Son Dakika
23 Ekim 2017 Pazartesi
14 Mart 2017 Salı, 07:38

Avrupalı   Viyana’nın tarihi yerlerini gezerken mimari yapının tüm tazeliği ile korunduğunu görmek insan etkiliyordu. İç içe geçen tarihi mekânların ardı arkası kesilmiyordu. Hafburg Sarayının iç avlusundan geniş bir meydana açılan yerde Viyana Belediye Sarayı ilk göze çarpan yapıttı. Rehber ısrarla Hitlerin 1938 yılında konuşma yapığı terası bize göstermesi ile düşünceler 74 yıl öncesine kayıyordu. […]

Avrupalı

 

Viyana’nın tarihi yerlerini gezerken mimari yapının tüm tazeliği ile korunduğunu görmek insan etkiliyordu. İç içe geçen tarihi mekânların ardı arkası kesilmiyordu. Hafburg Sarayının iç avlusundan geniş bir meydana açılan yerde Viyana Belediye Sarayı ilk göze çarpan yapıttı. Rehber ısrarla Hitlerin 1938 yılında konuşma yapığı terası bize göstermesi ile düşünceler 74 yıl öncesine kayıyordu. Faşizmim Avrupa’yı kasıp kavurduğu bu dönemden Avrupalılar tarihlerinin en büyük dersini almış oluyordu. Meydana dikilen atlı heykeller göze çarpan diğer figürlerdendi.  Rehber, bu atlı heykellerde atların ayakları altındaki insanlara bakmamızı istedi. Acı çeken bu insanların Osmanlının yeniçeri askerlerini temsil etiklerini söylemesi, bizleri bu defa 324 yıl geriye 2. Viyana kuşatmasına götürüyordu. 1683 2. Viyana kuşatmasında Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümü ile kuşatmanın kaldırılması, Avrupa kıtasında “Avrupalı” kimliğinin oluşmaya başlamasına neden olmuştu. 1699 Karlofça Antlaşması, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ve araya sıkışan birçok olay “Avrupalı” kimliğini güçlendirerek geliştirmişti. Evet, “Avrupalı” kimliği genel anlamda İslam’a/Müslümanlara özelde Türklere karşı gelişen bir kimlikti. Önceki yüzyıllarda yapılan haçlı seferleri “”Hristiyan” kimliği adı altında ki birleşimlerdi. Avrupa’da bu gelişmeler yaşanırken Osmanlı’da mevcudu koruma, elden çıkanları geri alma ile birlikte Avrupalılaşma idealini geliştirmişti. Tarih aktıkça kaybetme korkusu içselleşmiş kurtuluş; Avrupa ile bütünleşmede bulunmuştur. 200 yıldır bu bütünleşme bir türlü sağlanamamıştır. Neden? (!). Viyana’da tarihi yerler gezildikçe tarihin bambaşka pencereleri düşünce dünyamıza açılıyordu. Tarihin bizim taraftan farklı onların farklı okuması tarihçilerin nesnelliklerini yargılıyordu.

Yeni Türkiye Devleti kurulurken Osmanlıdan devir alınan küçülme, kaybetme, dağılma, yıkılma korkusu devam etmiştir. Temsili Heyet’i Misakı Milli sınırlarında bir coğrafya çizmiştir. Bu coğrafyanın bütün dinamiklerini egemen bir ülke kurma hedefine kitlemiştir ve de başarmıştır. Ancak sonrasında Osmanlıdan kazanılmış korkular bu coğrafyanın geçeklerinin okunmasını engellemiş, dinamiklerini bastırmıştır. Başarısızlıklar; acıları çoğaltmış, kolaya kaçılarak suçlu dışarda aranmıştır.

Yeni Türkiye’nin önünde iki model bulunmakta idi. Birincisi 600 yıllık Osmanlı Devlet Yapısı, ikincisi güçlenen batı devlet anlayışlarıydı. Osmanlı Devleti bünyesine aldığı her coğrafyayı kültürel değerlerine sağladığı özgürlükler ile entegre ediyordu. Batı ise “Avrupalı” kimliği altında onlarca devlete ayrılmış, her devlet kendi içindeki farklı kimlikleri devlet güvencesi altına almıştı. Yeni Türkiye Devleti anlaşılmayacak bir şekilde her iki modelden farklı bir yol haritası benimsemiştir. Ülkede devlete sahip elit bir sınıf oluşturuldu. Anadolu’nun gerçekleri çarpıtılarak suni ayrışmalar sağlandı. Türkiyeli olma kimliği Anadolu’nun her tarafında bir türlü içselleşememiştir. Ulus devlet kimliği kemikleşen Türkçü/ulusalcı kimliğini doğurmuştur. Anadolu’da gelişen bu yapı birçok milliyetçi/mezhepçi kimliklerin alevlenmesini sağlamıştır. Bütün olumsuzluklara rağmen Türkiyeli olma kimliği ötelense de, yüreklerin en sıcak yerinde kaldığı defalarca kanıtlanmıştır. Türkiye dış/iç tehditlerin altında her kaldığında Anadolu’nun her yerinde yüreklerden aynı ses çıkmıştır. (15 temmuz Gecesi gibi). Bunu görmek istemeyenler yanlışı tekrar da ısrar etmelerinin kime/neye hizmet etiğini sormak lazım..

Dünyanın en önemli bilim adamlarından biri Edison’dur. Edison laboratuvarında ampulü bulmak için onlarca deney yapmıştır. Amacına ulaşmak için sonuç vermeyen deneyleri, onu hedefinden vaz geçirmemiştir. Edison’un laboratuvarında ki en önemli hayat dersi, olumsuz deneyleri asla tekrar etmemesidir. Anadolu tarihi ve coğrafi olarak zengin bir laboratuvardır. Bu laboratuvarda akla gelen her tür deney yapılmış/yaşanmıştır. Türkiye’nin gücü birlik bütünleşme de gizlidir. Barışı ve huzuru bozan deneylerin tekrarı gerçekçi değildir. Cumhuriyet tarihi boyunca kullanılan sistemlerin ülkeyi bütünleştirmediği/güçlendirmediği gerçeği nasıl gizlenebilir. Osmanlıdan miras alınan kaybetme, dağılma korkuları süreci olumsuz etkilediği görülmelidir. Cesaret Anadolu’nun birliğinde saklıdır. Tüm Anadolu’nun birbirine ihtiyacı var bunu sağlamanın mutlaka bir formülü bulunmalıdır.

Avrupa devletleri kendi içlerinde her alanda yarıştıkları bir realitedir. Söz konusu Avrupa, dışında ki her gelişmede çıkarları için “Avrupalı” kimliğinde birleşebiliyor. Avrupa İslam’ı kendileri için tehdit olarak gördükçe bu coğrafyanın zafiyetlerinden yaralanacaktır. Avrupa kadar gelişmek için Avrupalı olamaya gerek yok. Uzak doğuda Japonlar, Koreliler, Çinliler hatta Malezya bunu başarmıştır.  Zafiyetlerininiz giderilmeli, iç/güçlü dinamiklerimiz kullanılmalıdır.

Anadolu’nun köklü devlet geleneğinden kalma mirasın her satırı incelenmelidir. Kuşakların, Avrupa zihniyeti etkisinde yetiştiği bir süreçteyiz. Avrupalılar gibi yaşayan, onlar gibi düşünen, giyinen toplumsal bir yapıya evirildik. 1400 yıldan beri adil liderlerin öncülüğünde “birileri gibi değil biz gibi” yaşayan bir tarihimiz var. Faşizm 2. dünya savaşında bütün Avrupa’yı yakıp yıktı. Hissi davranmayan Avrupa enkazın arasında Avrupalı kimliğini daha güçlü bir şekilde inşa etti.  Bir enkazdan çok daha iyi olan Ortadoğu coğrafyası, kapsayıcı bir kimlik adı altında tekrar dirilebilir.

“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden kim onları dost edinirse şüphe yok ki, o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o zalimleri hidayete, doğru yola iletmez.” (Mâide Sûresi, 5:51) 14.03.2017

Yorum

  1. Ibrahim halil Alkayış

    16 Mart 2017 at 22:20

    Zeynel bey. Ulusal bazda yayınlanması gereken bir. Çok ciddi tespitler. Özellikle bu coğrafyada güçlü bir Mozaik neden olmasın. Osmanlı Devleti bunu başarmış

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: