Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
05 Ocak 2015 Pazartesi, 10:41
Hamza Çelenk
Hamza Çelenk [email protected] Tüm Yazılar

Anlamın Yitimi Ve Sıradanlaşan Dil

Anlamın Yitimi Ve Sıradanlaşan Dil   Eşyayı ve tabiatı anlamamızda garip şeyler oluyor. Toplumu algılayışımız o kadar garip bir hale geliyor. Toplumda olayın, olgunun ve değişimin yorumlaması aldı başını gidiyor. Öyle gidiyor ki bugüne kadar görülmemiş bir şekilde kavramlar ve eşyanın gerçekliği hoyratça harcanıyor.     Bu hoyratlık bizim gibi “sonradan görme”  toplumlarda daha fazla kendisini hissettiriyor. […]

Anlamın Yitimi Ve Sıradanlaşan Dil

 

Eşyayı ve tabiatı anlamamızda garip şeyler oluyor.

Toplumu algılayışımız o kadar garip bir hale geliyor.

Toplumda olayın, olgunun ve değişimin yorumlaması aldı başını gidiyor. Öyle gidiyor ki bugüne kadar görülmemiş bir şekilde kavramlar ve eşyanın gerçekliği hoyratça harcanıyor.     Bu hoyratlık bizim gibi “sonradan görme”  toplumlarda daha fazla kendisini hissettiriyor. Çünkü değer üreticiler bunu daha fazla hoyratça harcıyor.

Belli alanda boşluk doldurması gereken kurumlar asıl işlevini bırakıp tali olana oynuyor. Herkesin oyun alanı daha fazla göz önünde olmalıyım denilen alan.

Bu alanda görülen “değer üreticiler” denilen bir hegemonya alanı var. Bu gerçeklik tarih boyunca insanı yetiştirme üzerine uğraş vermeye çalışırken bugün normal şartlar altında belki sadece kendilerinden bazılarının uğraşacakları alana yönelip  “erdemli birey” yetiştirme alanını pas geçiyor.

Toplumdaki değişimin hızı “değer” olarak görülen şeyin yozlaşmasını kendisi ile beraber getiriyor.

Çok basit formlar hakikatin kendisi olarak yorumlanıyor. Hakikatin kendisi olan “ bilmek” uğraşı basitleştirilmiş bir forma dönüştürülüyor.

Bilmek kavramının yerini imajlar dolduruyor.  İmaj olarak pazarlanan şey, içimizde yaşamamız ve anlamlandırmamız gereken hakikati hiçleştiriyor.

En basit görünümü ile imaj üzerine tasarlanan anlayış ibadetlerimizi hiçleştiriyor. Hepimiz niye ibadet ettiğini bilmeyen yeni ne olduğu belli olmayan bir nesil ile yüzleşiyoruz ve bu durumu nereye koyacağımız hakkında en ufak bir fikre sahip değiliz.

Geçenlerde Cuma namazında yanımda namaz kılan bir gencin, imam hutbeyi okurken telefonunu çıkarıp sosyal paylaşım sitelerinde dolaşmasını gördüm. Hayret mi etmeliyim bu duruma yoksa üzülmeli miyim bilemedim. Her birimiz bu olaya defalarca şahit oluyoruz. Cuma namazına gelen birisinin cuma namazının farzlarında bir tanesinin de hutbe olduğunu bilmesi gerekmez mi?

Arkadaşlarımız, dostlarımız kutsal bir mekân olarak gördükleri her şeyin yanında fotoğraflarını çekip sosyal paylaşım ortamlarına almıyorlar mı? Bu ibadet kime yapılıyor?

Hacca giden dostlarımız ihramları ile kutsal mekanın içinde ve ibadet halinde iken selfie ( hadi siz  öz çekim deyin, ben ise  Cem Yılmaz’ın nefsi suretinin daha orijinal olduğunu söyleyeyim) çekip aynı anda sosyal paylaşım sitelerinde yayınlamıyorlar mı?

İbadetin içsel olandan kopup dışsal olarak pazarlanan bir reklam hüviyetine bürünmesi sadece yeni neslin değil aynı zamanda hepimizin yozlaşması değil midir?

Kırk, elli yaşın üstündeki muallimlerimiz, kanat önderlerimiz,  şeyhlerimiz, pirlerimiz ve lafazanlarımız hiç birimizin nesil bozuldu, eskiden böyle değildi, demenin bir karşılığı yok. Çünkü bu eser sizin, bu eser hepimizin.

Değişimi, dönüşümü siyasal bir proje olarak okuyup her duruşumuzu siyasal bir dile kaydırsak; toplumda ahlakı, edebi, ıslahı, insanı inşayı unutursak ve her bir kurumun yapması gerek işinin olduğunu pas geçip sadece belli bir alanda var olmaya yönelirsek durumumuz içler acısı olmaya devam edecektir. Çocuklarımız kuytularda madde bağımlısı olacak, vicdansız bir nesil oluşacak ve biz hala yapmamız gerekenlerden ziyade politik bir dilin esiri olmaya devam edeceğiz.

Siyasal okumalar muhakkak olmalıdır. Kahvehanedeki insandan üniversitedeki akademisyene kadar herkeste olmalıdır. Fakat herkes asıl yapması gereken işi unutmamalıdır. Siyaseti iyi siyasetçi, çiftçiliği iyi çiftçi, esnaflığı iyi esnaf yaptığında bir sonuca ulaşır. Bırakalım de en iyi yapabildiğimiz iş ile anılalım.

Yaptığımız en büyük hata bunu yerine oturtmamamızdır. Bu oturtmama düne kadar İslam kültürel ufku ve kültürel formundan bahseden bir sürü makyajlı entelektüelimizdeki savrulmalarda daha fazla gözüküyor.  Bu garabet kendisi ile yeni yozlaşmaları getirecektir.    Aklı başında görünen ve bugüne kadar siyasal okuma dışında medeniyet okuması yaptığı varsayılan bir düşünürümüzün(!) bir siyasal okuma yaparak tasvip etmediği, kendi deyişi ile azılı bir kesime karşı modern devleti değil, onun  dışında düne kadar ellerlindeki kan ile bilinen bir kemsi sırf hasmının hasmıdır diye tek şans ve gerçeklik olarak ortaya koyması neyin ne olduğunu ortaya koyuyor. İnşallah siyasetimizde akıl bağlanması olmaz ve “eski devletin” alışkanlıklarını “Yeni Türkiye’ye”  elbise olarak giydirmezler.

Medeniyet okumaları (!) yapan entelektüelimiz keşke bildiğini yapmaya devam edip siyasal olana karışmasaydı. Belki o zaman formlar yerine oturur ve herkes kendi gerçekliğinin ve uğraşısının peşinde olurdu.

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: