Son Dakika
23 Ağustos 2017 Çarşamba
19 Temmuz 2017 Çarşamba, 08:35

Asabiyet( Sinirlilik) Asabiyet sözcüğü, Arapçadaki “sinir-damar„ anlamına gelen “asab„  sözcüğünden türemiştir. Sinirlilik, tahammülsüzlük  anlamında kullandığımız bir kavram. Bir başka anlamı da; akrabalık ve yakınlık demek. Arap kültüründe, birinin herhangi bir akrabası, bir başkasına zulüm ve eziyet etse bile ona arka çıkmak, onu desteklemek demek. Dinimize, dolayısıyla bize göre yanlış bir davranış. Zira yüce dinimiz; Zalime […]

Asabiyet( Sinirlilik)

Asabiyet sözcüğü, Arapçadaki “sinir-damar„ anlamına gelen “asab„  sözcüğünden türemiştir. Sinirlilik, tahammülsüzlük  anlamında kullandığımız bir kavram. Bir başka anlamı da; akrabalık ve yakınlık demek. Arap kültüründe, birinin herhangi bir akrabası, bir başkasına zulüm ve eziyet etse bile ona arka çıkmak, onu desteklemek demek. Dinimize, dolayısıyla bize göre yanlış bir davranış. Zira yüce dinimiz; Zalime arka çıkmayı değil, ona karşı durup mazluma destek olmayı emreder. Her neyse… Zaten biz, yazımızda sözcüğün bu anlamını değil, “sinirlenme, sinirlilik, tahammülsüzlük„ gibi günlük hayatta sıkça karşılaştığımız anlamı üzerinde durmak istiyoruz.

Önce, bir kişinin ne zaman, neden, hangi durumlarda sinirlendiğine bakalım. İnsanlar; ya doğrudan kendilerini ilgilendiren olumsuzluklardan ya da dolaylı olarak etkilendikleri tersliklerden dolayı sinirlenirler. Umdukları, beklentileri, dilekleri beklenmedik terslik ve  olumsuzluklarla gerçekleşince bunu hazmedemez, kabullenemez ve bir sinirlilik hâli  yaşarlar.  Sinirlenmeye neden olan olaylar maalesef her an, her yerde karşımıza çıkıyor, çıkabiliyor. Çarşıda, pazarda bize ters düşen, akıl ve mantığımızı zorlayan, insani duygularımızla çelişen birçok eylemle karşılaşabiliyoruz. Keşke bunların hiçbiri olmasa!.. Ama maalesef oluyor.

Hayat, her zaman hep güllük gülistanlık değil. İnişli- çıkışlı, zorluk ve meşakkat içeren, acı tatlı sürprizlerle dolu engebeli bir süreç. Olaylar ve gelişmeler hep umduğumuz ve beklediğimiz gibi olmaz, olamaz. Ama biz, nedense her zaman her şeyin arzumuz istikametinde olmasını bekleriz. İşte bu yüksek beklentidir bize hayal kırıklıkları yaşatan, bizi sinirlendiren… Halbuki biz, gönlümüzden geçirdiklerimizin her zaman aynen gerçekleşmeyeceğini önceden kabullenip bunun olumsuz sonuçlarına da kendimizi hazırladığımızda, karşılaştığımız terslik ve olumsuzluklar bizi fazla etkilemeyecek, hayal kırıklığı ve sinirlilik yaşatmayacaktır. Her kişinin kendine özgü bir karakteri (huyu, suyu) olduğunu kabullenip, insanların bizim gibi düşünüp, bizim gibi davranmak zorunda olmadıklarını kabullenmek durumundayız. Eğer böyle bir kabule sahip değilsek işte o zaman daha çabuk kızar, daha çabuk sinirleniriz. Bu; biraz da yaş ile, eğitim ile, inanç ile ilgili bir durum. Zira kültürlü, eğitimli olgun ve inanan bir insan; öyle kolay kolay sinirlenmez, sinirlenmemelidir. Eğer inancımız bize sabırlı olmamızı sağlamıyorsa; aldığımız eğitim, davranışlarımızı kontrol etme görevi yapmıyorsa; olgun yaşımız, bizi daha ağırbaşlı yapmıyorsa, orada bir sorun ve sıkıntı var demektir. Kimde? Elbet bizde… Böyle durumlarda şapkamızı çıkarıp önümüze koymak, başımızı ellerimizin arasına alarak düşünmek ve öz eleştiri yapmak zorundayız. Rahmetli şarkıcı Kayahan’ın tabiriyle: “Ben nerede yanlış yaptım?„  dememiz gerekir. Zira asabiyet; hem kişi olarak, hem de toplum olarak bizi bir sürü yanlışa sevk edebilir. O psikolojik durumla telafisi imkânsız bazı hatalar yapabiliriz. Bir pire için bir yorgan yakabiliriz. Keskin sirke misali küpe zarar verebiliriz.

İnsanlar sinirlendiklerinde bakınız hangi ruh halini yaşıyor, hangi davranışlarda bulunuyorlar: Surat asmak, küsmek, her şeye kızmak, gereksiz cevap vermek, tezcanlılık, kurallara uymamak, otoriterlik, dikkat dağınıklığı, huzursuzluk, çeşitli ağrılar vesaire… Dikkat edilirse, bütün bu belirtiler; bizi rahatsız eden, fiziksel ve ruhsal dengemizi (kimyamızı) bozan etmenler… Böylesi ruhsal sıkıntılarla karşılaşıp, anormal bir tutum ve davranış içinde olmaktansa daha sabırlı, daha sakin daha toleranslı ve daha olgun davranmak en güzeli…

Günlük hayatta duyup tanık olduğumuz birçok kişisel ve toplumsal olumsuzluğun, kavga ve dövüşlerin, hatta cinayetlerin sinirlenmekle, sinirlere sahip olmamakla ilgisi olduğunu unutmamalıyız. Bunun sonunda da bir o kadar kişisel ve toplumsal sorunlar… Kırgınlıklar, küskünlükler, cinayetler, boşanmalar, tutuklanmalar… Şu üç günlük dünyada huzur ve mutluluk içinde, sevinç ve neşeyle yaşamak dururken; asabiyet, kızgınlık, sinirlilik niye?… Değer mi?..

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: