Son Dakika
12 Aralık 2017 Salı
16 Mart 2015 Pazartesi, 09:16

Aydınlar ve Kavramlar

 

Kavramalara takılıp kalınarak ne kadar bir gelişim gösterebiliriz.

Bir kavramı sürekli dile getirmek ya da aynı kavramdan ısrarla kaçınmak  ne ifade eder. Entelektüel dediğimiz kalem ehli olan insanlar entelektüel olmak ile siyasal bir tercihe sahip  olma arasındaki dengeyi  ne şekilde görecekler.

Soruların ardı arkası kesilmiyor. Cemil Meriç’in zamanında sağ ve sol entelektüel için yaptığı tanımlama maalesef üçüncü ekol olan   Yeni Türkiye’nin mimarı olarak kendilerini aynı yapılanmanın yanında zoraki pazarlamaya  kalkanlarda çok fazla sırıtıyor. Sırıtıyor çünkü üretilen kavramı yüksek ses ile bağırmayı meziyet sayan yeni bir ekol ortaya çıkıyor. Zararın büyüğünü de yanında durduklarına veriyorlar.  Boşuna denilmemiş ya ” Akılsız dostun olacağına akıllı düşmanın olsun,” diye.

Ülke çeşitli sosyal ve siyasal değişimin sürecinin içinde geçiyor. Olumlu ya da olumsuz ülkenin entelektüelin bu değişim ve dönüşümde önemli bir rol üstlenmesi gerekirken hangi cenahtan olursa olsun yeni bir söz, yeni bir söylem yok.

Akşamları haber bültenlerinde, tartışma programlarında, siyasal analizlerde  yeni bir söylem geliştirmeleri gerekenlerin siyasal alanın kullandıkları kavramlara mahkum kalarak şablonunu dışına çıkamamaları kültürel alan ve yeni ufuklar için büyük bir kayıp.

Bir tarafın siyasileri “baskı unsuru”, “hayat alanına müdahale”, “tek adam diktası” söylemini dile getirdiğinde ertesi gün onun yanındayım mesajını vermek isteyen entelektüel de aynı kavramlar mahkum olup biçilen şablonun dışına çıkamıyor.

Diğer tarafın “üst akıl”, “ barışı istemeyenler”, “millet iradesi” kavramlarının yanında duranlarda mevcut kavramların dışında bir şeyler üretemiyorlar.

Siyasal alanın kendisine göre bir siyasal dil oluşturması ve bunu dile getirip kitlelere aktarması siyasal bilim açısından kabule dilebilir bir durumdur.  Fakat taraf olarak kendisini pazarlayan entelektüel camianın siyasal alanın dile getirdiği kavramın içini doldurmaması, ona rağmen  o kavramı defalarca dile getirmesi,  o kavram ile ilgili yeni bir bakış açısı oluşturamaması hem entelektüeli hem de siyaseti kör bir alana itiyor.

Oysa, iki tarafın entelektüeli de siyasal taraf olabilirler. Bu duruş son derece normal bir şey. İnsanlar kendilerine yakın bir siyasal zeminde durabilirler. Normal olmayan yanı hukuk kurallarına ve yeni bir dil inşa etme sürecinde  yaşabilir bir alan açmadaki zaafiyet ve tarafı oldukları siyasal söylemin yanlışlarını dile getirememeleridir.  Getiremediklerinden dolayı da aydın vasfı çoktan kaybedilmiş olarak amigoluğa soyunuyorlar. Bu durumu en iyi görüp okuyan da siyasal alan oluyor.

Maalesef ülkemizdeki her cenahın aydınında da bu durum net olarak görülüyor.  Tarafsızlık artık pek inandırıcı (ya da gerekmediğine) gelmediğine göre keşke yanlarında durdukları siyasal söylemlere bigane kalmayıp içi doldurulsa ve yanlış olan eleştirilebilinse.

Velhasıl Aydın, tavır ve durumundan dolayıönce aydın kavramını kaybetmeye başladı, sonra kurumlar ve kitleler nazarındaki itibarını.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
%d blogcu bunu beğendi: