Son Dakika
15 Aralık 2017 Cuma
15 Eylül 2014 Pazartesi, 09:35
Hamza Çelenk
Hamza Çelenk [email protected] Tüm Yazılar

Batı, Doğu Ve Yeniden Düşünme Üzerine

Batı, Doğu Ve Yeniden Düşünme Üzerine

Son yüzyılda Batı kendi doğrularından ya da doğru bildiklerinden hareketle kendi dışındaki coğrafyalar üzerinde kesip biçme faaliyetlerine yine başladı. Kesip biçme işi salt toprakları veya toplumları kesip biçme şeklinden çok daha fazlasını barındırıyor. Batı’nın bu tutumu ilk değil, muhtemelen son da olmayacak. Çünkü daha önceleri de defalarca bu girişimde bulunmuştu.

Haçlı Savaşları bu tür biçme hareketlerinin ilki idi. Aydınlanma ve coğrafi keşifler ile beraber Doğu Yakasında yeterince gezindi. Kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi hissetmeyen bir sürü ayrı ayrı kabileler, klanlar ve devletler gördü. Bunların hem zengin yer altı zenginliklerine göz dikti, hem de kendisi gibi olmayan bu insanları terbiye etme yoluna gitti.

Onları tanımak ve hakir görmek için dünyanın parasını harcadı. Her bölgeye ayrı ayrı müsteşrikler gönderdi. Profesyonel çalışma alanları oluşturdu. Toplumların içinden kendileri gibi yorumlamalar geliştiren hatırı sayılır bireyler ve toplumlar oluşturdu. Bu sayede kendilerinden olmayan bu doğuluların yemeklerinden tutun, siyasi yaşamlarına, örflerine, adetlerine kadar her şeylerini öğrendiler.

Bu, “doğu” aşkını, buradaki durumu öğrenmelerini sadece “ıhh doğu, ka.a doğu” şeklinde bir yere konumlandırmak için yaptığını söylemek hem batıyı sağlıklı tanıyabilme olanağını elimizde alır, hem de gözümüze sokmaya çalıştıkları bir kısım aksamalarımızı görmemize engel olur.

Evet, batının bugün durduğu yer problemli bir alan olarak tarafımızda okunuyor olabilir. Bunun bu şekil olduğuna dair elimizde yeterince kanıtta var. Buna yukarıda detay vermeden adını andığımız coğrafi keşiflerden sonra hammadde ihtiyacı, yeni emperyal ilişkiler, dünyaya yeni bir yön verme olarak ta bakabiliriz. Bu da doğru bir okumadır.

İçimizde huzursuzluk çıkarıp kaynaklarımızı ucuz kapma, bizi birbirimize düşman edip dünyayı paylaşma şeklinde okusak yine meselenin hem gerçekliği var, hem de bizi rahatlatacak kadar argüman.

Fakat hepsi bu mu? Genelde Doğu dünyası, özelde ise İslam dünyası Batı dediğimiz coğrafyanın bu müdahalelerine karşı ne tür bir ilişkiler ağı içerisindedir. İktisadi, kültürel, sosyal, siyasal geri kalmışlığımızın tüm sebebi sürekli Batı mıdır? Yüzyıldır tüm sorunlarımızın sebebi “batıdır” demekten başka ürettiğimiz bir şey ortada görünmüyorsa bir kısım şeylerin üzerinde tekrar düşünmemiz gerekmiyor mu?

İlimi, irfanı bırakan hak, hukuk, adalet bakımından sınıfta kalan, en basit bir meselede dahi kendi aralarındaki sorunları şiddet ile çözmeye çalışmanın günahını da olduğu gibi Batı’ya mal etmemiz çok ahlaklı bir şey olmasa gerek.

Kendimiz gibi olmayana yaklaşım şeklimiz, şeffaflığımızın kaybolması, diktatörlerin on yıllarca ülkelerimizi idare etmeleri, bu diktatörlük ağının babadan oğla geçişinin bile kurumsallaştırılması tamamen Batı’nın tasarrufu değildir.

Birbirimizin camilerine bombalar ile girişimiz, birimizin diğerimiz üstüne bomba yağdırması yine tamamen dışarıdan planlanan ve  palazlanan eylemler değildir.

Yüzyıllardır bu coğrafyada filozofların, bilgelerin çıkmayışı Batı’nın engellemesi değil maalesef ufuk kaybedişimizin ürünüdür. Böyle birbirimizi mahvettiğimiz kirli bir alanda ortada yeterince malzeme bulunuyorsa var oluşu sömürü üzerine oluşmuş Batı’nın bunu değerlendirmesi de son derce normaldir.

Problem Batı’nın burada oluşu değil, bizim onlara burada olma ortamını hazırlamamızdır. Onun için onları eleştirip şeytanlaştırma ve bu meyanda değerlendirme yerine bizim nerede durmamız gerektiğine karar vermemiz gerekir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: