Son Dakika
18 Ekim 2017 Çarşamba
04 Mayıs 2015 Pazartesi, 09:36
Naif Karabatak
Naif Karabatak [email protected] Tüm Yazılar

Amerika polisi ile bizim polisimiz

Amerika polisi ile bizim polisimiz   Bütün dünyada polislerin değişmeyen yönleri de olsa, Amerika polisi ile bizim polisler arasında fark var. Aslında fark, poliste değil, bakış açısında… Amerika’nın Baltimore kentinde, 25 yaşındaki siyahi genç Freddie Gray’in polis şiddetine maruz kalarak öldürülmesi, ülke genelinde tepkilere neden oldu. Bu, bizim ülkemizde polis şiddetine maruz kalanları akla getirir. […]

Amerika polisi ile bizim polisimiz

 

Bütün dünyada polislerin değişmeyen yönleri de olsa, Amerika polisi ile bizim polisler arasında fark var. Aslında fark, poliste değil, bakış açısında…

Amerika’nın Baltimore kentinde, 25 yaşındaki siyahi genç Freddie Gray’in polis şiddetine maruz kalarak öldürülmesi, ülke genelinde tepkilere neden oldu.

Bu, bizim ülkemizde polis şiddetine maruz kalanları akla getirir.

Ancak bir farkla…

Önce Amerika’ya bakalım, sonra bize…

Amerika’da, bizdeki gibi “faşist” kafa eksik olmuyor.

Devletin başında “siyahi” bir başkan varken bile “zenci” diye horladıkları insanlara, insan muamelesini layık görmeyenler halen var.

Ancak, ABD’de beyazlar da, siyahi vatandaşlar da ırkçılığa karşı dik durmasını biliyor.

Freddie Gray ölümünden sonra çıkan olayları bastırmakta zorlanan polis, siyahilerle bir kez daha karşı karşıya kaldı.

Ama ondanda daha önce kendisi de siyahi olan Baltimore kenti başsavcısı Marilyn Mosby, çıkışıyla takdir topladı.

Mosby, topladığı delillere dayanarak altı polisi cinayetle suçladı.

Polislerin Gray’i yasadışı biçimde gözaltına aldığını ve elleri ile ayakları kelepçeliyken yardım çağrısına kulak asmadığını belirterek, açığa alınan polisleri sanık sandalyesine oturtmakta kararlı.

Siyahi gencin öldürülmesi olayının yargı süresinin hızı, dikkatleri bayan savcının üzerine çekti.

Ülkenin en genç savcısı da olan Mosby, ocak ayında seçimle göreve geldi.

(Biz daha yeni cumhurbaşkanını seçtik ama halen valiyi bile seçemiyorken, Amerika’da savcıyı bile halk seçiyor.)

Genç savcı, seçildiğinde “polislerin hesap verme sorumluluğunu sağlama” sözü vermiş.

Çünkü savcının yaşadığı bir olay, savcı olmasını sağlamış.

Mosby’nin dedesi Massachusetts eyaletindeki ilk siyah polislerden.

Annesi ve babası de emniyet görevlisi Mosby‘nin “adalet tutkusu”; henüz 14 yaşındayken kuzeninin uyuşturucu satıcısı sanılarak evinin merdivenlerinde polis tarafından öldürülmesiyle başlamış.

Sadece bu değil, “Afrika kökenli Amerikalı olarak polis tarafından taciz edilme deneyimlerim var” demişti, bir söyleşisinde…

Benim için daha önemli olanı, savcıya verilen halk desteği.

Genç savcının olayı çözeceğine ve sanıklara gereken cezayı vereceğine inanan halk, destek eylemleri yapıyor.

***

Gelelim bize…

Bizde de elbette polis şiddeti var.

Ancak bizdeki polis şiddeti, daha çok ırk olarak kendisini göstermiyor, uzun bir mesai harcadığı eylemlerde kendisini kontrol edemeyenlerde görülüyor.

Eskiden her masum, polis şiddetiyle tanışırken, şimdi “eylemci” veya “terörist” diyeceklerimiz, yani halka ve polise şiddet uygulayanlara şiddet yapıldığı görülüyor.

Savunanlar ise Amerika’daki gibi “masum insanı savunan, masum halk” değil. Daha çok şiddet yanlısı kişiler, şiddeti protesto ediyor ve hiç inandırıcı gelmiyor.

Oysa terörist de olsa, polisin şiddet uygulama hakkı yok.

Yargı, eyleme katılanlarla ilgili karar verecek olandır; polis ceza verecek konumda değil.

Bizde seçimle işbaşına gelen savcı olmadığından, halka verdiği bir sözü de bulunmuyor.

Bizdeki yargı “bizden olan yargıyı bulana dek” sıkıntı, sonrası değil.

Ergenekon terör örgütünün “bizden olan savcı” ile “bizden olan hâkim” arayışına şimdi de paralel örgüt katıldı.

Ve halk, yargıya nerede güveneceğini, nerede güvenmeyeceğini bilmiyor.

Yetkisi olmadığı halde, hiçbir suçu olmayan masum insanlar dinleyen, kasete alan, tehdit ve şantaj olarak kullanan polisi koruyan yargı bulunabiliyor.

Böyle olunca da vatandaşın yargıya güveni azalıyor, zaten polise güven duymuyordu.

Ancak, Amerika ile bizim farkımız sadece yargı ve polisle ilgili değil; eylemcilerle de ilgili…

Polis kurşunuyla öldürüldüğü söylenen, ekmek almaya gidiyordu mizanseniyle de tümden  masumlaştırılmaya çalışılan Berkin Elvan olayında, polis şiddetini protesto etmek, eylemci dahi olsa haktır.

Ancak, Berkin’i polis öldürünce suç olması, eylemcilerin başkalarını öldürmesini masumlaştırmaz.

Hatta onun hıncıyla hiç suçu olmayan bir çocuğu, bir genci, herhangi birisini acımasızca, vahşice, zalimce katletmek, eylemcileri/teröristleri aklamaz.

Eğer polis şiddetine karşıysanız, sivil şiddetine de karşı olmalısınız.

Polis şiddetine karşı olan, terör örgütlerinin şiddetine de karşı olur.

Polis şiddetine karşı olan, kendinden olanların şiddetine de karşı olur. Tıpkı kendinden olmayanların şiddetine karşı olduğu gibi…

Amerika’da sokağa çıkan zulme karşı çıkıyor; bizde ise zulmedenler, zulme karşı çıktığını söylüyor, kendisini bile inandıramıyor.

 

Tweetimden seçmeler

Hiçbir partinin yandaşı olmayan medya organı ve çalışanı görmek dileğiyle, meslektaşlarımım 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Gününü kutlarım.

 

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: