05 Ocak 2015 Pazartesi, 10:38
A. Hakan Karayılan
A. Hakan Karayılan [email protected] Tüm Yazılar

Amaca giden her yol mubah mı, süreç mi sonuç mu?

Amaca giden her yol mubah mı, süreç mi sonuç mu?   Modern kapitalist ve seküler sistemin temel argümanlarından birisi de “kazanmaktır.” Modernizmin temel hedeflerinden biri haline gelen kazanmak, insanın varlık sahasında ki konumunu da belirleyen en önemli nişanelerden birisi olarak kabul edilmektedir. Daha ilk okuldan itibaren hayatta başarılı olmayı ve bunun neticesi olan kazanmayı hedef […]

Amaca giden her yol mubah mı, süreç mi sonuç mu?

 

Modern kapitalist ve seküler sistemin temel argümanlarından birisi de “kazanmaktır.” Modernizmin temel hedeflerinden biri haline gelen kazanmak, insanın varlık sahasında ki konumunu da belirleyen en önemli nişanelerden birisi olarak kabul edilmektedir.

Daha ilk okuldan itibaren hayatta başarılı olmayı ve bunun neticesi olan kazanmayı hedef alan bir eğitim sistemi içerisinde kendini bulan birey, hayatının bütün alanlarında bu düsturu yerine getirmek için çaba sarf etmeyi ulvi bir görev olarak görmektedir neredeyse.

Kişinin kendisini ispatlama, toplum nezdinde itibar kazanma ve buradan da kendi varoluşunu kendinde gerçekleştirme düşüncesi, insanı kazanmanın ve başarının kölesi yapmıştır ne yazık ki.

Hayatı ve insanları sahip oldukları statü, zenginlik, iş, meslek, ve buna benzer maddi değerlerle tartmaya çalışan modern insanın temel hedefi de ortaya çıkmaktadır. Toplum tarafından değer gören bir işe ve zenginlik seviyesine ulaşmak, buradan hareketle de toplumda hem söz hem de prestij sahibi olabilmek.

Bunun nasıl sağlanacağının yolu açıktır aslında. Başarıya giden yolda sonucu gerçekleştirmek ve yola çıkan bütün engelleri aşmak için her şeyi mubah görmektir. Amaç sonuçlarla ilgilenmektir. Çünkü sizin göstermiş olduğunuz gayret ve çabanın kendisi değil, onların neticesi olan sonuç ve bu sonucun size kazandırdığı maddiyat asıl ölçüdür.

Bu algı ve düşünüş insanı müthiş derecede egoist ve narsist yapmaktadır. Hayat salt “ben”in etrafında örülmüş bir sistemdir artık. Her şey “ben” için çalışmakta ve her şey bu ben üzerinden anlam kazanmakta ve değerlendirilmektedir.

İnsanlar amaçlarını gerçekleştirmek için yoldaki taşları ve engelleri kaldırmayı bir amaç görmektedir. Zayıf ve ezik insanların kendi başarıları için basamak yapılması hiç de utanılacak bir durum olarak gözükmemektedir de.

Bu modern algının insana getirdiği aşırı öz güven ve kendini gerçekleştirme baskısı, insanı bir çok etik ve ahlaki motivasyonun dışında alternatif bir inanç ve seziş gerçekleştirmesine sebep olmaktadır. O da zayıf olan insanların başarısızlıklarını kendi yanlışlarına ve iş bilmemelerine bağlanmaktır. Böyle insanlar dürüst davrandıkça bir yere gelemeyecekler ve hep ezilmeye mahkum yaşayacaklardır. Bu neredeyse genel geçer bir kural haline gelmiştir günümüzde.

“Sizin çok ulvi amaçlarınız olabilir mesela. Sistemi değiştirmek, siyasette söz sahibi olmak, ülkenin politikasında etkin ve yetkin olabilmek gibi. Hatta bunları belli inanç ve duygusal bir ivmeyle gerçekleştiriyor bile olabilirsiniz. Hatta bu amacı gerçekleştirmek için ilahi kitaplardan davanıza payanda bulabilir. Seçilmiş olduğunu iddia ettiğiniz kimselerin gaybî tasavvurlarından kendinize misyon bile çizebilirsiniz.”

Görünürde hiç de tehlikeli olmayan amaçlar olarak bunları bir yere not edin!

Burada değinmek istediğim asıl mesele modern algının bizim inanç ve duygu dünyamızda meydana getirdiği aşınma ve tahribattır.

Amaçlarınız yukarıda zikrettiğim gibi çok ulvi ve manevi olabilir. Ancak amaçlarınızı uygularken takip edilen yolun kendisi de en az bu amaç kadar önemli olması gerekmez midir?

Bir amacı gerçekleştirirken kullanmış olduğunuz yöntem ve sistemin de amaçlar kadar ulvi ve doğru olması gerekmez mi?

O yüzden sormak isterim. Süreç mi, sonuç mu?

Hz. Peygamber bir hadisinde şöyle buyurur; “Ameller niyetlere göredir” siz bir işi gerçekleştirmek için daha yola koyulmadan, daha yola ayak basmadan hem zihinsel hem de ruhi bir süreçten geçerek amacınızı ortaya dökmeniz mesajı verilir. Böyle bir niyet ile yola çıkmanız tavsiye edilir.

Önemli olan sonuç değildir artık. Çünkü çıkılan bu yolda sonucun olup olmayacağı veya sizin bu sonuca ulaşıp ulaşamayacağınızın bir önemi yoktur artık. Size düşen yolda ne yaptığınızdır. Yolda takınmış olduğunuz hal, hareket ve ahlakilikten mesul tutulacaktır insan. Aynen Hz. İbrahim’in ateşine su taşıyan karınca gibi, size düşen üzerinizdeki vekaleti yerine getirmektir. Yoksa sadece ateşi söndürmek değildir.

Bütün bunları yazmamdaki temel hedef, modern insanın sonucu kendisine bir referans olarak alırken İslam’ın sürece dikkat çekmesidir. Buradan hareketle, hangi amaç ve dava için yola çıkılırsa çıkılsın takip edilen yol, yol değilse sonuç asla bir zafer olmayacaktır.

Yalan, yanlış, hileli ve batıl yollardan Hak bir dava ikame edilemez.

Eğer maddi bir takım kazanımlara bakarak ama dediğiniz gibi değil derseniz, o makamlara ve o zenginliklere sahip olan insanların gönül fakirliklerine ve yolun sonunda nasıl bir varlığa dönüştüklerine bakın derim. Vesselam.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: