Son Dakika
22 Ekim 2017 Pazar
12 Temmuz 2017 Çarşamba, 08:55

Bencillik   İnsan benliğini kemiren ruhsal hastalıklardan biri de bencilliktir.  Eski söylemle  hodbinlik, hodkâmlık. Yabancıların egoizm=egoistlik dedikleri. Kaynaklarda şu şekilde  tanımlanır: Yalnız kendini düşünmek, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutmak. Böylelerine de  bencil veya  egoist  diyoruz. Dünyanın  giderek küçüldüğü, yardımlaşmanın, paylaşmanın, empati yapmanın, iş birliğinin gittikçe azaldığı dünyamızda, bu hastalık da  malesef paralel olarak artmakta ve […]

Bencillik

 

İnsan benliğini kemiren ruhsal hastalıklardan biri de bencilliktir.  Eski söylemle  hodbinlik, hodkâmlık. Yabancıların egoizm=egoistlik dedikleri. Kaynaklarda şu şekilde  tanımlanır: Yalnız kendini düşünmek, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutmak. Böylelerine de  bencil veya  egoist  diyoruz.

Dünyanın  giderek küçüldüğü, yardımlaşmanın, paylaşmanın, empati yapmanın, iş birliğinin gittikçe azaldığı dünyamızda, bu hastalık da  malesef paralel olarak artmakta ve yaygınlaşmakta. “Ben„  merkezli bir hayat tarzı ve düşünce sistemi, toplumda için için gelişip kuvvetlenmekte. Bazı insanlar; “Bana değmeyen yılan bin yaşasın„ diyerek kendini  toplumdan  soyutlamakta ve giderek yalnızlaşmakta. Oysa yalnızlık, sadece Allah’a  mahsustur.

Yüce  dinimiz, ayet ve hadislerle bu hastalığı haram kılmıştır. Peygamber Efendimiz; “Kalbinde hardal tanesi kadar kibirlenme olan, cennete giremez.„  buyurmuştur. Keza; “Sizden biri kendisi  için  istediğini  başkaları için de  istemedikçe, gerçek mânâda  iman  etmiş olmaz.„ ayeti de  kibrin ne kadar  gereksiz  ve  zararlı olduğunu  çok güzel  vurgulamakta.  Bilindiği gibi, Şeytan’ın  cennetten kovulmasının  nedeni de  kibre  kapılması  ve  kendini  diğer  meleklerden  üstün  görmesindendir. O günden bugüne  kadarki  zamanda kibre kapılıp kendini  dev  aynasında görenlerin,  hâşâ  Allahlık iddia  edenlerin (Nemrut  ve  Firavunların)  akıbetleri  de  herkesin  malumu…

Kültürümüzde,  günlük yaşantımızda bencillikle ilgili birçok güzel deyim,  atasözü ve  özdeyiş  var.  İşte o deyimlerden birkaçı:

  • Nalıncı keseri gibi  kendine yontmak
  • Rabbena, hep bana!
  • Kendini beğenmek.
  • Kendini dev aynasında görmek.
  • Dürbünün tersiyle
  • Tepeden
  • Küçük dağları ben yarattım demek ve daha niceleri… Bütün bu deyimler; bencilliği, kendini beğenmişliği, insanları küçümsemeyi ve sakıncalarını ifade etmekte.

Oysa bunun  karşıtı olan “diğerkâmlık„ alçak  gönüllülük, tevazu ve empati ne güzel şeyler… İnsanı  insan yapan,  onu  yücelten, ona değer kazandıran değerler… Sıradan biri olmadan, sıradan insanlar gibi yaşamak… Mutluluğunu, sevincini, zenginliğini başkalarıyla  paylaşmak, paylaşabilmek… Yalnız kendini değil; komşusunu, arkadaşlarını, köylüsünü, kentlisini, vatandaşlarını da düşünmek… Onları da kollayıp gözetmek, gözetebilmek… Başkalarının dertleriyle dertlenebilmek… Eski söylemle, onlarla hemhâl olmak… İşte bu güzel duygular, bu erdemlerdir bizi biz yapan. Müslüman-Türk milletinin özünde, yaratılışında, genlerinde var olan özellik ve güzellikler…

Sanayileşme, kentleşme, bilim ve teknoloji, küreselleşme ne kadar gelişirse gelişsin bu durum, bizi bencilleşmeye asla sevk etmemeli, edememeli. Zira biz; “Komşusu açken tok yatan, bizden değildir.„ gibi kutsal bir düsturdan geliyoruz. “Bana ne. Neme lazım.„ demeyiz, diyemeyiz. “Aldırmam„ diyemeyiz; aldırırız. “Hakkı tutup kaldırmak„  adına elimizden ne geliyorsa onu yaparız. Hele hele bu durum; yoksullar, mazlumlar, düşkünler, eziyete uğramışlar söz konusu ise daha bir anlam kazanmakta ve millet olarak o yüce duygularımızı da daha bir depreştirmekte… Galiba “ensar„ olmak da böyle bir duygu…

Kalbindeki kibir ve gururu bir kenara atarak; diğerkâmlığı, tevazuyu, empatiyi sempatiyi, iş birliğini, paylaşmayı, yardımlaşmayı seçenlere ne mutlu!..

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: