Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
24 Ekim 2016 Pazartesi, 08:39
Hamza Çelenk
Hamza Çelenk [email protected] Tüm Yazılar

Baudrıllard’ta Kurgulanmış Dünyada Simülakr ve Simülasyon

Baudrıllard’ta Kurgulanmış Dünyada Simülakr ve Simülasyon Baudrillard’ın Simulakrı gerçeğin yerini alan ama gerçekten daha fazla gerçeğe benzeyen bir “kopya” ya da modeldir. Simulasyon ise basitçe “mış” gibi yapmak değildir. Hastaymış gibi yapan kişi yatağa uzanıp bizi hasta olduğuna inandırmaya çalışır. Bir hastalığı simule eden kişiyse kendinde bu hastalığı ait belirtiler gösteren kişidir. Kendisinde hastalığın semptomları […]

Baudrıllard’ta Kurgulanmış Dünyada Simülakr ve Simülasyon

Baudrillard’ın Simulakrı gerçeğin yerini alan ama gerçekten daha fazla gerçeğe benzeyen bir “kopya” ya da modeldir. Simulasyon ise basitçe “mış” gibi yapmak değildir. Hastaymış gibi yapan kişi yatağa uzanıp bizi hasta olduğuna inandırmaya çalışır. Bir hastalığı simule eden kişiyse kendinde bu hastalığı ait belirtiler gösteren kişidir. Kendisinde hastalığın semptomları görünür. O andan itibaren kişinin gerçekten hasta olup olmadığını anlamak olanaksız hale gelir. (Baudrillard, 2014:14,15)
“mış” gibi yapmak (feindre) ya da gizlemek (dissimuler) gerçeklik ilkesine bir zarar veremez, yani bunlarla gerçeklik arasında her zaman açık seçik, gizlenmeye çalışılan bir fark vardır. Oysa simülasyon bu “gerçekle” “sahte” ve “gerçekle” “düşsel” arasındaki farkı yok etmeye çalışmaktadır. Baudrillard bunu hastalık numarası yapan kişi ile hasta olmadığı halde hastalık belirtisi gösteren bir kişi şeklinde somutlaştırmaya çalışır. Simüle eden kişi gerçekten hasta mıdır, değil midir? Çünkü bu insan gerçek semptomlar üretmektedir. Simüle eden kişiye ne hastasın ne de değilsin denebilmektedir. Yine burada bahsedilen şey  taklit, sûret ya da parodiden değildir. Göstergeleri konulmuş bir gerçek, bir başka deyişle her türlü gerçek süreç yerine işlemsel ikizini koyan bir caydırma olayından söz eder. Fakat bu durumda seyirlik olan gerçeğin tüm göstergelerine sahiptir. Programlanabilen, göstergeleri kanserli hücreler gibi çoğaltan bir makine gibidir. Bundan dolayı  gerçek bir daha asla geri dönmeyecektir. (Baudrillard, 2014:14,15)

Postmodern dönemin aşaması olarak kabul ettiği bu simülakr döneminde etrafta gerçeğin tüm belirtilerini gösteren, hatta gerçekten daha gerçekmiş gibi görünen ama aslında gerçek olmayan modeller uçuşmaktadır. Bunu sağlayan ise devasa büyüklükteki medya ve iletişim araçlarıdır.

Daha doğru bir ifadeyle bu son durum, gerçeklik yerine elimizde olan postmodernizmin ileri sürdüğü hayalle gerçek arasındaki farkların kaybolduğu yeni bir dünyadır.

Postmodernizm dünyayı, siber uzaydan savaşan, rakamsal bilgi kırıntıları aklımızı baştan alıcı bir şekilde bigisayar oyunundaki kişiliklere bürünmüş bir oyun şeklinde tasarlar. Artık toplumsal olan her şey gerçeğin değil, taklitlerin, modellerin ve temsillerin denetimindedir. Bunlar kendi taklitlerini yaratır ve bu gerçeklik ile ilişki kurulmaktan vazgeçinceye kadar böyle devam eder. Bundan sonra herkes ve her şey bu simülakr alanda kaybolur. (Serdar,2001:23)

Bu kaybolma aynı zamanda hem geçek olanın hem de kopya olanın beraber yapay hale gelmesine  sebep olmaktadır. Düşünürümüz bunu, orijinalini koruma bahanesiyle girişine yasak getirilen Lascaux mağarası ile örneklendirir. Lascaux mağarası  ziyareti yasaklanmış ancak beş metre öteye aynı mağaranın tıpatıp benzeri inşâ edilerek ziyarete açılmıştır. Ancak ziyaretçilere dar bir alanda mağaranın orijinalini dikiz deliğinden izlettirilmekte ve ardından kopyasının tamamını ziyaret edebilmektedirler. Bu durum belli bir süre sonra hem gerçeğe hem de kopyayı yapaylaştırmaya yetmiştir. (Baudrillard, 2014:23)

Simüle edilmiş düzenin en iyi göstergelerinden bir tanesi Disneyland’dır.  Burada Amerika’nın tüm değerleri minaytürleştirilerek yapay bir halde filmler aracılığı ile çoğaltılmaktadır.

Simülakr ve simülasyon kavram bir zemine oturtulmaya çalışılırken Baudrillard tarafından farklı kültür ve farklı alanlar ile ilgili zengin bir alan gözler önüne serilmekte bu da aslında hayatımızın her alanının bir yanılsama ve görüngüden ibaret  olduğunu, fakat bu görüngünün asıl nesne ile ne tür bir farklılığının var olduğu  hakkında bilincimizi de flulaştırmaktadır.

Simüle edilen gerçeklik ve üretilen şiddet kahramanları, tarihsel şiddetin de etkisiyle gerçeğin dışına itilmiş ve farklı alanlarda yer bulmuştur. bunlardan bir tanesi de  mitin sinemaya sığınmasıdır. Günümüzde ise tam tersi bir şekilde  bu kez tarih aynı senaryo doğrultusunda sinemada  belirleyici bir şeye sahiptir. Son zamanlarda tarihsel figürlerin sinemada bolca yer alışı aslında yazarı haklı çıkaracak bir payeye sahiptir.

Önemini ve anlamını yitirmiş, tarihinden bir anda ya da yavaş yavaş koparak, günahlarından arındırılabilen bir toplum, mitleri yeniden yaşama döndürme sürecine benzer bir süreç aracılığıyla ekranlar üzerindeki yapay diriltilişini kutlamaktadır.

Sinema giderek kaliteli bir sunuma yol almakta ve gerçeğe daha fazla benzeyen ürünler ortaya koymaktadır. Olay ve anlatı tamamen geçeğin kendisine benzetilmektedir. Bugüne kadar göstergeler konusunda hiçbir kültür, böylesine naif, paranoyak, püriten ve terörist bir bakış açısına sahip olmadığı dile getirilmektedir.(Baudrillard, 2014:71,72)

Bu kadar seyirlik ve kopyalardan ibaret olan şeyin iktidar tarafından farklı bir yorumlama ve sunumlardan yeni bir gerçeklik dili oluşturmaya çalışılması yöntem olarak yeni olsa bile içerik olarak öteden beri var olan bir durumdur.

 

2-İktidar  Alanı Simülakr ve Simülasyon
    Baudrillard’ ın genel olarak üzerinde durduğu simülakr kavramı daha çok görüngülerin asılın önüne alınmasının büyük bir sosyal organizasyon işi olduğu şeklinde bir alana yol alır.

Bu sosyal oranizasyon hükmetme ve olayı istediği şekilde yansıtma şeklinde devlet ve iktidar erkine karşılık gelir.

Baudrillard  bunu gösterdiği örneklemlerde dile getirir. Ona göre simülasyon ürünü olan hipergerçeklik gerçeğin herde aynı şekilde kendisine benzemesine neden oluyor ve iktidar ise uzun yıllar kendine benzeyen göstergeler üretiyor. Bu durum doğal olarak ortaya çıkan başka bir iktidar görüntüsü gibi durmaktadır. Gerçeklerin ürettiği tarihi tehditlere karşı iktidar her zaman bir caydırma ve simülasyon oyununa başlamıştır. Bunu da kurnaz bir şekilde gerçeğe yakın göstergeler ile yapmaktadır. (Baudrillard, 2014: 40,41)

Baudrillard eleştirinin ve olumsuzlamanın günün birinde bitip tükenecek olursa bile iktidarın  buna karşı alabileceği tek önlemin  onlara yapay bir şekilde can verme olacağınıdır (Baudrillard, 2014: 43)

Watergate* skandalı bunun en iyi örneklerinden bir tanesidir.  Olay profesyonel bir şekilde ianandırıclığını kaybetmiş siyaset kurumuna itibar kazandırma olayı olarak kullanılmıştır. Baudrillard  bunu, politik skandal  olarak kabu edilip bir yandan ahlâkî ve politik bir ilkeyi eski sağlığına kavuşturmaya çalışılmış derken , diğer yandan bir düşgücü ile de düşgücünü yitip gitmekte olan gerçeklik ilkesi o ilk görünümünü yeniden kazandırılmaya girildiğini söyler. “Böyle bir skandalın ifşâ edilmesi yasalara saygı duyulduğunu göstermektedir. Belki de Watergate’in başarabildiği tek şey herkesi Watergate’in bir skandal olduğuna inandırmaktır. Bu anlamda Watergate’in çok güçlü bir zehirleme yöntemi olduğu söylenebilir. Çünkü bu skandal sayesinde dünyaya bir doz politik ahlâk yeniden şırıngalanmaktadır.” (Baudrillard, 2014: 30,31) şeklinde iktidarın politik bir skandalı dahi ne şekilde kullanabileceğini ve sistem muhaliflerine ne şekil tuzak olarak kurulabileceğini hatırlatmaktadır.

Nixon iptidai toplumlardaki kralın tören ile öldürülmesi şeklinde bir ölüme (istifaya) götürülmüş, ondan sonra gelen Ford’ta iktidarı süresince bu olayın gölgesinde bir başkan olarak kalmıştır.

Vietnam savaşı da bundan farklı değildir. Orada Amerika yenilmemiştir.   Eğer yenilmiş olsaydı iç denge allak bullak olurdu. Amerika burada Vietnam ve Çin’i yönetebilir bir pozisyona çekmeyi başarmıştır. Başıboş düzensiz gurupları saf dışı edip düzenli kuzey ordusuna alan terk edildiğinde savaşı sonlandırmıştır. Burada komünist bir düzenin olmasından ziyade Amerika açısından önemli olan güvenilebilecek bir düzenin olması idi. (Baudrillard, 2014: 59-61)

Bu nükleer tehlike açısından da böyledir. Bir simülasyonun ulaşabileceği en yüksek tehlike alanı nükleer tehlikedir.  Nükleer tehlike bir caydırma alanı olarak kullanılmaktadır. Oysa tıptan başlayıp kimyanın değişik alanına kadar nükleer teknoloji bir sürü alanda kullanılmaktadır. Diğer taraftan savaş tehdidi ile askerlerin elinde bir çocuk oyuncağına dönüşmüştür. Politik hedefler ölmüş ve geride önceden belirlenmiş çatışma ve hedef simülakrları kalmıştır. (Baudrillard, 2014: 57)

Bu yapaylık  iletişim araçları ile yapılmaktadır.. İletişim araçları (televizyon) bir taraftan herhangi bir olayla ilgili belleğimizde olanı unuturdu ve bizi duyarsızlaştırdı, diğer taraftan televizyon minyatürleşerek beynimizin içine yerleştirilmiş, düğmesine basar basmaz gözlerimizin önünden akıp giden bir manyetik ses bandına dönüştürüldü. (Baudrillard, 2014: 77)

Yani görünürde Amerikalılar filmi kaybetse bile Amerika filmi kendi savaşını kazanmıştır. (Baudrillard, 2014: 87)

Aslında bu cümlenin altında sadece Amerikalıların yerine Amerika filminin kazanması kendisi ile bir ironi taşımaktadır. Amerika olan aynı zamanda Amerikalıların karşısında iktidar olandır.

İktidar ve simülakr ikileminde tüm iktidarlar ve kurumların kendi kendilerinden ancak kendi kendilerini yadsıyabilecekleri kadar söz edebildiklerini dile getiren Baudrillard,  iktidarların hem gerçek hem de bunalımı aynı anda üreterek yapay toplumsal, politik, ve ekonomik mücadele biçimlerini sunduğunu belirtir. (Baudrillard, 2014: 43)

Bu da zamanda şeylerin kendi kendilerinin benzerini yaratma merasimleridir. Sistem daraldığında içinde çıkacağı muhalifini de kendisi hazırlayıp söyleyeceği sözleri de ona söyletebilmektedir.

Baudrillard’ın İktidarın artık Üniversiteye inanmadığını belirtmesi ve oradaki belli bir yaş grubuna ait insanı bakım ve gözaltında bulundurduğu bir yer olarak görmesi ve  aralarında bir seçim yapmaya kalkışmasının bir anlamının olmadığını belirtmesi iktidarın  seçkinlerini başka yerlerden seçmekte ya da başka şekilde arayıp bulduğu şeklindeki yaklaşımı (Baudriilard,2014:191) genel olarak bir olumsuzlama barındırmakla beraber Değer simülakrıyla her türlü olumsuzluğa rağmen Sistemin bu son kurnazlığından kurtulabilineceğini,  “Her türlü  olumsuzluğu emip yok ederek, kendi ölüm simülakrıyla bizi ayakta tutmaya çalışma numarası ancak daha üst düzeydebir kurnazlıkla aşılıp geçilebilir. Bu bir meydan okuma mı yoksa düşsel bir bilim şeklinde mi olmalıdır? Sistemin bizi içine kapatmış olduğu simülasyon stratejisi ve ölüm adlı bu açmazdan ancak simülakrlara ait düşsel bir bilim (pataphysique des simulacres) sayesinde kurtulabiliriz.” (Baudrillard 2014:195)  söylemesi aslında bu görüngüler aleminde iktidar rolünün ne şekilde sınırlandırılabileceğinin ipuçlarını da verir.

 

Sonuç:  

Baudrillard’ın çeşitli tanımlamalarla üzerinde durduğu simülakr kavramında bütün iletişim ve enformasyon araçlarının görevi (konuşmalar, canlı yayınlar, sinema, dürüst televizyonculuk, vs.) bu gerçeği ya da bu haddinden fazla gerçek olanı üretmektedir. Yeni yaşam ve yeni girdiler ile hayatımız hızlı bir şekilde simüle edilmektedir.

Gerçek olan kendi kopyalarını üretmekte ve gerçek ile kopya arasında bir fark kalmamaktadır. Gündelik siyasal gelişme tarihsel dramlar konusunda bile bizi duyarsızlaştırabilmektedir.

Bu duyarsızlaşma ve krizleri iktidarlar gözümüzün önünde yapay bir hale getirip eleştirilecek olanın önüne set çekebilmektedirler. Bu durum iktidar muhalifleri için büyük bir tuzak olarak görünüyor.

Lytord her ne kadar bu noktada Baudrillard’a eleştiri ipoteğinden kurtulmama şeklinde bir tenkit getiriyorsa da hayatın gittikçe seyirlik bir alana dönüşmesi Baudrillard’ı haklı çıkaracak niteliktedir.

 

Kaynakça:

Baran, Aylin Görgün (2012).Çağdaş Sosyoloji Kuramları (Komisyon).Eskişehir: Anadolu Üniversitesi yayını

Baudrillard, Jean (2014). Simülakrlar ve Simülasyon (Çev. Oğuz Adanır). Ankara: Doğubatı Yayınları

Serdar, Ziyaeddin (2001). Postmodernizm ve Öteki (Çev.Gökçe Kaçmaz). İstanbul: Söylem Yayınları

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: