Son Dakika
21 Ağustos 2017 Pazartesi
04 Nisan 2017 Salı, 10:27
Mehmet Özçelik
Mehmet Özçelik [email protected] Tüm Yazılar

BEDİÜZZAMANDAN KESİTLER

BEDİÜZZAMANDAN KESİTLER Üstadın onayından geçmemiş olan bir eser, üstadın eseri de olsa, ruhsuz ve güçsüz, manadan ziyade lafzı olan bir eserdir. Tıpkı Abdulmecid Nursi abinin bazı yerleri eksik de olsa, üstadın onayından geçmiş olan Mesnevi-i Nuriye binlerce defa okunsa, tükenmez manalara ulaşılır. Ancak Abdulkadir Badıllı veya Ümit Şimşek-in tüm lafızlarıyla ve de fazlasıyla tercüme ettikleri […]

BEDİÜZZAMANDAN KESİTLER

Üstadın onayından geçmemiş olan bir eser, üstadın eseri de olsa, ruhsuz ve güçsüz, manadan ziyade lafzı olan bir eserdir.

Tıpkı Abdulmecid Nursi abinin bazı yerleri eksik de olsa, üstadın onayından geçmiş olan Mesnevi-i Nuriye binlerce defa okunsa, tükenmez manalara ulaşılır.

Ancak Abdulkadir Badıllı veya Ümit Şimşek-in tüm lafızlarıyla ve de fazlasıyla tercüme ettikleri Mesnevi-i Nuriye ise bir defa dahi okunması lafızdan ziyade pek mana vermeyen eserlerdendir.

Ben bunu okurken aynı sıkıntıyı duyarken , diğer Abdulmecid abinin tercüme ettiğini  bir çok defa okuyup dinlediğim halde ve de Arapçasını 2-3 kere yarısına kadar hocalarımızla okuduğumuz halde farkı ve derinliği çok rahat fark etmekteyim.

Biri tescilli, onaylı, icazetli iken, diğerinin tasdikten geçmiş olmaması ona bir kuvvet ve ruh vermemektedir.

*Lâdikli Ahmet Ağa :

Reşat Bey arkadaşı ile birlikte mübarek bir zat olan Ladikli Ahmed Ağa’nın yanına gidiyor ve kanaatlerini sunuyorlar. Ahmed Ağa şu şekilde karşılık veriyor:

“Ben size onu nasıl anlatayım ki? O bizim gibi herhangi bir tarikat silsilesine bağlı değildir. O ne Kutbü’l-Aktab’a, ne de herhangi bir kutuba bağlıdır. O doğrudan doğruya Peygamberimizden (a.s.m.) Feyiz alır, ona göre hareket eder. Bir hatıramla onun manevî makamını size anlatmaya çalışayım.

“Birgün Hızır (a.s.) gelerek, ‘Eskişehir’de zelzele olacak. Taş üstünde taş kalmayacak. Gel, Bediüzzaman’a gidelim ve dua etmesini isteyelim ki, bu zelzele hafiflesin’ dedi.

Beraberce gidip, Bediüzzaman’a vaziyetini anlattık. ‘Haberim var,  haberim var’ dedi. Hızır (a.s.), ‘Dağlara gidip dua edelim’ dedi. Bediüzzaman, ‘Ben hastayım, siz dağlara çıkıp dua edin, ben buradan dua edeceğim’ dedi. Eğer onun duası olmasaydı, Eskişehir’de gerçekte taş üstünde taş kalmazdı.’

Bu sözleri dinleyen Yarbay Reşat Beyin arkadaşı ikna olup Bediüzzaman ve eserlerine taraftar bir vaziyete giriyor.

*Gavs olmaktansa gelecek zata baba olmayı tercih ederim.

Bazı zamanlarda Üstad Bediüzzaman’ın muhterem babası Sofi Mirza Efendi, Nurs köyünden kalkarak Gayda’ya Seyyid Sıbğatullah Hazretlerinin ziyaretine gelirdi. Bir defasında muhteşem mecliste Seyyid Sıbğatullah ayağa kalkarak, Sofi Mirza’ya meclisin başköşesinde yer göstermişti. Orada bulunan ulemâ ve hulefâ, bu basit, ümmî Nurslu köylüye neden bu kadar alâka ve hürmet gösterdiğini Seyyid Sıbğatullah’tan sordukları zaman, Gavs-ı Hizan şu cevabı veriyordu: “Bu Sofi Mirza ileride öyle bir zata baba olacak, bunun sulbünden öyle bir zat gelecek ki, o zata baba olmayı ben onu ğavslığa tercih ederim. Gavs olmaktansa, o gelecek zata böyle bir baba olmayı tercih ederim!”

*Abdurrahman Nursî’nin, Bediüzzaman’ın hayatıyla alâkalı yazdığı kitapta Siirt’in büyük âlimi Molla Fethullah’tan naklen şu parçayı okumaktayız:

“Zekâ ile hıfzın aşırı derecede bir arada bulunması gerçekten az rastlanır bir şeydir. Fakat şimdiye kadar bu özelliği iki kişide gördüm. Biri sizde (Bediüzzaman’da), diğeri de Molla Halid-i Olekî’de.”

*Tahiri Mutlu ağabeyin amcazadesi Nazif Çelebi vardı. Şimdi Süleymaniye’de Suffe Vakfının bulunduğu bina onun evi idi, ticaret ile meşguldü, onun evinde cumartesi günleri ders yapılırdı 100-150 kişi katılırdı o derse.

Nazif Çelebi duruma muttali olunca, Adli tıptan bir doktor getirdi, Üstada rapor versin diye.

Doktor Üstadı ayakta muayene etmek istedi. Her ne kadar Nazif Bey “Üstad otursun” dediyse de doktor, “yok yok ayakta” dedi. Ve oturtmadı.

Nazif Çelebiye ben “yahu kardeşim bu menfi bir adam, baksana Üstadı oturtmuyor” dedim. O esnada ne olduğunu hatırlamıyorum, doktor Sultan Abdülhamit Han aleyhine konuştu.

Bunun üzerine Üstadımız hiddetlenerek, “Ben rüşvet-i kelam istemiyorum, sen ne diyorsun doktor? Ben ona veli nazarı ile bakıyorum” diyerek, muayene olmayı red etti.

Bunun üzerine doktor, Nazif Çelebinin evinden çıkarak orayı terk etti.

*Üstad neşirle uğraşan Tahiri ağabeyin Fevzi Çakmak-ın ölüm haberini üç kere söylemesi üzerine Üstad,-Kardeşim beni zorlama, Ben o adama Allah rahmet etsin, diyemiyorum, demiştir.”

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: