Son Dakika
24 Ekim 2017 Salı
25 Nisan 2017 Salı, 08:55
Zeynel Karataş
Zeynel Karataş [email protected] Tüm Yazılar

Aşağılarda Üstünlük Egosu

Aşağılarda Üstünlük Egosu   Molla İbrahim; Rus işgali ve Emeni çetelerin baskısından Serhat Yöresinden (Erzurum-Ağrı) kaçarak Adıyaman’ın köylerine yerleşen bir muhacirdir. Amacı ailesine sakin ve mütevazı bir hayat sunmakla beraber, ilmini paylaşabileceği bir topluluk içinde yaşamaktır. Kısa sürede sahip olduğu ilminden dolayı çevre köylerden bile saygın bir yer edinmiştir. Adı Müslüman ama İslam akaidinden yoksun […]

Aşağılarda Üstünlük Egosu

 

Molla İbrahim; Rus işgali ve Emeni çetelerin baskısından Serhat Yöresinden (Erzurum-Ağrı) kaçarak Adıyaman’ın köylerine yerleşen bir muhacirdir. Amacı ailesine sakin ve mütevazı bir hayat sunmakla beraber, ilmini paylaşabileceği bir topluluk içinde yaşamaktır. Kısa sürede sahip olduğu ilminden dolayı çevre köylerden bile saygın bir yer edinmiştir. Adı Müslüman ama İslam akaidinden yoksun topluluk içinde bir cami cemaati oluşturması geç olmamıştır. İslam’ın en derin mevzularından çok temel akait konularını işlemek zorunda kalmıştır. Yörede feodal yapıyı üstün kabullenmiş bir topluluk, avamı aşağı/hak gerekmez bir kitle olarak algılayan feodal yapı, bu insanı rahatsız etmiştir. Molla İbrahim, bu nedenle birkaç köy değiştirse de idealindeki cemaati bulamamıştır. Toplumdaki bu anlayışı, baştan sona yıkıp yeniden yapmaya gözü kesmemiştir. Onu geleceğe taşıyacak öğrencileri olmadığından öylece kalmıştır. Okuma yazmanın olmadığı bu dönemde periyoda bindirilmiş günlük hayatın arasına girmek zor olmuştur. Yerleştiği köylerde adı Mılle İvram diye bilinir…

Aradan yüz yıl geçiyor. Tahsil hayatı katlanarak yükseliyor. Yaşanılan bir güne neler sığdırılıyor. Güne; güneş doğmadan ezan sesinden verilen ilk uyarıda; Allah’ın üstünlüğü hatırlatılarak başlıyoruz. Sonra,… zihinlerde üstün olanlara bir taht yeri açılıyor. Bu tahtı dünyevi meziyetleri ile daha iyi görünenler oturtulup kaldırılıyor. Bu taht da bazen zeki biri bazen uyanık biri oturuyor. Bazen bir amir, bazen bir zengin olabiliyor. Bu meziyetleri üstün kabullenmiş bireyler, halkı tebaası olarak algılamış aristokratlar..   Gelişmemiş/oturmamış kişiliklerin üstünleri çok ve çeşitli kalıyor. Toplum, birilerinin gücü ve imtiyazlarının artırılmasında amaç olarak ne de kolay kullanılıyor. ….Gün çok yorucu olabiliyor. Hayatı yoran bütün bu emeklere rağmen gerçek ve yalan ayırt edilemiyor.

Gün biterken dünyaya açılan bir ekran, aynı çatı altında yaşayanları bile ayrı kıtalara götürür. Aile bireyleri arasında ilişkiler bir düzeydeyken iletişim kapsam alanı dışında kalır. İzlenilen ekran, düşünce dünyasını ipotek altına alır. Profesyonelce kurgulanmış haber programları, suçlu ile mağdurun, aşağıdaki ile üstekinin yerini değiştirir. Erk-e, iktisada, teknolojiye dayalı üstünlükler haksızı haklı kılar. Tutsak beyinlere sürü psikolojisi uygulanır. Sürünün dışında bireyleşen, tecritte müstahak/yanlıştan sayılır. Senaryolanmış oyunlarda ipi uzun bırakılanlar kendini özgür bilir. Yenilenen tehlikeyi fark etmek üstün zekâdan sanılır. Bilim ve felsefe dünyasında karşılığı kalmamışlar, ekranın sadece dolgu malzemesidir. Manipülatif tekrarlar düşünceyi kitler. Birey ve topluluklar, etnik/mezhebi/parti kimlikleri ile yaftalanır. Kültür ve inançta ki ortak paydalar silinir, biri diğerinin ötekisi olur. Bu durum birbirlerinin imhasına gerekçe olmaya yeter. Gün bitmeden mücrimlerin üstünlükleri tazelenir, mağdurun haklı çığlığı gecenin karanlığına gömülür.

Mılle İvram, soğuk kış gecesinde kalın duvarlı caminin miraç kandilinde konuşuyordu. Üstünlük takvadadır diyordu. Ama köylü ne takvayı nede üstünlüğün tanımını biliyordu. Takvayı şeyh de, üstünlüğü ağada zannediyordu. Rabbine inanan peygamberin, Mescidi Haramdan Mescidi Aksaya oradan da miraca yükselişini anlatıyordu. Dinleyenler Peygamberin bulutların üstünde bir yerde Allah ile buluştuğunu düşünüyordu. Kat kat arşa yükseliş, taşınan misyon anlaşılmıyordu. Yalan söylemeyin, birbirinize yardım edin, müminler kardeştir… Birbirinden kopuk vaazın konuları caminin duvarlarında hapis kalıyordu. Oysaki Mılle İvram’ın içinde fırtınalar kopuyordu. Ecnebiler yüzyıllık bir hazırlanışın ardından İslam coğrafyasını hallaç pamuğuna döndermişlerdi. Müslümanların, ecnebi planını idrak edemeyişleri onu çaresiz bırakıyordu.

Evet, aradan bir asır geçti, aynı ecnebiler derslerine iyi çalışmış yeni bir plan ile kontrollerinde bir oyun daha başlattı. Ecnebinin belirlediği terimler, kavramlar, isimlerden oluşan bir dil oluştu. Radikal İslam,  İslam Terörü,  İslam’a Fobi,  Suriyeli,  muhalif,  örgüt gibi. Kendileri gelmeden onlar ile birlikte olmak için en üst düzeyde politik beceriler gelişti. “Hizmet ediyorum, hizmet ediyorsun, hizmet ediyoruz, işte bu ‘yönetenlerin’ ikiyüzlü ezgisidir. Ve ilk sahibi, ilk hizmetkâr olanların vay haline(1). Hizmette yarışanlar birbirlerine en iğrenç acıları yaşattı. Bu defa muhacirler Serhat’dan değil Suriye’den geliyorlardı. Mücrimler onların acıları ile alay ederlerken, onlar iyiliğin ve kötülüğün de ötesinde bir gelecek düşledi. Çünkü onlar kendi içlerinde ki üstünlük kavramlarının tamamını yitirdiler. İnsan göründüler ama insanlıkları ellerinden alındı.

Birey, toplum ve devlet yola çıkarken/başlarken;  doğruluk, adalet ve dürüstlük gibi kavramları ilke edinir. Belli bir güce ulaştıklarında güç zehirlemesi yaşanır. İlkelerin içi/altı boşaltılır, öznel tanımlarla evrensel dilden koparılır. Bu hikâye bu çağa özgü değildir. Aynı öykü farklı kişilerce farklı zaman ve mekânlarda tekrar eti/ediyor ve de edecek.

 

Kaynakça:

Nıetzsche

2 Yorum

  1. ibrahim halil alkayış

    25 Nisan 2017 at 11:37

    sayın Karataş,yazın güzel aslında her şeyi son cümlede toplamışsın.Ancak yazında geçtiği gibi okuyup,irdeleyen yok,hele kendi görüş bu gün öteki artık .selam ve dua ile…

  2. Mahmut DİKİCİ

    25 Nisan 2017 at 13:32

    Allah çağımızda da mılle ıvramların eksikliğini vermez İnşAllah. Tebrik ediyorum Zeynel Hocam. Zevkle ve düşündüren yazınızı okudum.Devamını yazarsınız İnşAllah. Sevgi ve Saygılar,yeni yazılarda buluşmak umuduyla ! Umduklarınızı yaşarsınız İnşAllah.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: