan insanların kendisi dışındaki konularda agresifleşmesi daha kolaydır. Bu kitleler bazı güç odakları tarafından bilinir ve kullanılır.  Bu kitleler, sosyal olayların yaşatılması ve manipülasyonlar için vaz geçilmez kaynaklardır.

Duyu organlarımızın dışında vücudumuzda bulunan 500 bin dokuma, 200 bin ısı sensörü ile birlikte 4 milyon acıya duyarlı yapıdan oluşan bir ağ insana kesintisiz bilgi aktarıyor. Beynimizde bulunan 12 milyon nöron, alınabilecek tüm bilgileri karşılama kapasitesine sahip görünüyor. Ancak bilinen bir gerçek var ki; her uyarıcı her kişide aynı bilginin oluşumunu sağlamıyor.  Kişinin uyarıcıya/uyarıcı kaynağına karşı ön duruş biçimi/kalitesi algı türünü değiştiriyor. Bilgi tacirleri,  uyarıyı çıplak/ham olarak değil kendine göre işleyerek aktarması, bilginin değişimine/başkalaşmasına neden olabiliyor. Sonuç; özünden/gerçekliğinden uzaklaşmış bilgi ve onun üzerinde kurulan/kurgulanan hayatlar…

Felsefede septikler (kuşkucular), sofistler olarak tanımlananlar; doğru bilginin imkânsızlığını savunurlar. Onlara göre, her şeyin ölçüsü insandır. Bilgi de kişiden kişiye değiştiğinden doğru bilgiye ulaşılamaz. Rasyonalist (akılcı) düşünenler ise doğru bilgiye ulaşmanın mümkün olduğunu savunurlar. Doğru bilgi doğuştan var ve ona rasyonalist yaklaşımlarla ulaşmak mümkündür, derler. Yüzlerce yıldan beri filozoflar arasında yapılan bu tartışma, bilime olağanüstü kazanımlar sağlamıştır. Ancak günümüzde bilgiyi bu tartışma zemininde göremiyoruz. Doğru ve yanlış bilgi yerine “Kirli Bilgi” denilen bir kavram toplumları kuşatmış durumdadır. Filozofların, kirli bilgi kavramına bilimsel olarak nasıl yaklaşılması gerektiğini etkili ve hızlı bir şekilde toplumlara aktarmaları gerekir.

Bilginin göreceli değerlendirilmesi, doğru ve yanlış bilginin bireylerde oluşturduğu algı tanımlanabilir. Ancak, kirli bilginin birey/toplumlarda yarattığı algı/etki ve hasarın sonuçları ne olacak? Dezenformasyon olarak tanımlanan kirli bilgi, kasıtlı olarak bilginin çarpıtılarak aktarılmasıdır. Kirli Bilgi kaynağı; bilim, siyaset, din ve toplumsal olaylar olabilir. Galip/haklı kalmak uğruna bilginin kolay bir şekilde kirletildiği bir çağda yaşıyoruz. Dezenformasyon, yaşadığımız sosyal olayların ve savaşların boyutu ve acımasızlığını besleyen önemli bir kaynak haline gelmiştir. Bu işi üslenen monşer/müsvedde aydın ve ücretli entelektüellerin ekranları doldurması çok anlamlıdır.

Bir konu/olay/olgu ile ilgili hangi açıdan yaklaşıldığı, niyet ve algı türü/düzeyi sorulan soru(lar)dan anlaşılır. Çoğu zaman sorular, doğru bilgiye ulaşmak için değil hesap almak için sorulmaktadır. Bu yaklaşım tarzı diyalog kanallarını tıkamaktadır. Avamın ekseriyeti, bilgiyi tarafı olduğu ekrandan almakla yetinmektedir. Ekranların dili ile sokakların dili yakın düzey ve tarzda kendini göstermektedir. Ekranların bilgiyi kirletip, çatışmacı bir dil kullanması olayı sokaklarda yaşatıp körüklemektedir.

Cahil ya da bilgin olmak olağan bir durumdur. Kendinde bilgi eksikliği hisseden/bilgiye ihtiyaç duyanlar, bilgelerin huzurunda aydınlanmaları beklenir. Bireylerdeki bilgi düzey farklılığı, hiyerarşik bir saygınlığı topluma sunar. Bilgi ve bilge toplumsal barışın ve huzurun yaşam havzasıdır. Bilginin doğruluk testi; Kaosa/çatışmaya/soruna neden olan bilgi ile çözüm/barış ve huzuru sağlamasından geçer. Bilgin/bilge insanlarla cahil insanların ayrıştırılamadığı ortamlarda yaşıyoruz. Kirlenmiş bilgi sebebiyle, bilge ile cahiller arasında rol değişimi yaşanılmakta.

Yapılan bir araştırmada; Yirminci yüzyılın başlarına gelinceye kadar dünyada bilginin değişimi/yenilenmesi son derece yavaş gerçekleşiyordu. Yirminci yüzyıl öncesinde bilgi değişimindeki dönüşüm 1500 yıl gibi uzun bir sürede gerçekleşiyordu. Ancak yirminci yüzyılın ortalarına gelince bilim insanlarının ortaya koyduğu buluşlarla şaşırtıcı bir hız yaşanmaya başlandı. Bunun sonucunda 1949’lı yıllarda 500 yıla inen bilgi yenilenmesi 1980’ de iki buçuk yıla, 1999’da ise 3 aya kadar indi. 2002 yılında ise bir bilginin geçerliliği ise sadece 39 gün olmuştur. (Baran,2002). Bilgi yenilenmesinin günlere hatta saatlere indiği bu zamanda, bilgiye dayanarak sosyal çatışmaları başlatmak/beslemek yeni bir cahil tanımı gerektirmektedir. Artık okuryazar olmak, diploma sahibi olmak kişiyi cahil havuzundan çıkartmıyor. Alvin Toffler’in dediği gibi “21. yüzyılın cahili okuyup yazamayanlar değil, aynı zamanda öğrenemeyen, unutamayan ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: