Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
23 Mart 2015 Pazartesi, 09:19
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Bediüzzaman Asrın Güneşi İdi

Bediüzzaman Asrın Güneşi İdi Yıl 1873. Bir bahar günü Bitlis vilayeti’nin Hizan kazasının Nurs köyünde dünyaya geldi Bediüzzaman.. Doğu Anadolu’nun sarp kayalıkları arasında Nurs köyünün kerpiçten bir evinde asrın müceddidi dünyaya gelmişti. Karanlık geceleri kovan şafak gibiydi.İleride güneşin altın huzmeleri bu çocuk üzerine tane tane dökülecekti. Zalam zalam üzstüne küfür karanlıklarının her tarafı kuşattığı bir […]

Bediüzzaman Asrın Güneşi İdi

Yıl 1873. Bir bahar günü Bitlis vilayeti’nin Hizan kazasının Nurs köyünde dünyaya geldi Bediüzzaman.. Doğu Anadolu’nun sarp kayalıkları arasında Nurs köyünün kerpiçten bir evinde asrın müceddidi dünyaya gelmişti. Karanlık geceleri kovan şafak gibiydi.İleride güneşin altın huzmeleri bu çocuk üzerine tane tane dökülecekti.

Zalam zalam üzstüne küfür karanlıklarının her tarafı kuşattığı bir dönemde, imanı tutuşmuş yanan bir neslin kurtulması için gece-gündüz demeden gayret sarfeden bu İslam alimi mahkemeden mahkemeye, hapishaneden hapishaneye, zindandan zindana koşturuldu, durdu.

O nesl-i atinin kurtarıcısı ve büyük bir davanın sahibi olarak, insanlığı cehaletin selinden kurtarıp karanlıklardan aydınlıklara, küfürden imana, cehaletten ilme,bataklıktan selamet sahillerine ulaştıracak olan asrım müceddidi Bediüzzaman said Nursi idi.

Günler haftaları, haftalar ayları, aylar seneleri kovaladı. Bu küçük yavru büyüdü, hayata atıldı ve okudu okudu. O yaşta bile kafasında bin bir sorular bulunan bu kâinatın meraklı misafiri ilk soruyu annesine yöneltmiş, müşkül durumda kalan annesi ne cevap vereceğini şaşırmıştı.

1882 yılında İsparit ocağına bağlı Tağ köyünde Molla Mehmed Emin Efendi’nin Medresesine gitmişti. Fakat orada arkadaşı ile kavga ederek çok izzetli olduğunu göstermişti. Bir türlü kabına sığmayan haftalık dersi yeterli görmeyen Said, peder ve annesinden izin alarak 1883 yılında Pirmis köyüne, oradan Hizan şehrinin yaylasıa gitti Burada da dört talebe ile bir türlü geçinemiyordu. Bu tacizlere dayanamayarak Seyyid Nur Mehmed Hazretlerinin huzuruna çıkarak şöyle dedi:

“Şeyh Efendi! Bunlara söyleyiniz benimle döğüştükleri zaman dördü bir olmasınlar, ikişer ikişer gelsinler.”

Daha çok küçük yaşta harika bir hayat sahibi olacağı anlaşılan bu insanın istikbalde insanlığa ışık tutacak büyük davayı omuzlayacaktı. Bediüüzzaman için dünya malı diye bir şey yoktur. Onun için var olan tek şey Yüce Yaratan’ın İlâhî mesajı ve insanlığın kurtuluşudur. Onun gözünde yalancı dünyanın ne yalancı köşkleri, ne de yalancı olan zevkleri…

Bir ömür boyu hep çakıl taşlı  ve dikenli yollarda yürüdü, yürütüldü.. En zor durumlar karşısında dahi “nefsim” demedi, her zaman “dâvam” dedi. Ömrünü karanlık zindanlarda geçiren, oraları kendine mesken eden ama davası uğrunda şekva bile etmeyen, çok işkencelere maruz bırakılan defalarca zehirlenen bu insan Bediüzzaman’dı. Bir dava ki ne cana kıymak, ne de mala kıymak var. Bu dava öyle bir dava ki cehaletten uzak, zalimlerden öte… Az değil, tam yirmi sekiz sene bir cani gibi memleket hapishanelerinde,yatırıldı, bir serseri gibi zindanlarda çürütüldü. Onun o kuvvetli ve samimi inancı olmasaydı hangi can buna dayanırdı?

Büyük davaların büyük hamleleri!.. Bu davanın sahibi ölse de, o gönüllerde taht kurmuş ve yaşıyor dünyalar durdukça. Onun dağlar kadar yetiştirdikleri talebeleri var geride.

Evet yine yıl 23 Mart 1960. Artık Bedizzaman’ın son dakikaları. Başucunda talebeleri. Üstadın hayattaki vazifesi bitmiş, dakikalar yaklaşmakta. Artık Yaratana kavuşmak sevdası sarmış bütün benliğini… Ne geride bıraktığı sayısız talebelerini, ne de boynu bükük geride bıraktığı gözü yaşlı insanları… Sadece dudaklardan dökülen birkaç mısra “sana olsun binler selam, binler rahmet, binler mağfiret.”

O gün kâbus yüklü bulutlar gökyüzünü kaplamıştı. Bütün gazeteler ondan bahsediyor, herkesin ağzında o vardı. Vefatı bir anda her tarafa yankı yapmış sevinenler ve üzülenler kitlesi çoğalmıştı. Büyük bir davanın sahibi bu mütevazi insan, omuzlar üzerinde kabir yolundaydı. Gözlerden sıyrılan yaşlar boğazlarda düğümlenen hıçkırıklar ve ağlayanlar, ağlayanlar…

Bugün dünyanın dört kıtasında okunan eserleri, insanlığa ve bütün beşeriyete aydınlık yolu, huzur ve mutluluğu muştulamaktadır.

Vefatını 55. Yılında onu rahmetle anıyoruz. Mekânı cennet olsun…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: