Son Dakika
19 Ekim 2017 Perşembe
06 Temmuz 2015 Pazartesi, 09:28
Kazım Çetinkaya
Kazım Çetinkaya [email protected] Tüm Yazılar

Anarşi ve Terör İslâm’da Yoktur

Anarşi ve Terör İslâm’da Yoktur   Sağımızda ve solumuzda, önümüzde ve arkamızda, etrafımızı çepeçevre saran bir anarşi, terör ve ateş çemberi içinde bulunuyoruz. Bu ateş, derin bir proje ile, bilinçli bir şekilde körüklenmekte ve tüm İslam ülkeleri bu ateşin içine atılmak istenmekte, ama aynı zamanda Müslümanlar da bu ateşin failleri olarak gösterilmektedir. Anarşi ve terör’ün […]

Anarşi ve Terör İslâm’da Yoktur

 

Sağımızda ve solumuzda, önümüzde ve arkamızda, etrafımızı çepeçevre saran bir anarşi, terör ve ateş çemberi içinde bulunuyoruz.

Bu ateş, derin bir proje ile, bilinçli bir şekilde körüklenmekte ve tüm İslam ülkeleri bu ateşin içine atılmak istenmekte, ama aynı zamanda Müslümanlar da bu ateşin failleri olarak gösterilmektedir.

Anarşi ve terör’ün dilimizdeki karşılığı, “her türlü fesad çıkarmak, toplum içinde bütün yönleriyle ayrışma ve çatışma unsurlarını kullanarak insaf, merhamet ve insanî ölçüleri tanımadan milli birlik ve beraberliği huzur ve sükunu bozmak” diye ifade edilir.

Öncelikle belirtmeliyim ki, bu tip davranışlar İSLÂM’ın kelime anlamına ve bu anlamın ifade ettiği öz’e aykırıdır.

İSLÂM; boyun eğmek, âmirin emrine itiraz etmeden itaat etmek, teslim olmak demektir.

Hepimiz biliyoruz ki,bu âlemde her şey belirli bir kaideye ve İlâhî bir kanuna itiraz etmeden teslim olmaktadır. Güneş, ay ve yıldızlar belirli bir nizam içinde hareket ederler. Zerre kadar olsun karakterinde ne ileri gitmeye ve ne geri kalmaya muktedirler. Dünya ekseni etrafında muayyen bir zaman ve mekânda dönmektedir. Ne geri kalmakta ve ne ileri gitmektedir

Bütün canlıların, bitki ve hayvanların azalıp çoğalması, yeşerip kuruması, doğup ölmesi İlâhi bir ölçü dahilinde meydana gelmektedir. Hatta insanın yapısını düşünecek olursak, insan, fizik yapısı itibariyle bütün hareketlerinde kendi hayatiyeti için konulan İlâhî bir kanuna tam bir bağlılılk ve teslimiyet içindedir.

İnsan bu kanun gereğince teneffüs eder. Bütün organların, meselâ kalbinin hareketlerinde, kanının dolaşmasında, nefes alıp vermesinde, dimağ, mide, gözler, sinirler, adaleler, dil, burun ve kulaklarının işleyişinde bu İlâhî kanuna tam bir teslimiyet halindedir.

Yani, bütün organlarımız bu kanunda takdir ve tayin edilen görevlerini tam ve noksansız yerine getirirler. Karşı koymadan, itiraz etmeden.

Bu kanun kâinatta her varlığın, kayıtsız, şartsız teslimiyete mecbur olduğu kapsamlı bir kanundur.

Gökyüzündeki en büyük gezegenden yerdeki en küçük kum zerresine kadar her şey, o kudret sahibi Yüce Yaratıcı’nın takdiri ile meydana gelmektedir. Ve Ona tam bir teslimiyetle hareket etmektedir. Bu teslimiyetten kâinatı ayakta tutan birlik doğmakta, dünya hayatı dediğimiz âhiret öncesi hayat meydana gelmektedir.

Rahatlıkla ifade edebiliriz k; İslâm, bütün kâinatın dinidir.

Kâinatta ona teslimiyet halinde olmayan bir varlık gösteremezsiniz.

Güneş, ay ve bütün galaksi dünyası ona teslim olmakta, hava,su, ışık ona teslim olmakta.

Ancak ve ancak fizik yapısı ve biyolojik özelliği itibariyle teslimiyet halinde olan insanların bazısı yetişme özelliklerinden kaynaklanan sebeplerle yaradanını inkâr etmekte, Ona teslim olmamakta. Allah’tan gayrısına itaat etmekte ve ona şirk koşmaktadır.

(Konuya devam edeceğiz, inşallah)

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: